Kuramsal - Mesele 121

Monthly Review’in Eylül 1969 sayısında yayımlanan Margaret Benston’ın “Kadınların Kurtuluşunun Ekonomi Politiği” makalesi, birçok bakımdan fevkalade bir metindir. Bunun birinci nedeni yazarın kimliği ve üretiminin toplumsal bağlamıdır. Bir kimya ve bilgisayar bilimleri profesörü olmasının yanı sıra bu alanlarda üretken bir yazar olarak Benston’ın radikal söyleme katkıda bulunan olması pek ihtimal dâhilinde değildi.

İsveçli ekoloji aktivisti, 16 yaşındaki Greta Thunberg öncülüğünde başlatılan gençlerin iklim grevleri dünya ölçeğinde yankılandı. BM genel kurulu da iklim gündemiyle toplandı... Bu, küresel ısınmaya ilginin ve duyarlılığın arttığının bir göstergesi. Sevindirici... Devletlerden, hükümetlerden acilen duruma müdahale etmeleri isteniyor. Aksi halde ve geç kalınırsa geriye kurtarılacak bir şey kalmaya bileceği ortada... İklim krizi bir tevatür değil...

Ekolojik mücadelelerin iki temel zaafı bulunduğunu belirten Fikret Başkaya, hareketin bölünmüş yapısının yanı sıra asıl zaafın hükümetlerden çözüm beklenmesi olduğunu vurguluyor. Asıl iktidarın hükümetler değil, şirketler olduğu neoliberalizm çağında devletlerin işlevinin ise sermayenin çıkarını gerçekleştirmek olduğunu belirten Başkaya’ya göre neoliberalizme karşı olmak yetmez, kapitalizme karşı olmak gerekiyor. İşte Fikret Başkaya’nın sorularımıza verdiği yanıtlar...

Praksis dergisi, 2007 yılında aramızdan ayrılan Sevilay Kaygalak ve geçen yıl kaybettiğimiz Nuray Ergüneş adına sosyal bilimler alanında iki ayrı makale ödülü vereceğini duyurdu. İlki 2020 yılında olmak üzere, her iki yılda bir verilecek ödüller tüm genç araştırmacılara açık.

DİSK, Tarih Vakfı ve TÜSTAV’ın ortak çabalarıyla düzenlenmesi kararlaştırılan Emek Tarihi Konferansının 4’üncüsü 14-15 Aralık 2019 tarihlerinde “Türkiye’nin Yakın Tarihinde Emek, Toplum ve Siyaset, 1980-2002” başlığı ile gerçekleştirilecek.

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi’nin (SU Gender)demokrasi, akademik özgürlük, toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm alanlarında öncü çalışmalar yapan Şirin Tekeli anısına düzenlediği “Şirin Tekeli Araştırma Ödülü”nün 2019 yılı için başvuruları başlıyor. Başvurular 11 Ekim 2019 tarihine kadar devam edecek.

Yeni yılın ilk günlerinde, bir dizi bilimsel buluş, insanlığın dünyayı anlama ve bu bilgiyi modern yaşama bela olan birçok toplumsal hastalığı çözmek için kullanma muazzam kapasitesini gösteriyor:

Almanya ve İsveç gibi ülkeler, Elsevier gibi bazı büyük yayınevleriyle anlaşmaya varamadıklarından, bu ülkelerdeki araştırmacılar ilgili yayınevinin yaklaşık 2500 dergisinde yayımlanan güncel makalelere erişemiyorlar.  Anlaşmaya varılamamasının temel nedeni ise tarafların, elektronik dergilerde yayın ve erişimle ilgili farklı modeller konusunda ısrarcı olmaları.

Fransa'daki Sarı Yelek hareketine şirket medyası tarafından atılan iftiralar arasında belki de en aptalca olanı, toplumsal eşitsizliğe, yoksulluğa ve düşük ücretli işlere karşı militanca protestolara katılan işçilerin, Devlet Başkanı Emmanuel Macron tarafından benzine konulan vergiye ayak diredikleri için çevresel endişelere karşı çıktıkları iddiasıdır.

SU Gender tarafından demokrasi, akademik özgürlük, toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm alanlarında öncü çalışmalar yapan Şirin Tekeli anısına düzenlenen “Şirin Tekeli Araştırma Ödülü” 2018 yılı sahiplerini buldu. Ödül töreni, Şirin Tekeli’nin bıraktığı zengin mirasın yaşaması, paylaşılması ve çeşitlenmesi amacıyla düzenlenen konferans kapsamında yapıldı.

İnsanlık, tarihinin en önemli, en etkili, en hızlı değişim sürecine girmek üzere. 18. Yüzyılın başında buharlı makinelerin icadı, demir üretiminin artması, demiryollarının yaygınlaşmasıyla birinci sanayi devrimi başladı. 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren çelik üretim tekniğinin gelişmesi, elektrik, petrol ve değişik kimyasalların üretim sürecine katılması ikinci sanayi devrimi olarak tanımlandı. Seri üretim bu dönemin tipik özelliği oldu.

Çağımızda yürütülen bilimsel araştırmalar sayesinde insan ömrü uzuyor, sağlık sorunları daha hızlı çözülüyor, yeni ilaçlar bulunuyor, yeni teknolojiler hayatımızı kolaylaştırıyor. Bu araştırma faaliyetleri için yüksek meblağlar harcanıyor ve araştırmacılar istihdam ediliyor. Söz konusu araştırmaları gerçekleştirenler veri üretiyor ve bu verileri kullanarak bilimsel ürünler ortaya koyuyorlar. Problem tam da burada başlıyor.

Okuyacağınız makale 1990 yılında yani 28 yıl önce yayınlanmıştır. Brezilya İşçi Partisi ve lideri -sonradan cumhurbaşkanı olan- Lula da Silva’nın geleceğine dair bugün de geçerli bir değerlendirme olması bakımından yeniden paylaşıyoruz.

“Bükemediğin bileği öpeceksin!”
Hakim olana teslimiyet ancak bu kadar güçlü-açık ve net formüle edilebilir. Böyle bir ifadenin dile girmesi, dilde yaygınlaşması, söylendiği vakit ne kastedildiğinin hemen anlaşılması; ancak yüz yıllara yayılan bir tecrübeyle mümkün.

V. İ. Lenin 1901 yılında yazıp bir yıl sonra yayımladığı Ne Yapmalı kitabında Rusya’daki işçi sınıfı hareketinin “yakıcı sorunlar”ını saptamıştı. Sorunları belki her zamankinden ve her yerdekinden daha “yakıcı” hisseden Türkiye koşullarında, sosyalizm tarihinin bu kült metnine dönüp baktığımızda görüyoruz ki orada tartışılan sorunlar hâlâ bütün yakıcılığıyla sosyal ve siyasal yaşamımızın her bir alanına değiyor.

Yaklaşık on günden beri her fırsatta bunu söylüyorum “benim feminist”. Neden bunu söylediğimi yakınımda duran bazı arkadaşlarımla konuşarak, yazışarak, fikir alış-verişinde bulunarak ve ciddi ciddi tartışarak temellendirmeye çalışıyorum. Oysa on gün öncesine kadar “feminist” kelimesiyle aram iyi değildi. Yani kendimi böyle uluorta, “benim feminist.” diye tanımlama derdim yoktu.

Birçok yazar ve aydın toplumsal hafızamızın zayıf olduğunu ve birkaç yıl gerisine dahi gitmediğinin altını çiziyor. Bilimsel yazında toplumsal olayların incelendiği uluslararası araştırmalara bakıldığında ise bireylerin hatırladıkları olayların daha çok gençlik yıllarından veya yakın zamanlardan olduğunu, bu dönemin dışında kalanların pek hatırlanmadığını görüyoruz.

"Kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü" de eylem takvimine yerleşen günlerden biri. Birleşmiş Milletler’in 1999’da bunu ilan etmesinden beri senede bir kez 25 Kasımda konuyla ilgili etkinlikler, paylaşımlar ve eylemler gerçekleşiyor. Bugün başta bu konuda duyarlı, sol perspektife sahip ilerici//devrimci//feminist kadınlar olmak üzere soruna odaklı kadın kuruluşları, kitle örgütleri, -daha doğrusu kitle örgütlerinin kadın kolları- günün anlam ve önemini, tarihsel arka planını ve sayısal bilgileri sözlü-yazılı dile getirip şiddete karşı etkinlikler düzenleyecekler. Yarın da şiddet kaldığı yerden aynı hızla uygulanmaya devam edecek.

Kolay bir yanıt olarak bilim tarihi, adına “bilim” denen belirli bir kültürel formun tarihidir. Sonra birileri kaçınılmaz olarak, meseleyi derinleştirmek suretiyle hangi kriterin, verili bir zamanda, belirli bir uygulama veya disiplinin bilim adını hak edip etmediğine karar vermede belirleyici olduğunu merak edecektir. 

Fransız Sosyalist Parti başkan adayı Benoît Hamon “mesleklerin kaçınılmaz yok oluşu”na atıfta bulunarak evrensel garantili gelire (“universal guaranteed income”) dair kendi önerisini savundu. Hamon, dijital teknoloji ve robotların rolü arttıkça bunun “Batı ekonomilerinde yüz binlerce mesleğin” yıkımına neden olacağını düşünüyor.

Hayvan hakları meselesi bir yandan hayvanların kesimini gösteren şok edici görüntülerin üretilmesi, gıda endüstrisinin kötü yönlerinin açığa çıkarılması diğer yandan da yediğimiz gıdalar hatta giyim-kuşam alışkanlıklarımız konusunda daha fazla sorgulayıcı olmamız vesilesiyle kendini gündeme getirmiş bulunuyor.

Devamı açıkça belli olan Trump depremi gerçekleşmiş, bütün dünya gerçek zamanlı olarak 7/24 donakalmış, derin devletle bağlantılı olsun olmasın, insan yapımı mikropları ve et yiyen canavarlarıyla dolu bataklıktan sızan her kelime, tirad ve habere sımsıkı asılmıştı.

“[…] [D]ünya muammasının gerçek, kesin çözümü insan zihninin bütünüyle idrak ve tasavvur edemeyeceği bir şey olmalıdır; dolayısıyla daha yüksek türden bir varlık çıkıp onun bize verdiği bütün sıkıntıyı alsaydı, yapacağı açıklamaların hiçbirini kesinlikle anlayamazdık. Bu itibarla şeylerin nihai yani yani ilk sebeplerini, dolayısıyla ilk varlığı, mutlakı veya başka her ne şekilde adlandırmayı tercih ediyorlarsa onu ve onunla birlikte dünyanın neticesinde doğduğu, veya sudur ettiği, veya düştüğü, veya vücuda geldiği, varlığa bırakıldığı, tard edildiği ve açığa çıkarıldığı süreç, sebep, saikler yahut her ne ise bildiklerini iddia edenler, eğer şarlatan değillerse maskaralık edenler, boş palavracılardır.” (Schopenhauer, 2014: 140). 

Epistemoloji ile bilim tarihi arasındaki ilişkiyi inceleyenler için bir olgu, diğer hepsinin ötesindedir. Şöyle ki, bugün biz sıkı ve kesin gerçekler ortaya koymaktan çok daha fazla, araştırma program ve manifestolarına sahip olmakla iştigâl etmekteyiz. Niyet hükümleri mebzul, oysa somut sonuçlar kıt.

Sigmund Freud, psikanalitik teorinin, ilk kez kamu önünde boy gösterdiğinde uyandırdığı çalkantıyı, evvelkilerle, yani on yedinci yüzyılda Galileo kozmolojisi ve on dokuzuncu yüzyılda Darwin biyolojisininki ile kıyaslamıştı. Nitekim bu üç vaka sayesinde insan, şu uyuşturucu yanılsamadan sıyrılmıştı sahiden de: İnsan, kendisi, evrenin merkezinde durmaktadır, soyağacı biriciktir ve nihayet bilinci, ona zihninin ikâmetgâhı konusunda kapsamlı bir vizyon sunmaktadır.

“İki kültür” fenomeninin bilimsel bilgi imalat süreçlerinin karşılaşmasında, hele de kamusallaşmasında bir leitmotiv olarak tedavülde olduğu açıktır. Bir fizikokimyacı olarak C. P. Snow, kavramı 1959 yılında ilk ortaya attığında basitçe bir kompartmanlaşmadan bahsediyordu. Bir tarafta yazınsal aydınlar, diğer tarafta ise biliminsanları vardı. Snow, esas itibariyle yazınsal aydınların gayet kendinden menkûl “aydın” oluşlarından, bu kimliği cüretkârlıkla sahiplenişlerinden müştekidir. Öyle ki kimi biliminsanlarının çağcıl buluşlar hakkında genel okura hitaben kaleme aldıkları popüler ve duru yayınlar dahi, bu kesimce görmezden gelinebilmiştir.

2015 yılında Anglosakson dünyada siyaset sahnesinde büyük bankaları parçalamaktan ya da finansal sektörü toplum yararına denetlemekten bahseden siyasetçiler büyük destek topladılar. Bu destek Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Bernie Sanders’ın başkan adaylığı kampanyası sürdürebilmesini, Birleşik Krallık’ta da Jeremy Corbyn’in önce İşçi Partisi Liderliği’ne gelmesi, sonra da Tony Blair çizgisini takip eden daha piyasacı bir cepheyi 2016 yılında parti içinde tekrar yenilgiye uğratmasını sağladı. Görünüşte bu ayrım, Güney Avrupa’da sosyalizmden esinlenmiş ve kitle hareketleri ile ilişkisi sorunlu olsa da açık bir şekilde sol siyasal program savunan partilerin yerleşik partileri sallamasıyla birleşmekteydi.

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele