Sermaye sınıfı bölünürken, YSK kararını verdi… - Mesele 121

Mesele'den

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) hukuki olmayan, siyasi bir karar verdi. AKP-MHP ittifakının talebi açıktı, ancak sonuçtan emin değillerdi. Cumhur İttifakı’nın YSK ve kamuoyunu kendi lehlerine çevirme çabası, gayri hukuki olsa da sonuç verdi. YSK’nın siyasi bir karar vermesi için gerekli kamuoyu oluşturulmuş, kendi seçtikleri yargıçlara gereken baskı yapılmıştı. YSK hukuk zemininde bu kararını savunamayacaktır.

Muhalefet ise, YSK’ya güveniyor ve adaletin yerini bulacağına inanıyordu. Seçim ertelenirse boykot mu yapacaklar, yeniden seçimlere mi çalışacaklar buna bir türlü karar veremediler. YSK’nın seçimleri iptal etmeyeceği beklentisi üzerine siyasetlerini kurdular ve yanıldılar.

Şimdi CHP’nin söylemi olan ‘hak, hukuk, adalet’ nasıl gerçekleşecek?

Büyük sermaye sınıfı bölünmüş durumda

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan seçim tekrarı talebini MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği) toplantısında en açık, net ve kararlı biçimde ifade etti. Sermayenin ‘yeşil’ kanadını arkasına aldığı izlenimini veriyor.

Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) ise, büyük sermayenin geleneksel çizgisini ifade ediyor: Erdoğan’ın dillendirdiği MHP’yi dışarda bırakacağı izlenimini verdiği Türkiye İttifakı’ndan yana. Ekonomik krizin gelmekte olan fırtınasını görüyor ve Erdoğan’a iktidar tabanını genişletme çağrısı yapıyor.

Dolayısıyla ‘verin İstanbul'u alın CHP'yi ittifaka’ diye özetlenebilecek bir parolası var. CHP bu formüle yakın.

TÜSİAD’ın kimi siyasi itirazları olsa da ekonomik çıkarları Erdoğan’la uyuşuyor. Erdoğan sayesinde ‘OHAL, grev yasakları, toplantı ve gösteri yasakları’ artsa da ne gam. Onların işi Bireysel Emeklilik Sigortası, İşsizlik Fonu, kıdem tazminatının fona devredilmesi ve bankaların batık kredilerinin kurtarılması, özelleştirmedir. Erdoğan iktidarı sermaye lehine bunları yaptığı sürece, bazı siyasi eksiklikleri görmezden gelme olağan kabul ediliyor.

TÜSİAD Erdoğan'a karar serbestisi hakkı tanıyor ancak krizden tek başına çıkma ihtimalini görmüyorlar.

Türkiye İttifakı ve CHP

Ana muhalefet partisi, İYİ Parti TÜSİAD’ın krize karşı AKP ile birlikte hareket edin emrine itirazda bulunmuyor. Kemal Kılıçdaroğlu seçim öncesinde başarı grafiğine de bakarak ‘erken seçim talebimiz olmayacak’ demişti ve seçimlerle birlikte ‘ekonomik krize karşı alınacak önlemlerde üzerimize düşeni yaparız’ açıklaması yaptı. Tabii ki bu görüş yeni değil. 24 Şubat 2019’da Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Masası, İstanbul Hilton Otelinde düzenlediği basın toplantısında ‘ekonomik krizin etkileri ve çıkış yollarını’ değerlendirmiş, kriz ortamının tek parti rejimiyle aşılamayacağı’ ifade edilmişti. Kılıçdaroğlu 4 maddelik “Dönüşüm Stratejisi”ni açıklamıştı.

 

Perinçek örneği

AKP karşıtlığıyla kendini sınırlamak, sermayeyi kurtarma planına dahil olmayı vatani bir görev saymak olur.

Hatırlatmak gerekirse, memleketine sahip çıkma doğrultusu, Doğu Perinçek’i nerelere getirdi. Parti, İşçi Partisi adını Vatan Partisi ile değiştirdi: Vatan Partisi bugün AKP’nin içinde yer almadığı bir hükümeti anti emperyalist saymıyor bile…

TÜSİAD çizgisi, Türkiye İttifakı, Milli Hükümet budur işte!

YSK, krizin faturasının nasıl ödeneceğini belirleyecek

YSK kararı Türkiye İttifakı'nın yolunu açmadı ve burjuvazi için en az maliyetli olacak bu yol ikinci planda kaldı. YSK kararı krizi derinleştirip iktidar ve muhalefetin formatını radikal dönüşüme uğratacak kapıyı aralayacaktır.

Seçim güvenliği ortadan kalktığına göre, üçüncü seçenek emekçi kitlelerin siyasi müdahalesine bağlı olacak. Emekçi kitleler ise, dağınık, sendikal düzeyde bile örgütsüz. Sendikal ve siyasi liderlikler CHP şemsiyesi altında toplanmış bulunuyor. Kürt hareketi 31 mart seçimleriyle birlikte ‘üçüncü seçeneği’ oluşturma çabasının dışına düştü.

Mesele her zamanki gibi emekçi kitlelerin örgütlülük düzeyi ile işçi sınıfına devletten ve burjuvaziden bağımsız devrimci bir yol gösterecek devrimci önderliğin inşasına kitlenmiş durumda.

Bu iradenin oluşumu için hiçbir ön koşul olmaksızın birleşmek ve işçi sınıfı arasında her düzeyde örgütlenmek gerekiyor. Aksi halde yakınma sesleri yükselse de faturayı ödeyen hep emekçiler olacaktır.