"Roza İki Nehrin Ülkesi" bellek oluşturduğu için hedef oldu - Mesele 121

Belgesel

Yönetmenliğini yaptığı “Roza İki Nehrin Ülkesi” belgeselinden dolayı hakkında “Örgüt propagandası” suçlamasıyla dava açılan Kutbettin Cebe, “Resmi ideoloji sürekli bir ‘öteki’ üretiyor ve buna sinemacıların da uymasını istiyor. Belgesel buna karşı bir bellek oluşturduğu için hedef haline geldi” dedi.

Kürt yönetmen Kutbettin Cebe, Kuzey Suriye’de DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi ve oradaki komünal yaşamı konu edindiği Roza-İki Nehrin Ülkesi belgeseli nedeniyle yargılanıyor. Cebe hakkında “örgüt propagandası” suçlamasıyla açılanan davanın ilk duruşması 12 Aralık’ta Balıkesir 3 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 19 Mart’a ertelendi. Bir yıl süren çekimler sonrasında 2016 yılında yayınlanan belgesel Türkiye ve dünyada birçok festivale katıldı. Cebe’yle belgeseli ve yargılama süreci üzerine konuştuk.

‘ÇOK GÜZEL TEPKİLER ALDIK’

Yönetmen: Kudbettin Cebe
Görüntü: Bawer Oğurlu
Kurgu: Bora Balcı
Ses: Ümit Yıldırım 

Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin öncülüğünde Kuzey Suriye’de DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi dünyaya tanıtmak amacıyla belgeseli çektiğini aktaran Cebe, “Devrimin yaratmış olduğu ekonomik, siyasi, komünal bütün yapılarına tanıklık etmek istedik. Belgeselde de bu tanıklıklara yer verdik. Katıldığımız festivallerden olumlu dönütler aldık. Özellikler yurt dışından güzel dönüşler aldık. Belgesel, DAİŞ’e karşı Ortadoğu’da halkların birleşik mücadelesini görme açısından iyi oldu. Bu konuda çok güzel tepkiler geldi” diye konuştu.

Fransa’da bir festivale katılmak için vize başvurusu yaptığı 2018 yılının Eylül ayında gözaltına alındığını ve bir yıl aradan sonra ise hakkında “örgüt propagandası” suçlamasıyla dava açıldığını hatırlatan Cebe, duruşmada belgeselin içeriğine dair hiçbir sorunun sorulmadığını söyledi. Cebe, “Tek sordukları, ‘Neden Rojava’da belgesel çektin, neden başka şeyler çekmedin, neden bunu tanıtma arayışında oldunuz ve neden bunu internetten yayınladınız’ gibi sinemacılığın doğasına tamamen ters mahiyetinde sorular sordular” diye belirtti.

‘RESMİ İDEOLOJİNİN ÜRETTİĞİ BELLEK KARŞISINDA’

Türkiye’de kendisi gibi birçok sinemacıya son beş yıl içerisinde davaların açıldığına dikkati çeken Cebe, “Bakur’a, Veysi Altay’ın Nû Jîn belgeseline de dava açıldı ve cezalar aldılar. Bunların tesadüfi olmadığını belli. Son dönemlerde ülkede faşizan uygulamaların hayata geçtiğini görüyoruz. Biz sinemacılar da bundan nasibimizi aldık” dedi.

Cebe, bağımsız sinemanın yerelden bir bellek oluşturduğunu dile getirerek, bağımsız sinemanın “üst aklın” dayatmalarından uzak bir alan olduğunu vurguladı. Cebe, şöyle devam etti: “Bütün devletti yapıların arşivleri vardır. Sinemacılar buna karşı halk adına kendi arşivlerini oluşturur. Resmi ideolojinin üretmiş olduğu beleğin karşısına, yerel halk ve unsurlardan hafıza sunuyor. Bu bellek, resmi ideolojiyle çatışan ve hegemonyasını çatlatan bir tarafı var.”

Belgeselle dünyanın Kuzey Suriye’de neler olup bittiğini algılaması için bellek oluşturmak istediklerini ifade den Cebe, oluşturmak istediklerinin resmi ideoloji karşısında halk adına bellek oluşturmak olduğunu söyledi. Cebe, sözlerini şöyle sürdürdü: “Resmi ideoloji sürekli bir ‘öteki’ üretiyor ve bu ‘ötekiye’ sinemacıların da uymasını istiyor. Dolayısıyla Roza İki Nehrin Ülkesi buna karşı bir bellek oluşturduğu için hedef haline geldi. Devlet hegemonyasını genişletmek için tüm alanlara saldırıyor. Ancak bizler buna karşı üretmeye devam ederek cevap olacağız. Söz konusu dava süreci sonucunda iç hukuk yolları tüketildiğinde başka bir seçenek olmadığı için AİHM’e de başvuracağız. Bunun dışında bütün mücadele kanallarını kullanarak direnmeye devam edeceğiz.”

‘BASKI KURUMSALLAŞTIRILDI’

Kürt sinemasına yönelik geliştirilen baskı uygulamaların, kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen ve 1 Şubat 2019 tarihinde çıkarılan “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile tüm Türkiye sinemalarına uygulandığına işaret eden Cebe, “Türkiye’deki tüm sinemacılara yönelik baskı bu yasa ile kurumsallaştırıldı. Kimse iş yapamaz hale getirildi. Yönetmenlerin arşivlerine el konuldu ve bu baskı devam ediyor” diye kaydetti.

Cebe, birçok yönetmenin çektiği belgeselden sonra ikinci bir belgesel çekemediğini de kaydetti. Cebe, sözlerini şöyle tamamladı: “Sürekli devletin sansür, hapis ve gözaltı tehditlerine maruz kalarak sinema üretemezsiniz. Buna karşı birleşmekten başka şansımız yok. Baskılara karşı çıkılmazsa bir sonraki boyutu toplumun tamamen resmi ideolojinin ürettiği belleğe maruz kalmasına neden olacaktır. Devlet güdümlü birkaç yapım şirketinin üreteceği filmlerin dışında bağımsız sinemanın bir bütün olarak öleceği bir noktadan bahsediyoruz. Tüm toplumun birlikte yürüteceği bir mücadeleyle bundan kurtulabilir.”

Kaynak: Mezopotamya Ajansı / Zemo Ağgöz

Çok Okunanlar