Sahne Tozu - Mesele 121

Hayatının en güzel yıllarını Suriye’de akla gelmeyecek işkencelerin uygulandığı Sednaya hapishanesinde geçiren Hataylı Riyad Avlar, kendine bir söz verir; yaşadığı müddetçe oradaki insanların sesini dünyaya duyurmaya çalışacaktır. Fransız yönetmen Ramzi Choukair İstanbul’a gelip “Saidnaya oyunu sensiz olmaz” dediğinde de bu sözünü hatırlar.

Kültür Sanat-Sen pandemiye karşı prova ve temsillerde önlem almanın mümkün olmadığına dikkat çekti. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne prova ve temsilleri durdurma çağrısında bulunan sendika, “Önce hayat, sonra sanat” dedi.

24. İstanbul Tiyatro Festivali, 14 Kasım Cumartesi akşamı Yapı Kredi bomontiada’da gerçekleşen açılış gösterisi Diagonale Ascendante ile başladı. Fransız Retouramont topluluğu tarafından hayata geçirilen gösteri ücretsiz olarak sahnelendi.

‘Artık babasız olduğuna göre bir babanın anısıyla baş etmek zorundasın. Çoğu zaman bu anı, hayattaki bir babadan daha güçlüdür; emredici, uzun ve sert konuşmalar yapan, evet ve hayır diyen bir iç sestir; bir tür ikili koddur; Evet hayır evet hayır evet hayır; zihinsel ya da fiziksel her hareketinizi, en küçük bir hareketinizi bile yönlendirir. Hangi noktadan itibaren kendiniz olursunuz? Tam olarak asla; her zaman onun bir parçasısınızdır. İç kulağınızdaki bu ayrıcalıklı konumu, babanıza çektiğiniz son ‘kıyak’tır. Tüm babalar bu ayrıcalığı kullanır. Donald Barthelme[1]

Mart 2020’de gelen pandemi hâlâ yakamızı bırakmasa da tiyatrolar harıl harıl prova yapıyorlar. İzleyicileriyle buluşmayı bekleyen oyunlar, oyuncular kadar siz de heyecanlı mısınız? Üstelik izleyeceğiniz oyunlar hakkında konuşmak, düşünmek ve yazmak ister misiniz?

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Koronavirüs salgını nedeniyle tiyatroların kapatılması ve açık hava etkinliklerinin yasaklanmasına gelen tepkilerin ardından, açık ve kapalı mekânlarda sahnelecek tüm tiyatro, opera ve bale gösterilerinin yasak kapsamının dışına alındığını duyurdu.

Tiyatro ve performans sanatı alanında çalışan sanatçı, yazar, araştırmacı ve eleştirmenleri birlikte düşünme, tartışma ve üretime davet etmek için kurulan Kritik Kolektif, ortak araştırma, yazma ve üretme programı “Beraber”in ilk katılımcılarını arıyor.

Tiyatro emekçileri, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını yüzünden kapalı olan tiyatroların ayakta kalması için geniş katılımlı bir imza kampanyası başlattı. Ortak bir bildiri yayınlayıp devlete çağrıda bulunan tiyatrocular, "Kaynaklar paylaşılsın, tiyatromuz yaşasın!" ifadelerini kullandı.

Usta tiyatrocu Genco Erkal karantina günlerini aydınlatmaya devam ediyor. Erkal, salgın nedeniyle uygulamaya geçirilen sokağa çıkma yasağında evde olanlar için Yalınayak Sokrates oyununu YouTube üzerinden yayımladı. Erkal ilk kez 1985 yılında sergilenen oyunun uzun süre kapalı gişe oynandığını hatırlatarak, "Tek adam yönetimini yaşadığımız şu dönemde bakalım Sokrates bize neler söyleyecek"sözleriyle takdim etti. İyi seyirler...

Genco Erkal, arşivinde bulunan oyunları ücretsiz erişime açacağını açıkladıktan sonra ücretsiz erişime açılan ilk oyun Howard Zinn’in kaleme aldığı ve Genco Erkal’ın hem yönetip hem oynadığı “Marx’ın Dönüşü” adlı oyun oldu. Genco Erkal "Tüm oyun, tekmili birden. Karantina günlerine Dostlar Tiyatrosunun armağanı. Sevgiyle, sağlık dileklerimizle” notuyla paylaştığı mesajla oyunun erişime açıldığını duyurdu. İyi seyirler...

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Alexandre Dumas (père)’ nın ölümsüz eserinden bale sahnesine aktarılan Üç Silahşor’u yeniden izleyicisi ile buluşturuyor. Eser Giuseppe Verdi’ nin müzikleri ile hareket buluyor.

Sait Faik Abasıyanık'ın beş hikayesi, İş Sanat'ta izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor. “Şehir Amber Kokacak” adlı dinletide hikayeler eski bir radyo kayıt stüdyosunun canlandırıldığı sahne düzeniyle edebiyatseverleri nostaljik bir yolculuğa davet ediyor.

Haldun Taner’in 1964 yılında dünya tiyatrosuna kazandırdığı efsane oyun “Keşanlı Ali Destanı” tekrar tiyatro sahnesinde. İlk kez Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Semiha Berksoy başta olmak üzere 40 kişilik dev bir kadro ve Genco Erkal rejisiyle gösterimini yapan oyunu bu kez Yücel Erten rejisiyle, İlker Ayrık ile Aykut Taşkın’ın kurduğu Pervasız Tiyatro sahneye koyma cesaretini gösterdi.

Flamenkonun efsane isimlerinden Antonio Gades’in ölmeden önce kurduğu, kendi adını taşıyan topluluk “Carmen” gösterisi ile dün akşam Cemal Reşit Rey’de sahne aldı. Yıllarca Gades ile dans eden Stella Arauzo’nun sanat yönetmenliğini gerçekleştirdiği gösteri, kareografisi ve dansçıların performansıyla bir şölene dönüştü.

“Çöpçatan Sultan“ 2019 Ekim ayında hayattan ayrılan Amerikalı yazar Sam Bobrick'in “Getting Sara Married“ adlı eserinden Türkçe’ye uyarlanmış bir oyun. Bu oyunla Komedia Türk, yıllarca Arkadaş Tiyatrosu’nun mekanı olarak bildiğimiz Urania Tiyatro Salonu’na ilk temel taşını dikti.

Boğaziçi Üniversitesi Çalışanları Tiyatro Topluluğu Güney Kampüs’te sahneledikleri ikinci oyun olan ‘’Haşmetlü Dilenciler’’ ile seyircilerden büyük ilgi topladı. Üniversitenin özgürlükçü, bireysel gelişimi destekleyen kültürünün çalışanlarını da olumlu yönde etkilediğini belirten Boğaziçi Üniversitesi çalışanları, sanatın hem hayatı kolaylaştıran hem de gözlem gücünü artıran yönüyle kişisel yaşamlarında da çok olumlu bir etkisi olduğu görüşünde.

Amed Şehir Tiyatrosu, yazar Kawa Nemir’in Kürtçe’ye çevirdiği William Shakespeare’nin “Xewna Şevek Havînê (Bir Yaz Gecesi Rüyası)” oyununu Ankara’da sahneledi.Kızılay Yeni Sahne’de izleyicinin karşısına çıkan ve yönetmenliğini Ferhad Feqî’nin üstlendiği oyun seyircilerden tam not aldı.

Son zamanlarda merak ettiğim iki çocuk oyunundan birini görmeyi nihayet başardım. Asıl merak sebebim en sevdiğim Shakespeare oyununun çocuk tiyatrosuna nasıl uyarlandığına ilişkindi. Ancak oyunun müzikle buluşması beni eskilere götürdü. Pazar sabahları televizyonda Danny Kaye’in çocuklara klasik müziği sevdirmek için yaptığı programları kardeşlerimle izlediğimiz günler aklıma geldi. 

Çelik bir korsenin içine sıkışmış, tutkulu, hayat dolu bir bedenle, kanatları bir filin ayakları altında ezilen özgür küçük güvercini düşünün. Sonra o özgür güvercinin zaman zaman çelik korse içine girdiğini ya da çelik korsedeki tutkulu bedenin filin ayakları altında ezildiğini... 

Perde açıldı, oyun başladı ve biz, Şekspir'in baş karakterlerini canlandıran Sör Donald'ın kostümcüsünü, müstear adıyla Giydiriciyi çok sevdik.
Naif, efemine ve kadınsız, hatta biraz da kadın düşmanı, çok bilmiş, çok şey görmüş geçirmiş, azıcık da alkolik, yaşlı biriydi.
Sahne arkasında, onun 29 sene süren dokunuşlarıyla baş aktör Sör Donald giyinip kuşanıyor, makyajını tamamlıyor ve tiyatrosunun kapılarını seyircisine açıyor; hasılı, ne onunla ne de onsuz ediyordu.
Giydiricinin adı Norman, tıpkı Capon Çayevi romanındaki zavallı çaycı Nuridin gibi, toplum dışında kalmış eksik biri aslında.
Norman, Kapitalizmin ürettiği insan tipolojilerinden birisi olarak, Rus romancı Turgenyev'in Lişnii Çelovek başlığını taşıyan hikâyesinde yer aldığınca, lüzumsuz bir adam.
Olmasa da olur, ama olmalı.
Çünkü hayat hep beraber güzel...
Onun yerine Sör Donald'ı oyun kostümlerini giydirecek birisi de bulunurdu.
Robert Musil'in Niteliksiz Adam'ını alın, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ına kadar pek geniş bir yelpaze içinde bu lüzumsuz adamlar, edebiyatın sayfalarında kendilerini gösteriyor.
Bu kez, İngiliz yazar Ronald Harwood'un 1980'den beri dünya sahnelerinden inmeyen, ardı arkasına ödülleri omuzlarına takınmış, insan ruhunun derinliğini sorgulayan eserinde karşımıza LÜZUMSUZ ADAM, efemine-çocuk ruhlu- giydirici NORMAN olarak çıkıyor.
Ona acıyoruz sonunda, aslında kendi içimizeki saklı öteki Norman'ları görmemek için ona acımamız gerekiyor ve üstü çabucak örtülecek utancımızla, sahneyi alkışlarken Norman'a pek üzülüyoruz.

"Ne bakıyorsunuz Karagöz mü oynuyor burda?!..."  dendiğinde ne kastedildiğini hemen anlarız. Çünkü yüzyıllardan beri ne zaman Karagöz oynamaya başlasa meraklı bir kalabalık birikir, ilgi ve neşeyle perdeye yansıyan iki gölgeyi, yani Karagöz’ün arkadaşı Hacivat’la atışmasını izler.

Selahattin Demirtaş’ın "Devran" kitabını sahneye taşıdıktan sonra hedef gösterilen Oyuncu Jülide Kural, “Daha özgür, barış içinde, gerçekten eşitlik içinde yaşamak gibi bir ana hedefimiz varsa bunu öncelikle demokrasiyle temellendirmemiz lazım. Devran ile birlikte küçük bir parçasını biz tetiklemiş olabiliriz. O nedenle güzel oldu bu” dedi.

Ben: Sakine merhaba, ne zamandır sesin soluğun çıkmıyordu. İyi ki tiyatroya gittik de buluştuk.
Sakine: Senin programın doluydu, tiyatro deyince benim her zaman vaktim var. Kadınlarla ilgili tiyatro oyunları görmek özellikle hoşuma gidiyor, hadi konuşalım biraz. Ama önce sen açılış yap bence.

Yazılı bir metnin (çoğunlukla romanın) filme, tiyatroya ya da müzikale uyarlanması her şeyden önce toplu bir Alımlama (Rezeption) çalışmasıdır. Yani metni ele alan rejisör metni nasıl algıladıysa öyle işler, senaryo yazarı alımladığına uygun bir dil kullanır, oyuncular kendilerine verilen rolü eserin bütünü içinde nasıl alımlamışlarsa öyle canlandırırlar. Derken bir tek kişinin, yani yazarın fantezisinden oluşan metin, birden fazla kişinin, yani sanatçının alımlamasıyla güçlenir, görselleşir.

23.İstanbul Tiyatro Festivali’nde merak ettiğim oyunlardan biri Goethe’nin Faust eserini dijital çağda yeniden düşünmek üzere kurgulanmış Being Faust-Enter Mephisto’ydu. Dünyaya dair daha fazlasını bilme, şeylerin özüne varma tutkusuyla şeytanla anlaşma yapan Faust’ın hikâyesi Benjamin von Blomberg’in uyarlaması ve Peter Lee’nin sahnelemesinde sözcüğün her manasıyla oyun olarak tasarlanmış.

Oyuncular Sendikası, “2020 yılında sansür ve engellemelerle mücadelemizi bir adım ileri taşıyoruz” diyerek “Türkiye’de Görsel, İşitsel ve Sahne Sanatları Alanında Sansürün Takibi ve Önlenmesi Projesi”ni hayata geçirdi. 2020’de uygulamaya başlanacak olan proje kapsamında, sansür ve engellemeleri daha görünür kılmak ve buna karşı birlikte mücadele etmek amaçlanıyor.

Festivalin yerli keşiflerinden biri de Sahibinden Kiralık oyunu oldu. Yıllar önce yazdığı ancak Türkiye’de oynanmasını istemediği için oyunu bunca yıl bekleten Özen Yula ile yönetmen/sahne tasarımı ve videoyu yapan Melis Tezkan ve Okan Urun, oyuncular Meral Çetinkaya, Ozan Güçlü, Yusuf Sefaoğlu, Semi Sırtıkkızıl, Zeynep Su Topal, Ertuğrul Aytaç Uşun, Cem Baza,  ışığı tasarlayan Cem Yılmazer, sesi tasarlayan Ömer Sarıgedik, kostüm ve dekor asistanlığını yapan Ünal Bostancı sanki yıllardır bu oyunda buluşmayı bekliyorlarmış gibiydi.

Devlet Tiyatroları İstanbul sahnelerindeki Karmakarışık isimli İngiliz komedisini izlemek üzere koltuğuma oturdum.
Bu kez, en ön sıradayım, A sırası koltuk 5; güzel…
Oyun dekoruyla aramda birkaç adım var, ha desem sahnedeyim yani.
Böylesi zor bulunur Hind kumaşı!
"Arka sıralar da olmak da vardı, şimdi" diye kendimle hasbi geçiyordum.
Diyelim ki, 5.sıradasın, oturdun, sağındaki cep telefonu açtı, instagrama bakıyor.
Öndekinin cebi de açık, o da face’de geziniyor. 
Mesaj yazanı, dolar piyasasına bakanı, arada sahnenin fotoğrafını çekeni, utanmadan videoya alanı, hepsi bir arada…
Bir keresinde fısıldayarak telefonla konuşanı dahi görmüştüm...
İşte bu kez koltuk aralarında yanıp sönen ekran ışıklarına takılmadan rahat rahat oyun izleyebilecektim.
Mâkus talih beni ve sahnedeki oyunculardan Erkan Taşdöğen’ı yakalamakta gecikmeyecektir; heyhat!
İşte hikâyesi:

İKSV tarafından 13 Kasım-1 Aralık tarihlerinde düzenlenen 23. İstanbul Tiyatro Festivali perdelerini kapadı. Gösterimleri kadar ücretsiz yan etkinlikleri de büyük ilgi gören festivali 23 bine varan tiyatrosever takip etti. 

Türkiye’de ve dünyada bir ilk olması, özgün yapısı ve hedefleriyle dikkat çeken Tiyatro Kooperatifi, 11 Kasım’da birinci olağan genel kurulunu gerçekleştirdi. Kurulda yapılan oylama sonucunda; kooperatifin yeni yönetim kurulu başkanı Iraz Yöntem, başkan yardımcısı Yeşim Özsoy oldu. Yönetim kurulu üyeliklerine ise Mert Fırat, Ersin Umut Güler ve Muharrem Uğurlu seçildi.

80’lerin ortalarında BÜO’da birlikte tiyatro yapmış, aynı sahnenin tozunu yutmuş isimlerden oluşan bir grup Boğaziçili oyuncu, yıllar sonra bir araya geldi. Yeniden tiyatro yapmaya başlayan BÜO’lular ile birlikte aynı zamanda İstanbul sanat hayatına Art Niyet adıyla yeni bir tiyatro ve gösteri sanatları topluluğu da katıldı.

Geçen akşamların biriydi: Oyundan çıkıyoruz; Fransız Sainte Pulcherie Lisesinin İtalyan Sahneli salonundan...
“Çıkıyoruz”, dediğime bakılınca birlikte olduklarım bulunuyor.
Gerçi 40-50 kadar biletli izleyici de çıkıyor oyun bitiminde, orada kalacak halleri yok ya; Çukurlu Çeşme Sokağına ve oradan İstiklal Caddesine karışıp kendi hayatlarına devam etmek üzeredir herkes...
Birlikte tiyatro izlemeye gittiğimiz ekip Mesele Kitap derginin eski kadrosu; şimdiki mesele121 adresinde web yayını sürdürenler...
Aslı ve Kemal Sarıoğlu’yla ben.
Oyunun adı Zabel!
Sibel yani; Ermenice...
Çıkışta hep yaparız ya, birbirimize soruyoruz:
“Oyunu nasıl buldunuz?” 

Çok Okunanlar