Türkiye - Mesele 121

TEPAV tarafından gerçekleştirilen “Karşılaştırmalı Olarak Türkiye’de Kadın Dostu İlçeler” araştırmasına göre nüfusu 100 binin üzerindeki ilçeler arasında “kadın dostu olarak öne çıkan 14 ilçe belediyesinden ilk dördünü BDP’li belediyeler oluşturdu. 14 ilçenin yarısını BDP’li belediyeler oluştururken, listede 5 CHP’li, 2 de AKP’li belediye yer buldu.

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi tarafından her yıl gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması”nın 2019 yılı sonuçları açıklandı. Ocak - Şubat aylarında İstanbul başta olmak üzere toplam 23 ilde, kadın erkek,18 yaş ve üzeri 1.205 kişi ile gerçekleştirilen araştırmaya göre kadının toplumdaki en büyük sorunu “şiddet” olarak karşımıza çıkıyor.

Kent merkezindeki hastaneler neden kapatılır ve 20-30 kilometre uzaklıkta devasa bir hastane inşa edilir?. Müthiş bir doğa tahribatı ve kaynak israfı pahasına, gayet iyi işleyen, ihtiyacı karşılayan bir hava limanı neden yıkılır ve yerine daha uzakta bir hava limanı inşa edilir. Tam bir yıkım, sömürü, yağma ve talan aracı olan "Büyük Projeler" neden dayatılır? Herkesin olan-olması gereken müşterekler, kamu kaynakları, kamu hizmetleri neden özelleştirilir, kapitalistlere peşkeş çekilir? Sağlığı, eğitimi, sosyal güvenliği, akla gelen ne varsa özelleştirmenin 'gerekçesi' nedir? Bu kepazelik kimler tarafından nasıl 'meşrulaştırılıyor?

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu’nun bu seçimlerde Dersim Belediye Başkanlığına aday olacağını açıklamasının üzerine, HDP çevrelerinden son derece sert tepkiler geldi. Ana fikir mealen şuydu: Kayyum atanan HDP’li bir belediyede sol adına HDP dışında bir aday çıkartılması kabuledilemez. Kayyuma karşı mücadeleyi boşa düşürmek olur. Son tahlilde AKP’ye hizmettir.

Prof. Dr. Mustafa Aydın ve Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz

“Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması (TSSEA)” 2018 yılı sonuçları açıklandı. Araştırmaya katılanlar Türkiye’nin en önemli sorunları olarak; işsizlik, hayat pahalılığı ve Türk lirasının değer kaybetmesini görüyor.

Arslanköy Hadisesi'ni uzun uzadıya anlatmayacağım burada. Zira ilgilenenler olayların nasıl gerçekleştiğini anlamak için benim doktora tezime ve devamında yayınlanan kitabıma bakabilirler. (link aşağıda) Orada bu konu uzun bir bölüm olarak anlatılmaktadır.

Mülkiye Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen “Akademinin Cinsiyeti” konulu söyleşi Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleşti. Söyleşiye Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinden Selda Tuncer, AÜ Tıp Fakültesi’nden Serap Şahinoğlu Kuş ve SBF-Mülkiye Yüksek Lisans Öğrencisi İlgi Kahraman katıldı.

Leyla Güven 55 yaşında, Kürt siyasi hareketinde aktif rol oynamış, hayatının büyük bölümünü hak ve kadın mücadelesine ayırmış bir politikacı. 22 Ocak 2018’de gözaltına alındığında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı’ydı. Hükümetin Afrin operasyonuna karşı açıklamaları üzerine, “Örgüt kurduğu ve yönettiği” iddiasıyla 31 Ocak 2018’de tutuklandı.

Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu, dört bine yakın OHAL mağduruyla görüşerek bir rapor hazırladı. OHAL ve devamındaki süreçte mağdurlar ve yakınlarının hukuk ve iş güvencelerinin ellerinden alındığı belirtilen raporda “Çalışma ve yurt dışı yasakları ile" insanların açlığa mahkum edildiğine dikkat çekilerek, "Bu durum, Nazi dönemi Almanyasında Yahudilere karşı uygulanan ‘nefret suçu’ tanımına girebilecek cezalandırma ve uygulamalara benzemektedir” görüşüne yer veriliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun 2019 Kadın Ajandası çıktı. Kendinize, arkadaşlarınıza, çalışanlarınıza hediye alarak mücadeleye destek olabilirsiniz. 2019 dayanışma yılı olsun! Satın almak için tıklayın

Türkçedeki 'yurttaş' Fransızca citoyen'in çevirisi sayılabilir ama pek öyle değil. Büyük Türkçe Sözlükte yurttaş: "Yurtları veya duyguları aynı olanlardan biri" olarak tanımlanıyor. Oysa, Fransızcadaki citoyen, Sitedeki yaşama kendi isteği, kendi arzusuyla katılan birey" anlamına geliyor ki, oradaki site de devlettir. Diğer yurttaşlarla birlikte kanunlar yapan, seçen ve duruma göre seçilendir. Eğer kanun yapansa, yaptığı kanunlara uyması da gerekecektir ki, ona da civisme deniyor. Mesela hiç kimse vergi vermezse, kentin su şebekesi olmaz, hastane olmaz, okul olmaz, sokaklar aydınlatılamaz, vb. Tüm bu hizmetlerin yapılabilmesi için devlete para lazımdır.

Edirne Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş, Mezopotamya Ajansından Berivan Altan'a verdiği röportajda 6-8 Ekim’den ‘Çözüm Süreci’ne, ‘4 Kasım Darbesi’nden AKP ile MHP arasındaki çatlağa dair değerlendirmelerde bulundu.

Son günlerde kamuoyunda mevcut nafaka uygulamaları ile ilgili çarpıtılmış ve gerçek olmayan bilgiler vererek yanlış algı yaratılmaya çalışıldığını gözlemleyen Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı yanlış bilgilerin yayılmasına mahal vermemek adına nafaka ile ilgili çok bilinmeyen doğruları paylaştı.

1980 öncesinde bir sendikanın eğitim etkinliği dahilinde Ankara'dan İzmir'e gitmiştim. HAVAŞ servisinden indikten sonra bir taksiye bindim ve sendikanın adresini taksi şoförüne verdim. Sendika, betonla kaplı genişçe bir avlu içindeydi. Siyah bir Mercedes araba hızla önümüze geçip durdu, arabadan hışımla inen şoför arka kapıyı açtı, orta yaşlı tıknaz 'şık giyimli' adam indi ve hızla binaya girdiler.

Şu an itibariyle Türkiye'deki rejim, adı konmamış bir dinci despotizmdir... Son seçim hamlesiyle dinci despotizm kurumsallaştırılmak, kalıcılaştırılmak isteniyor. Artık Türkiye yönetilebilir olmaktan çıkmış bulunuyor... Yönetemiyorlar ve yönetemeyecekler... O halde neden ve nasıl bir 'çöküş tablosu' ortaya çıktı? Neden araç patinaj yapıyor sorularıyla devam edebiliriz.

"Herhangi bir yere termik santral mi kurulması, yoksa fidanlık mı yapılmasına yöre halkı değil de, "uzmanlar" ve "bilim adamları" karar verdiği sürece, bilim ve teknolojinin bir baskı ve sömürü aracı olarak kullanılmasının önüne geçilemez".*
Paradigmanın İflası, s. 219

Kadın ve şiddet kelimeleri yan yana geldiğinde, çoğunlukla kadını kurban/mağdur rolünde, yani şiddetten etkilenen bir nesne olarak görürüz. Ancak yakın zamanda yaşanan bazı tekil olaylar bilinen bu gerçeğe başka taraftan bakmamıza sebep oldu/oluyor. Bu tekil olaylardan biri de geçtiğimiz günlerde (22 Mart) aldığı cezayla yeniden gündeme gelen Nevin Yıldırım davası.

Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonu olan Politik İslamcı AKP, her ne surette olursa olsun, iktidarı bırakmak istemiyor. İki nedenle: Birincisi, geride kalan 15-16 yılda sömürünün, yağma ve talanın tadına öylesine vardılar ki, ballı böreği bırakmak istemiyorlar; ikincisi, iktidardan düştükleri anda mutlaka yargılanacaklarını, hesap vereceklerini biliyorlar... Lâkin, oy tabanı eriyor ve AKP'nin seçimi kazanması, %50 sınırını aşması artık mümkün değil...

Daha Köln'e yerleştiğim ilk aylarda duyduğum bir isim; LyLy... Bu Heumark´ta bir restoran. Oldukça merkezi ve Dom katedraline de yakın olmasından dolayı eylem ya da etkinliklerden sonra bir şeyler yemek - içmek için gidilen bir mekan. İşte Gülperi ablayı LyLy´de tanıdım. Arkadaşlar onun restoranın sahibi olduğunu söylediler. Ne zaman oraya gitsem gülümseyerek her masada herkesle tokalaşıp hal-hatır sorduğuna defalarca tanık oldum. İnsanlarla ilişkisinde elbette ki bir incelik var tabi, ama daha ilk karşılaşmada dikkat çeken bizim o tarafın(doğu) kadınlarına has özellikleri... Dersimli Gülperi abla, Ovacıklı...

Milli ve Yerli politikanın ortaya çıkışının bugünkü nedeni Kürtlerin siyaset sahnesinde giderek artan bir güce ulaşması, Türk demokratik çevreleriyle, soluyla buluşmuş olmasıdır. 1970’lerde Milliyetçi Cephe’nin ortaya çıkışı ise, solun ve komünist hareketlerin güçlenmesiydi; Alevi toplumunun mezhepçi sebeplerle hedef alınması da onları sola doğru politikleştirmişti.

Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonu olan Politik İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 3 Y ile mücadele vaadiyle iktidara geldi: Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar... Daha sonra adını fiilen değiştirdi, AK Parti oldu... Herhalde bunu adaleti ve kalkınmayı parantez içine almak için yapmışlardı. Adalet ve Kalkınma böylece görünür olmaktan çıktı. Üstelik yeni adını söylemeyeni düşman saydılar... Bir bildikleri varmış NETEKİM!...

Kadınlar kına yoğururdu. Yoğurdukları kınayı içli köfte yapar gibi yuvarlar, sonra da kenarı nakışlı metal bir çay tepsisinin üzerine özene bezene dizerlerdi. O taze mis kokulu kınaların üzerine ince zarif mumlar yerleştirilirken ben heyecandan nefesimi tutardım. Biri çakmak isterdi, bir başkası o mumları teker teker yakardı. İşlem tamamlandıktan sonra çay tepsisinin el üstündeki yolculuğu başlardı. Tabi ben de büyülenmiş gibi peşinden... Yanık bir ses mum ışığıyla kendisine doğru gelen çay tepsisini görünce başlardı yanık bir türkü söylemeye...

Geçtiğimiz hafta HDP Eş Başkanlığına aday olmayacağını açıklayan Selahaddin Demirtaş’ın yeniden aday olması için parti tabanından, demokratik ve sol çevrelerden çeşitli sesler yükseldi. Partinin 11 Şubat’ta yapılacak kongresinde kimin eş başkanlığa aday olacağı konusu Hasip Kaplan ile Sırrı Süreyya Önder arasında da ağız dalaşına yol açtı.

İkinci Dünya Savaşının hemen öncesinde Avrupa işçi sınıfının başına bela olan faşizm, tarihte daha önce görülmemiş bir siyasal rejimi yarattı. Marks ve Engels gibi Lenin de faşizmin iktidarına şahit olmadı. Rus devriminin liderlerinden Troçki işçi sınıfı için gerçekten acılarla dolu bu dönemin tanığıydı ve faşizm olgusunu derinlemesine ele alan yazıları bugün elimizde.

7  Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) başarısını hazmedemeyen AKP ve Erdoğan, 1 Kasım rövanşıyla yeni bir hamle başlattı. Müzakere sürecine son veren, MHP ile stratejik işbirliğine yönelen, Suriye politikasını selefi İslam radikalizmine ve Rojava düşmanlığına dayandıran bir strateji bu.

Kızılderililer diyor ki, “Bindiğin atın ölü olduğunu fark ettiğin an o attan inmelisin.” At Kızılderililer için hedefe götüren bir araçtır. Ama bizim bildiğimiz araba gibi falan değil. Çünkü bir Kızılderili hayat biçiminden dolayı bindiği atı sadece ulaşımda kullanmaz. O atı besler, büyütür, eğitir, anlar, sever… Onunla arasında hiç kopmayacakmış gibi görünen bir bağ vardır. Hatta görsel düşünecek olursak, Kızılderili sürekli at üzerinde olduğundan, onunla hem-i hal olur. Atı olmayan bir Kızılderili, ya da üzerinde Kızılderili olmayan bir at o coğrafyada düşünülemez bile. Şuraya dikkat: Hal böyleyken yine de diyor ki Kızılderililer; “Bindiğin atın ölü olduğunu fark ettiğin an o attan inmelisin.”

"İşçi çıkarılınca kıdem tazminatı almak caiz midir?" şeklindeki soru üzerine, Ahmet Mehmet Ünlü, "Caiz değil. Çünkü, kıdem tazminatı hakkı değil, maaşını almış. Kendi çıksa alamıyor, adam çıkarırsa alıyor. Hakkı olsa kendi çıksa da alması lâzım. Demek ki hakkı değil" demiş. Tepkiler hocaya yönelik ama asıl önemli olan böyle bir sorunun sorulabiliyor oluşudur. Zira bu soru, işlerin nereye vardığını, dinci gericiliğin aldığı mesafeyi gösteriyor. Fakat daha da önemli olan, Cüppeli Ahmet Hoca'nın bir istisna olmamasıdır.

Engels, Napoleon’un yeğeninin Bonapartçı rejimine karşı tutarlı bir karşı duruş sergileyemeyen ürkek Fransız liberallerini eleştirirken Virgilius’un Aeneid adlı destanından bir alıntıya başvurur. Truvalı Aeneas’a karşı olan tanrıça Juno, bir ara, “flectere si nequeo superos, Acheronta movebo” diye, yani mealen, eğer cennetin kararını değiştiremezsem ben de Acheron’u, yani cehennemi ayağa kaldırırım diye seslenir (Acheron ölüler diyarını yaşayanlar diyarından ayıran nehirdir). İşte Engels, Bonapartizme karşı direniş gösteremeyen liberaller için Juno’nun sözlerine atıfla, “flectere si nequeo superos, Acheronta movebo onların işi değil... Onlar proleter Acheron’dan deli gibi korkuyorlar” diye yazar. Yani Engels’e göre hâkim sınıfın liberal kanadının istibdada direnememesinin nedeni, onun alt sınıfları sokakta seferber etmekten kaçınması, “proleter Acheron” bir kere hareket ederse onu zapt edemeyeceğine dair şüphesidir.

CHP’nin “adalet yürüyüşü” ile sokağa işaret etmesi, rejim tartışmasını devlet katından yeniden sokağa indirmesi, aşağıdan bir toplumsal yeniden siyasallaşma imkânını bir nebze de olsa barındırdığı gibi, özellikle devrimci-radikal sıfatlı sol için ciddi riskleri de olan bir hamledir. 

İnsan, ömrünün göreli kısalığından beri, bir “son söz” (Bakhtin) arayışıyla birlikte, söylenmiş olanların sıkılganlığına savrulabilir. Öznenin kurulum ratio’su da olan bu insanî refleks, gayet natüralistik olarak, daha evvel söylenmiş olanların (per se) hakikatini buharlaştırmaz: Sınanma, yeryüzü realitesinde gerçekleşir. Haşin bir kuramsal şerh sağanağı altında post-kolonyal teorinin ve beyazlık(lar) kritiğinin “aşıldığı” ve artık kadükleştiği varsayımı, tam da post-kolonyal kontekstte apartheid’ın değişen suretlerinin hasıraltı edilmesiyle kol kola gider. Sükût rejimi hükmünü icra ededursun, Fanon, Türkiye Kürdistan’ı özelinde güncelliğini korumaktadır.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye’yi “siyasi denetim sürecine tâbi tutma” kararı aldı. Oylamada 45 aleyhte, 113 lehte, 12 çekimser oy kullanıldı. Böylece Türkiye, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bosna Hersek, Gürcistan, Moldova, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Ukrayna gibi “demokrasisi gelişmemiş” hatta diktatörlüklerle yönetilen ülkelerle aynı seviyesine düştü.

Öncelikle cezaevlerinde yaşananların, dışarıda şikâyet ettiğimiz koşullardan kat be kat daha kötü olduğunu söyleyerek başlayayım. Hani ara sıra metaforlara başvuruyoruz ya: “Türkiye yarı açık cezaevine döndü” ya da “dışarıdakiler de özgür değil ki…” gibi. Ama dönem dönem bunun bir metafor olduğunu unutup, teşbihte hata yapıyoruz.

Özellikle milyonlarca emekçiyi ilgilendiren konularda Kararname ile düzenleme yapılacak olması, çalışanların Anayasa ile güvence altına alınmış bunan hak ve özgürlükler için büyük bir tehlikedir. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bu yönünün tartışma dışında tutuluşu, değişikliğe Evet diyecek milyonlarca emekçi için bir tuzaktır.

Erdoğan, başkanlık sisteminden kaynaklı kriz ve kaosu, öncelikle AKP'nin sonrasında MHP'nin krizi haline getirerek fiili başkanlığını hukukileştirmek için şimdi de kendi kriz ve kaosuna, karşıtları dahil olmak üzere, bütün toplumu dahil etmek istiyor. Bunu da değişik toplumsal kesimler üzerinde ekonomik baskı araçlarını da devreye sokarak yapmaya çalışıyor. Bu şekilde, kendi geleceğini güvenceye alarak otoritesini kalıcı hale getirmek istiyor.

Diğer Makaleler...

Facebook'ta Mesele