Kuramsal - Mesele 121

“Bükemediğin bileği öpeceksin!”
Hakim olana teslimiyet ancak bu kadar güçlü-açık ve net formüle edilebilir. Böyle bir ifadenin dile girmesi, dilde yaygınlaşması, söylendiği vakit ne kastedildiğinin hemen anlaşılması; ancak yüz yıllara yayılan bir tecrübeyle mümkün.

Yaklaşık on günden beri her fırsatta bunu söylüyorum “benim feminist”. Neden bunu söylediğimi yakınımda duran bazı arkadaşlarımla konuşarak, yazışarak, fikir alış-verişinde bulunarak ve ciddi ciddi tartışarak temellendirmeye çalışıyorum. Oysa on gün öncesine kadar “feminist” kelimesiyle aram iyi değildi. Yani kendimi böyle uluorta, “benim feminist.” diye tanımlama derdim yoktu.

"Kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü" de eylem takvimine yerleşen günlerden biri. Birleşmiş Milletler’in 1999’da bunu ilan etmesinden beri senede bir kez 25 Kasımda konuyla ilgili etkinlikler, paylaşımlar ve eylemler gerçekleşiyor. Bugün başta bu konuda duyarlı, sol perspektife sahip ilerici//devrimci//feminist kadınlar olmak üzere soruna odaklı kadın kuruluşları, kitle örgütleri, -daha doğrusu kitle örgütlerinin kadın kolları- günün anlam ve önemini, tarihsel arka planını ve sayısal bilgileri sözlü-yazılı dile getirip şiddete karşı etkinlikler düzenleyecekler. Yarın da şiddet kaldığı yerden aynı hızla uygulanmaya devam edecek.

V. İ. Lenin 1901 yılında yazıp bir yıl sonra yayımladığı Ne Yapmalı kitabında Rusya’daki işçi sınıfı hareketinin “yakıcı sorunlar”ını saptamıştı. Sorunları belki her zamankinden ve her yerdekinden daha “yakıcı” hisseden Türkiye koşullarında, sosyalizm tarihinin bu kült metnine dönüp baktığımızda görüyoruz ki orada tartışılan sorunlar hâlâ bütün yakıcılığıyla sosyal ve siyasal yaşamımızın her bir alanına değiyor.

Birçok yazar ve aydın toplumsal hafızamızın zayıf olduğunu ve birkaç yıl gerisine dahi gitmediğinin altını çiziyor. Bilimsel yazında toplumsal olayların incelendiği uluslararası araştırmalara bakıldığında ise bireylerin hatırladıkları olayların daha çok gençlik yıllarından veya yakın zamanlardan olduğunu, bu dönemin dışında kalanların pek hatırlanmadığını görüyoruz.

Kolay bir yanıt olarak bilim tarihi, adına “bilim” denen belirli bir kültürel formun tarihidir. Sonra birileri kaçınılmaz olarak, meseleyi derinleştirmek suretiyle hangi kriterin, verili bir zamanda, belirli bir uygulama veya disiplinin bilim adını hak edip etmediğine karar vermede belirleyici olduğunu merak edecektir. 

Diğer Makaleler...

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.
Mesele Bülteni'ne abone olduğunuz için teşekkür ederiz

Facebook'ta Mesele