Sahne Tozu - Mesele 121

Türk Tiyatrosunda müzikallere sıkça rast gelinemiyor.
Bir tiyatro sezonunda, bazen, yeni bir müzikal sahnesi kurulmamış bile bulunuyor hatta eskilerden tekrar edileni dahi görülmüyor.
Yıllardır Lüküs Hayat operetine hasret kaldığımızı sitemle duyuralım; bu arada...
Müzikalin yapım süreci, tekniği, sahnelenmesi zor olduğundan mıdır nedir, bu bilinmez; tiyatro kuramcılarına söz düşer!
New York’da Broadway, Londra’da Piccadily, Paris’te Macau, Moskova’da Teatralnaya Ploschad tiyatro bölgelerinde müzikalden geçilmiyorken, Türkiye’de [Taksim’de?!] yılda bir iki müzikal gösterime çıksa, bize bayram havası...
Sezon neredeyse müzikalsiz geçiyor derken yeni yapılmış hârika bir müzikal oyun tiyatro-severlerin yüreğini hoplattı:
“Felâtun Bey ile Râkım Efendi”

Türkiye’nin en güçlü sesleri arasında yerini almış sanatçı Ahmet Kaya’nın hem eserlerinin hem de yaşamından kesitlerin yer aldığı müzikli tiyatro oyunu ‘Hep Sonradan’ için geri sayım başladı. ‘Hep Sonradan’, Paris’te sürgünde yaşayan Salih’in, hastalığından dolayı çocukluk arkadaşı olan Ahmet Kaya’yı ve müziklerini unutmama, hatırlama çabası üzerinden çarpıcı bir hikayeleştirme ile sahnede olacak.

Broadway müzikallerini Türkçeye kazandırmak, Türkçe söylemek zor iş!
Her şeyden evvel Amerikan esprilerine dil döndürmesi zor...
Mesela, oyunda olur olmaz, soğuk ve rahatsız edici gülen bir karakter var, “Kahkahaya çalışıyorum” diyor; bu şakanın Amerikan kültürü dışında bilinmesi güçtür.
Bu güçlüklere karşın iki Amerikan tiyatro yazarının kaleminden çıkmış bir müzikal, İstanbuL’da kendi sahnesi olmayan, göçebe kalmış Devlet Tiyatrosu elinde gayet güzel sahnelenmiştir:
Günün Çorbası bu yılın en iyi müzikalidir; sahi başkası da var mıydı?

Hâlâ kadınları konuşuyorlar. Cinayete kurban gidenleri, hamileyken sokağa çıkması ayıp karşılananları, pembe otobüse binmesi gerekenleri, eski eş-sevgilinişanlı tarafından öldürülen, faillerinin cezasız kaldığı kadınları, anne olmaları gerektiğini, ne giyip ne giymeyeceklerini konuşup duruyor erkekler. Kadınlar da kendilerini konuşuyorlar; sokakta, sahnede, internette, konser salonunda ve daha nice yerde.

Uzlaşmak gerçekten mümkün müdür, uzlaşı sağlandığında tarafların arasında hâlen hâl olmamış bir alan geriye kalır mı?
Eğer tek tek bireylerin, bizlerin yaşamı sabahtan akşama uzlaşıyla geçiyorsa, bir şeylere razı oluyor, kendimizce buna da uzlaşı diyorsak, mutlak anlamıyla bu bir uzlaşma mıdır?
Uzlaşının kendisinde bir uzlaşmazlık imkânı var mıdır?
İşte bu ve bunun çevresinde dönen birçok sorunun yanıtını bilimsel disiplinler arasında gezinip, ister psikolojiden isterseniz sosyal bilimlerin uygun bulduğunuz hangi yöntemi olursa olsun uygulayıp arayabilirsiniz; ama geride hep uzlaşılmamış, belki anlaşılmamış bir şey kalacaktır.
Bana kalırsa, metafizik bir duygulanımla, uzlaşmayı kavramak üzere tiyatroya gitmeli.
Tiyatro bilir bunun yanıtını ve sizin için bu meselenin bam teline basacaktır.

“Bir Oyun izledim hayatım değişti”, diyemeyeceğiniz türden, soap tiyatro eserleri başına koymanız gerekecek birisini, İstanbul Şehir Tiyatroları, Darülbedayi sahneleri sergiliyor:
Matruşka!
Oyun birkaç sezondur perde açıyor, zaten tek perdedir, çarçabuk da bitiyor, tadı damağınızda kalıyor.
Cici, azıcık da hoppa fakat hakkını yememeli, aile görgüsü de görmüş bir genç kadın rolündeki oyuncuyla, onu baştan çıkartan azıcık olgunlaşmış evli bir erkeğin diyaloglarına dayanıyor.
Eğlendiriyor lakin bütün bunların bize mesajı nedir, sorusunu da açıkta, ortada bırakıyor.

Diğer Makaleler...

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.
Mesele Bülteni'ne abone olduğunuz için teşekkür ederiz

Facebook'ta Mesele