Yedinci Sanat - Mesele 121

Genç Karl Marx filminin yönetmeni Raoul peck, filminde Marx ile Engels arasındaki gerçek ilişkiyi, ortaklığı, biçimlendiği haliyle göstermek istediğini söylüyor. Sosyalistler arasında bunu kendi amaçları için saptıranların bulunduğunu belirten Peck'e göre kapitalist topluma ilişkin temel çözümlemeye ve bunun bugün nasıl kullanılabileceğine dönmek daha önemli.

Sofya (Sonya olarak da bilinir) Kovalevskaya hakkında  iki film yapılmış  ama maalesef Amazon’da bile kopyaları bulunmuyor. Bunlar 1983 yapımlı Ay’ın Karanlık Yüzündeki Yokuş ve 1985 yapımlı Sofya Kovalevskaya başlıklı filmler. Bununla beraber, Kovalenskaya’nın hayatının filmlere konu olacak kadar  ilginç olması nedeni ile bazı noktaları paylaşmakta yarar var.

"Film izlerken ağlamayı severim. Ama komik bir sahne varsa gülmeden de edemem. Bana göre izlediğim filmin kalitesi ya da başarısı, benim o filme ağlayarak ya da gülerek verdiğim tepkiye bağlıdır. Çünkü bir film; görselleri, sözlü metni, müziği ve kurgusuyla hiç çekinmeden iç dünyama girer, orada zayıf ya da güçlü olan yanlarımı keşfeder. Keşfettiği şeyi -acımasız bir açıklıkla- ekranda sergiler. Ben de oturduğum yerde ağlayarak ya da gülerek "Evet, çok doğru. Haklısın..." der gibi karşılık veririm.

İşte ZER adında bir film... Aslında film değil türkü... Kürtçe bir türkü... Yok, sadece türkü değil de, onun hikayesi sanki... Ya, her neyse işte...! Bu ZER iç dünyama öyle bi girdi ki, izlerken kahkahayla karışık ağlama moduna geçtim diyebilirim. "Ayıp mı oldu?" diye etrafıma baktığımda sinema salonundaki hemen herkesin benim gibi olduğunu görünce rahatladım. Hakikaten herkes benim gibiydi...! Ekrandaki bütün kahramanlar da bizimle aynıydı...! Hemen hepsi Dersimli...!"

Köln’de geçtiğimiz haftalarda Kazım Öz’ün iki filmini izledim. Kurgu-drama olan Zer filmine gittiğimde salon tıka basa doluydu. Kısa bir aradan sonra Beyaz Çınar Dom kilisesi yakınlarındaki Museum Ludwig’de gösterildiğindeyse ilginin az olduğu, yani salonun dolmayacağı baştan belliydi. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki; bir filme (ya da başka bir sanat eserine) ilginin bu şekilde az olması kesinlikle filmin (ya da sanat eserinin) kalitesiyle değil, tamamen izleyicinin beklenti ufkuyla bağlantılıdır.

Kibar Feyzo bildiğimiz Kemal Sunal... Bir Atıf Yılmaz filmi bu. 1978’de çekilmiş. Memleketin en iyi tiyatro ve sinema oyuncuları, mesela Adile Naşit, Şener Şen, İlyas Salman, İhsan Yüce, Erdal Özyağcılar, Müjde Ar, Kemal Sunal ile birlik olup işin bir ucundan tutmuşlar. Her biri işini öyle güzel yapmış ki, birinin söylediği herhangi bir cümleden iki kelime -hatta kelimeyi bırakın, iki bağlaç bile çıkarsanız, sanki film tamamen o kendine has tadını kaybedecekmiş gibi... Yani öyle lezzetli işte...!

Savaş, insanın sevdiğinden daha fazla mı kutsaldır? Sevgi tanımı ne kadar değişebilir? Yeryüzünün neredeyse tüm koruma hikayelerinin ortaklığı, namus şemsiyesi altında toplanmak mıdır? Bu kadarla da sınırlı değil. Besa, bu ve benzeri ve hiç benzemeyeni sorularla başbaşa bırakıyor izleyiciyi.

Diğer Makaleler...