Mesele / Meseleler - Mesele 121

Milli ve Yerli politikanın ortaya çıkışının bugünkü nedeni Kürtlerin siyaset sahnesinde giderek artan bir güce ulaşması, Türk demokratik çevreleriyle, soluyla buluşmuş olmasıdır. 1970’lerde Milliyetçi Cephe’nin ortaya çıkışı ise, solun ve komünist hareketlerin güçlenmesiydi; Alevi toplumunun mezhepçi sebeplerle hedef alınması da onları sola doğru politikleştirmişti.

Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonu olan Politik İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 3 Y ile mücadele vaadiyle iktidara geldi: Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar... Daha sonra adını fiilen değiştirdi, AK Parti oldu... Herhalde bunu adaleti ve kalkınmayı parantez içine almak için yapmışlardı. Adalet ve Kalkınma böylece görünür olmaktan çıktı. Üstelik yeni adını söylemeyeni düşman saydılar... Bir bildikleri varmış NETEKİM!...

Kadınlar kına yoğururdu. Yoğurdukları kınayı içli köfte yapar gibi yuvarlar, sonra da kenarı nakışlı metal bir çay tepsisinin üzerine özene bezene dizerlerdi. O taze mis kokulu kınaların üzerine ince zarif mumlar yerleştirilirken ben heyecandan nefesimi tutardım. Biri çakmak isterdi, bir başkası o mumları teker teker yakardı. İşlem tamamlandıktan sonra çay tepsisinin el üstündeki yolculuğu başlardı. Tabi ben de büyülenmiş gibi peşinden... Yanık bir ses mum ışığıyla kendisine doğru gelen çay tepsisini görünce başlardı yanık bir türkü söylemeye...

Karl Marx’ın 150 yıl kadar önce “mali aristokrasinin Avrupa yayın organı” diye tanımladığı Londra’da yayımlanan etkili haftalık dergi Economist, son sayısını “Bir Sonraki Savaş”ı ve “Artan Büyük Güç Çatışması Tehdidi”ni tartışmaya ayırdı. Onun başyazısı, şu tüyler ürpertici uyarı ile başlıyor:

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ni (IKBY) "henüz vakit varken" bağımsızlık referandumundan vazgeçmeye çağırırken, "tüm ikazlara rağmen bu referandumun yapılması halinde ikili ve uluslararası antlaşmalardan doğan Türkiye'nin hakkını mahfuz (saklı) tutulacağını" açıkladı.

Amerika’nın bir göçmenler ülkesi, başka ülkelerden buraya göç eden insanlardan müteşekkil bir ülke olduğu sürekli söylenmektedir. Aslına bakılırsa, evet, bu doğrudur. Dünya tarihinin çok büyük bir bölümü boyunca, yeryüzünün bu parçasında (Amerika’da) yaşayan bir insan türü yoktu.

Birçok yazar ve aydın toplumsal hafızamızın zayıf olduğunu ve birkaç yıl gerisine dahi gitmediğinin altını çiziyor. Bilimsel yazında toplumsal olayların incelendiği uluslararası araştırmalara bakıldığında ise bireylerin hatırladıkları olayların daha çok gençlik yıllarından veya yakın zamanlardan olduğunu, bu dönemin dışında kalanların pek hatırlanmadığını görüyoruz.

"Kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü" de eylem takvimine yerleşen günlerden biri. Birleşmiş Milletler’in 1999’da bunu ilan etmesinden beri senede bir kez 25 Kasımda konuyla ilgili etkinlikler, paylaşımlar ve eylemler gerçekleşiyor. Bugün başta bu konuda duyarlı, sol perspektife sahip ilerici//devrimci//feminist kadınlar olmak üzere soruna odaklı kadın kuruluşları, kitle örgütleri, -daha doğrusu kitle örgütlerinin kadın kolları- günün anlam ve önemini, tarihsel arka planını ve sayısal bilgileri sözlü-yazılı dile getirip şiddete karşı etkinlikler düzenleyecekler. Yarın da şiddet kaldığı yerden aynı hızla uygulanmaya devam edecek.

Kolay bir yanıt olarak bilim tarihi, adına “bilim” denen belirli bir kültürel formun tarihidir. Sonra birileri kaçınılmaz olarak, meseleyi derinleştirmek suretiyle hangi kriterin, verili bir zamanda, belirli bir uygulama veya disiplinin bilim adını hak edip etmediğine karar vermede belirleyici olduğunu merak edecektir. 

16-17 (Rus takvimiyle 3-4) Temmuz günleri Rus devrim tarihine trajik bir bölüm ekledi. Sorumlusu olarak ‘Bolşeviker’ gösterildi. Hep bir ağızdan ‘elebaşıları tutuklayın, kitleleri silahsızlandırın’ ve ‘devrimci düzeni’ yeniden kurun çağrısı yapılıyordu. Sosyalist Devrimciler ve Menşevikler Bolşeviklerin tutuklanıp silahsızlandırılmasıyla ‘düzeni’ sağlamaya hazırdı.

1917 yılında Petrograd’ın Finlandiya İstasyonuna doğru uzun yolculuğuna çıkarken Vladimir Lenin acaba ne düşünüyordu? Şubat Devrimi’nin o kadar hızlı bir şekilde başarıya ulaşması herkes gibi Lenin’i de hayrete düşürmüştü. Alman İmparatorunun nazik müsaadesiyle mühürlü bir trende Zürih’ten Avrupa’yı aşarak Rusya’ya giderken bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu düşünmüş olmalı.

1917 yılına Rusya, başında Çar’ın bulunduğu bir yönetimle girmişti. Çarlık yönetimi, büyük burjuvazi için gereksiz bir maliyet sebebiydi. İsraf ve baskıcı yönetim Rusya genelinde hoşnutsuzlukları artırıyor, 1905’te olduğu gibi büyük ayaklanmalara da sebebiyet veriyordu.

Facebook'ta bizi bul

Ziyaretçiler

215 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio