Mesele / Seyirlik - Mesele 121

"Film izlerken ağlamayı severim. Ama komik bir sahne varsa gülmeden de edemem. Bana göre izlediğim filmin kalitesi ya da başarısı, benim o filme ağlayarak ya da gülerek verdiğim tepkiye bağlıdır. Çünkü bir film; görselleri, sözlü metni, müziği ve kurgusuyla hiç çekinmeden iç dünyama girer, orada zayıf ya da güçlü olan yanlarımı keşfeder. Keşfettiği şeyi -acımasız bir açıklıkla- ekranda sergiler. Ben de oturduğum yerde ağlayarak ya da gülerek "Evet, çok doğru. Haklısın..." der gibi karşılık veririm.

İşte ZER adında bir film... Aslında film değil türkü... Kürtçe bir türkü... Yok, sadece türkü değil de, onun hikayesi sanki... Ya, her neyse işte...! Bu ZER iç dünyama öyle bi girdi ki, izlerken kahkahayla karışık ağlama moduna geçtim diyebilirim. "Ayıp mı oldu?" diye etrafıma baktığımda sinema salonundaki hemen herkesin benim gibi olduğunu görünce rahatladım. Hakikaten herkes benim gibiydi...! Ekrandaki bütün kahramanlar da bizimle aynıydı...! Hemen hepsi Dersimli...!"

Kibar Feyzo bildiğimiz Kemal Sunal... Bir Atıf Yılmaz filmi bu. 1978’de çekilmiş. Memleketin en iyi tiyatro ve sinema oyuncuları, mesela Adile Naşit, Şener Şen, İlyas Salman, İhsan Yüce, Erdal Özyağcılar, Müjde Ar, Kemal Sunal ile birlik olup işin bir ucundan tutmuşlar. Her biri işini öyle güzel yapmış ki, birinin söylediği herhangi bir cümleden iki kelime -hatta kelimeyi bırakın, iki bağlaç bile çıkarsanız, sanki film tamamen o kendine has tadını kaybedecekmiş gibi... Yani öyle lezzetli işte...!

Ben bir film izlemedim, rüya gördüm.
İlk gençlik çağlarım hatta çocukluğum vardı Machuca’da.
Başka?
Gerçekleşmemiş hayallerim, iç sızılarım da.
İnanılmaz şaşırdım.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresinin istatistiklerine göre 16 Kasım 2017 tarihi itibarıyla Türkiye’de yaşayan geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sayısı 3 milyon 320 bin. Bu sayı sadece geçici koruma statüsünde olanlara ait. Afganlar, Somalililer, Türkmenler, Gürcüler; kaçaklar, ikameti olanlar, başka ülkeye gitmek üzere bekleyenler, mülteciler dâhil değil. Kaç kişiler? Nasıl yaşıyorlar? Neden buradalar? Göz ardı edemeyecek kadar çoklar, yolda, iş yerinde, evlerimizde ve her yerde illa ki karşımıza çıkıyorlar.

Siyah bir kravat, siyah bir gömleğin yakasına yapışmış. Siyah gömlek kendini sıcak tutmak için sırtına siyah bir yelek geçirmiş. Siyah yelek kollarını kapatmak için üzerine siyah bir ceket giymiş. Siyah bir pantolonun içinde saçı sakalı birbirine karışmış huzursuz siyah bir adam telefonda konuşup... Yok hayır, bağırıp-çağırıp duruyor. Kim bu siyah? Bir diktatör… Sadece bir diktatör. Rolünü iyi ya da kötü oynadıktan sonra, yani zamanı geldiğinde tarih sahnesinden silinip gidecek olan siyah bir leke. Bir dik-ta-tör…!

William Shakespeare'in 1601 senesinde kaleme aldığı eseri Hamlet, yüzyıllardır çeşitli yönleriyle incelenmekte ve yorumlanmaktadır. Hamlet deyince akıllara ilk olarak, Prens Hamlet'in babasının öldürülmesinin ardından içine girdiği intikam serüveni geliyor. Peki Hamlet’in, babasının katilini cezalandırmak istemesinin asıl nedeni sadece babasına duyduğu sadakat ve bağlılık mıdır? Baba-oğul ilişkisi ekseninde, Hamlet ve babasının ilişkisini irdelediğimizde Laertes ve babası Polonius'un ilişkisinin ayrılan ve benzeyen yönleri nelerdir?

“Tarih tekerrürden ibarettir.” sözündeki mutlak çıkarımı kaderci bir anlayışa yol açtığı için doğru bulmuyorum. Ama ben bunu doğru bulsam da bulmasam da birtakım tarihsel olaylar farklı koşullarda, farklı isimler altında, farklı coğrafyalarda tekrar edip duruyor. Bunu görmezden gelmek de mümkün değil.

Çocukken ne düşündüğünü hatırlayan var mı? Ya da soruyu şöyle değiştirelim; çocukken nasıl düşündüğünü hatırlayan var mı? Tamamen tesadüfe dayalı olarak karşıma çıkan YouTube´a yüklenmiş bir buçuk saatlik video programını izlerken bu sorular aklıma takıldı.

Facebook'ta bizi bul

Ziyaretçiler

190 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio