Yedinci Sanat - Mesele 121

Bazı filmler film sayılmaz. Bu filmleri zaman geçirmek için izleyemezsiniz çünkü. Hemen her sahnede ara verip düşünmeniz, hissinizi, fikrinizi, vicdanınızı yani tamamıyla kendinizi gözden geçirmeniz gerekir. Bu ruhunuzla başbaşa kalmak gibi bir şey... Nitekim bu tür filmler insanda öze dönüşe, yani farkındalığın gerçekleşmesine yardımcı olur.

Pera Film, Berlin Film ve Televizyon Müzesi işbirliğiyle “Berlin - Yuva Denilen Şehir” başlıklı bir program sunuyor. Deutsche Kinemathek küratörlüğündeki program, 20. yüzyılı çalkantılar içinde geçirmiş çok yönlü kentin 90 yıllık tarihini gözler önüne seriyor.

Pera Film’in, sinema topluluğu Fol iş birliğiyle düzenlediği “Başkasının Eli” film ve söyleşi programı, yönetmen Luise Donschen’in ilk uzun metrajlı filmi Kasanova Geni’ni mercek altına alıyor. Pera Müzesi Oditoryumu’nda, 24 Mayıs Cuma günü gerçekleşecek ücretsiz film gösteriminin hemen ardından, Luise Donschen bir söyleşide sinemaseverlerle buluşacak.

Arjantin İstanbul Başkonsolosluğu’nun katkılarıyla Akbank Sanat tarafından düzenlenen Güncel Arjantin Filmleri seçkisinde ülke sinemasından dört ilginç film sinemaseverlerle buluşacak. Gösterimler 18-25 Mayıs tarihleri arasında. Akbank Sanat'taki filmlerin bilet fiyatları 5 lira.

Uluslararası İşçi Filmleri Festivali artık 14 yaşında. Bu yıl göstereceğimiz 74 film ile birlikte 14 yılda toplam olarak 835 film göstermiş olacağız. Ücretsiz, sponsorsuz, yarışmasız ‘Alternatif bir film festivalini’, sinemada oluşturulan ‘piyasa’ kurallarının dışında, gönüllü emekle 14 yıldır sürdürüyoruz.

Pera Film, gerçekliğin ve toplumsal hafızanın izlerini hatıralar aracılığıyla süren karakterlerin hikayelerini seyirci ile buluşturan Hatıranın Peşinde başlıklı yeni bir film programı başlattı. 30 Mayıs’a kadar sürecek program kapsamında sunulan Aidiyet ve Yoldaşlık bölümü, sanatçı Aykan Safoğlu’nun video ve filmlerden oluşan kapsamlı bir seçkiyi ilk kez perdeye taşıyor.

İstanbul Film Festivali’nde Onat Kutlar Jüri Özel Ödülüne layık görülen Yuva’nın yönetmeni Emre Yeksan, Ankaralı seyircilerle buluştu. Filmdeki gerçek ve hayal arasındaki ilişkiyi yorumlayan Yeksan “Sıkıntının içinden bakmaya devam ettikçe çıkışı bulamıyoruz. Sıkıntıdan kurtulmanın yolunun da hayal etmek, geçmişle ve gelecekle bağ kurmak olduğunu düşünüyorum” dedi.

Filmler, toplumsal tarihin kurduğu siyasal dizgenin, sosyal statülerin ve ekonomik dengelerin oluşturduğu sistemi, sinemanın grameri ile kutsar ya da sorgulatır. Bu iki ana ayrım, yaratıcı kadronun dünyaya ve olaylara bakış açısına, siyasal duruşuna göre belirlenir.[1]

Özellikle ekseninde edebiyatçıların, yazarların olduğu, onların savrulmalarla geçen hayatlarını, korkularını, aşklarını, takıntılarını, hayal kırıklıklarını, başarısızlıklarını işleyen filmleri daha ilgiyle izliyorum. Yazıya uzak, ortalama bir izleyicinin gözden kaçırma ihtimali yüksek olan ayrıntılarda kendimi yakaladıkça yaptıklarıma, yapamadıklarıma dışarıdan bir gözle bakmanın iniş çıkışlarını yaşıyorum. Beni Affedebilir misin? – (Can You Ever Forgıve Me?) tam da böyle bir filmdi işte.

Bu yıl 51’inci kez verilen Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri sahiplerini buldu. İlk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan Nuri Bilge Ceylan imzalı "Ahlat Ağacı" büyük ödül de dahil olmak üzere toplam altı ödüle layık görüldü.

Roma, Meksikalı film yapımcısı Alfonso Cuarón (Ananı Da!, 2001, Son Umut, 2006 ve Yerçekimi, 2013) tarafından yazıldı ve yönetildi. Siyah beyaz olarak tamamen Mexico City'de çekilen film, Cuarón’un şehrin Roma mahallesindeki çocukluğuna (1961'de doğdu) ve Cuarón’un kendi dadısına adanmış bir zamanda yolculuk.

Kadınlarla kadınlar için sinema yapmak üzere kurulan Filmmor Kadın Kooperatifi, yine imkansızlıkları mümkün kılarak, Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin 17’ncisini düzenliyor. 7 Mart’ta İstanbul’da başlayacak Festival, 7 Mayıs’a kadar İzmir, Antalya, Mersin, Giresun, Adana, Diyarbakır’da kadınlarla buluşmaya hazırlanıyor.

Kefernahum, Nadine Labaki’nin yönettiği bir film. “Beni doğurdukları için aileme dava açtım” diyen Zain’in sözleriyle başlayan film yoksul, mülteci, Arap ve siyahları, onların dünyalarına tepeden bakan beyaz bir yönetmenin gözünden izleme deneyiminin ötesine geçmiyor.

Pera Film, zaman anlayışına alışılagelmişin dışında bir bakış sunan Zaman Değişmeli sergisi kapsamında yeni bir film programı sunuyor. Zaman Dilimleri başlığını taşıyan program, zaman kavramına farklı açılardan yaklaşan hikayeleri bir araya getirirken, kült filmlerden belgesellere, bilim kurgu klasiklerinden yakın zamanda ses getirmiş yapımlara uzanan bir seçkiyi barındırıyor. 

Pera Film’in, Parajanov, Sarkis ile sergisi kapsamında izleyiciyle buluşturduğu “İsyankar İmgeler: Sergey Parajanov” programı devam ediyor. Seçkide; 20. yüzyılın en büyük başyapıtlarından biri olarak anılan Narın Rengi, eski bir Sovyet Gürcü halk masalı olan Suram Kalesi Efsanesi ve yönetmenin öne çıkan erken dönem eserlerinden Ukrayna Rapsodisi bulunuyor.

8'inci Pembe Hayat KuirFest, 24 Ocak Perşembe akşamı "Sevgiler, Scott" filminin gösterileceği açılış töreni ve ardından Anahit Sahne’de gerçekleşecek konser ve partiyle festival sezonunu açıyor. 25-26-27 Ocak tarihlerinde gerçekleşecek olan festivale bu yıl Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi, Fransız Kültür Merkezi ve Tasarım Atölyesi Kadıköy ev sahipliği yapacak.

Orjinal adıyla Japonca şöyle: 万引き家族 yazılan, İngilizceye Shoplifters olarak çevrilen, Almanya´da Familienbande adıyla gösterime giren ve Türkçeye Aile Çetesi ya da Dükkan Hırsızları olarak çevirebileceğimiz[1] film 2018 Cannes film festivalinde Altın Palmiye ile ödüllendirilen bir Japon filmi.

Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival, 30 Kasım’da Ankara’da başladığı yolculuğunu 13 Aralık’ta Kastamonu’da tamamladı. Festivalde 60’ın üzerinde film, iki hafta boyunca Ankara, Sinop ve Kastamonulu sinemaseverlerle buluştu.

Bu yıl 69'uncu kez düzenlenecek olan Berlin Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde yer alacak filmler açıklandı. Fatih Akın’ın yeni filmi The Golden Glove ve Emin Alper imzalı Kız Kardeşler de seçkide yer alıyor. 2019 Berlinale, yaklaşık 20 yıldır festivalin direktörlüğünü yürüten Dieter Kosslick'in de vedasına sahne olacak.

Yağmurlu, rüzgarlı ve soğuk bir kasım akşamında Köln-Mülheim´da Ren nehrine yakın bir sokağa giriyorum. Buram buram Tüpisch Türkisch (tipik Türk) kokan bir hava var. 126 numaralı binanın önünde bekleşen insanlara yaklaşıyorum. Kimi soğuğa rağmen elindeki bira şişesiyle ayakta, sigara içiyor, kimi uzun zamandır görmediği tanıdıklarıyla selamlaşıp şakalaşıyor.

Roma'da 77 yaşında hayatını yitiren ünlü İtalyan film yönetmeni Bernardo Bertolucci sadece İtalyan değil dünya sinemasının da dev yönetmenleri arasında görülüyor ve "20. yüzyılın son büyük maestrosu" olarak anılıyordu. 1960'ların başında ilk filmlerini çekmeye başlayan Bertolucci’nin imza attığı unutulmaz filmlerinden bazıları...

Filistin Kültür Bakanlığı Sinema Bölümü Direktörü Lina Bokhary, koşullar hiçbir zaman iyi olmadığı halde filistinli sinemacıların mücadeleleriyle üretimin devam ettiğini söyledi. Bokhary’ye göre Filistinli sinemacılar için film yapmak, “hayatta kalmak” ve mücadeleyi sürdürmek demek.

Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival, bu yıl 30 Kasım’da yirmi dördüncü kez yollara düşüyor. Festival, ilk durağı Ankara’nın ardından, 7-9 Aralık tarihleri arasında Sinop’u, 10-13 Aralık’ta ise Kastamonu’yu ziyaret edecek.

Engelsiz Festival kapsamında düzenlenen “Engelsiz Yarışma” ödülleri, 20 Ekim akşamı Goethe-Institut Ankara’daki törende sahiplerini buldu. Gazeteci-yazar Sevim Gözay’ın sunduğu gecede 696 izleyicinin oylarıyla belirlenen Seyirci Özel Ödülü, İşe Yarar Bir Şey filminin oldu.

Genç Karl Marx filminin yönetmeni Raoul peck, filminde Marx ile Engels arasındaki gerçek ilişkiyi, ortaklığı, biçimlendiği haliyle göstermek istediğini söylüyor. Sosyalistler arasında bunu kendi amaçları için saptıranların bulunduğunu belirten Peck'e göre kapitalist topluma ilişkin temel çözümlemeye ve bunun bugün nasıl kullanılabileceğine dönmek daha önemli.

Sofya (Sonya olarak da bilinir) Kovalevskaya hakkında  iki film yapılmış  ama maalesef Amazon’da bile kopyaları bulunmuyor. Bunlar 1983 yapımlı Ay’ın Karanlık Yüzündeki Yokuş ve 1985 yapımlı Sofya Kovalevskaya başlıklı filmler. Bununla beraber, Kovalenskaya’nın hayatının filmlere konu olacak kadar  ilginç olması nedeni ile bazı noktaları paylaşmakta yarar var.

Köln’de geçtiğimiz haftalarda Kazım Öz’ün iki filmini izledim. Kurgu-drama olan Zer filmine gittiğimde salon tıka basa doluydu. Kısa bir aradan sonra Beyaz Çınar Dom kilisesi yakınlarındaki Museum Ludwig’de gösterildiğindeyse ilginin az olduğu, yani salonun dolmayacağı baştan belliydi. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki; bir filme (ya da başka bir sanat eserine) ilginin bu şekilde az olması kesinlikle filmin (ya da sanat eserinin) kalitesiyle değil, tamamen izleyicinin beklenti ufkuyla bağlantılıdır.

"Film izlerken ağlamayı severim. Ama komik bir sahne varsa gülmeden de edemem. Bana göre izlediğim filmin kalitesi ya da başarısı, benim o filme ağlayarak ya da gülerek verdiğim tepkiye bağlıdır. Çünkü bir film; görselleri, sözlü metni, müziği ve kurgusuyla hiç çekinmeden iç dünyama girer, orada zayıf ya da güçlü olan yanlarımı keşfeder. Keşfettiği şeyi -acımasız bir açıklıkla- ekranda sergiler. Ben de oturduğum yerde ağlayarak ya da gülerek "Evet, çok doğru. Haklısın..." der gibi karşılık veririm.

İşte ZER adında bir film... Aslında film değil türkü... Kürtçe bir türkü... Yok, sadece türkü değil de, onun hikayesi sanki... Ya, her neyse işte...! Bu ZER iç dünyama öyle bi girdi ki, izlerken kahkahayla karışık ağlama moduna geçtim diyebilirim. "Ayıp mı oldu?" diye etrafıma baktığımda sinema salonundaki hemen herkesin benim gibi olduğunu görünce rahatladım. Hakikaten herkes benim gibiydi...! Ekrandaki bütün kahramanlar da bizimle aynıydı...! Hemen hepsi Dersimli...!"

Kibar Feyzo bildiğimiz Kemal Sunal... Bir Atıf Yılmaz filmi bu. 1978’de çekilmiş. Memleketin en iyi tiyatro ve sinema oyuncuları, mesela Adile Naşit, Şener Şen, İlyas Salman, İhsan Yüce, Erdal Özyağcılar, Müjde Ar, Kemal Sunal ile birlik olup işin bir ucundan tutmuşlar. Her biri işini öyle güzel yapmış ki, birinin söylediği herhangi bir cümleden iki kelime -hatta kelimeyi bırakın, iki bağlaç bile çıkarsanız, sanki film tamamen o kendine has tadını kaybedecekmiş gibi... Yani öyle lezzetli işte...!

Savaş, insanın sevdiğinden daha fazla mı kutsaldır? Sevgi tanımı ne kadar değişebilir? Yeryüzünün neredeyse tüm koruma hikayelerinin ortaklığı, namus şemsiyesi altında toplanmak mıdır? Bu kadarla da sınırlı değil. Besa, bu ve benzeri ve hiç benzemeyeni sorularla başbaşa bırakıyor izleyiciyi.

Göbek hizasında kavuşmuş bir çift el gördüğünüzde ne düşünürsünüz?... Bir de ellerin sahibinin kafasını hafifçe öne eğdiğini ve karşısındakiyle yüzüne bakmadan, düşük frekansla konuştuğunu hayal edin... Nedir bu? Bir biat etme hali. Peki biat nedir? Doğu kültürünün hala kendisiyle hesaplaşıp, bir türlü bilince çıkaramadığı kötü bir nüvesi… Yani insanın kendisinden daha güçlü olan karşısında; „Bana istediğini yap. Buna rağmen her durumda, her yerde ve her zaman emrine amadeyim.“ demesi.

17.08.2017 tarihinde Almanya´nın her yerinde aynı gün gösterime giren The Promise-Die Erinnerung bleibt korku filmi değil. Ama korku filminden daha korkunç olan tarihsel katliamın kısa özeti gibi bir şey. Konusu 1915´te Osmanlı coğrafyasında İttihat ve Terakki Fırkası’nın sistemli bir şekilde organize ettiği Ermeniler´e yönelik soykırım.

Bazı filmleri içeriksel bütünlüğüyle düşündüğümüzde bir tek kategoriyle değerlendirmek, herhangi bir çekmeceye koyup yerleştirmek mümkün değil. Çünkü bu tür filmler kendi bileşenleri içinde birden fazla kategoriyi barındırır. İşte 2 Mart´tan itibaren Almanya’daki 350 sinemada gösterime giren der junge Karl Marx (Genç Karl Marx) da böyle bir film.

Çocukluğu benim gibi Anadolu´nun güney doğusunda geçenler bilirler. Yazın öğle vakti havanın sıcaklığı 40 dereceyi aştığında, döşekler de akşam vakti damlara çıkar. Damlara kilimler serilir. Kilimlerin üzerine minderler sıra sıra dizilir. Minderlerin üzerine damların duvarlarına yaslanan yastıklar yerleştirilir ve böylece bir ailenin yani Kürtçe deyişle Xoranta´nın yaz sezonu başlamış olur.

Diğer Makaleler...