Kitaplık

Manga serilerinden One Piece'in tek cilt kitabı satışa çıktı. Dünyanın en uzun kitabı olarak Guinnes Rekorlar Kitabı'na giren eser, 21 bin 450 sayfa. Kitaptan yalnızca 50 tane basıldı. 

Anason İşleri’nin 71 yazarlı, 151 tarifli, tarihli, coğrafyalı, balık takvimli, rakı sözlüklü 387 sayfalık ve üstelik bedava e-kitabı “Evde Çilingir Sofrası” 2021 edisyonuyla 1 milyon indirmeyi aştı.

Google ADS, Sidar Jîr’in "Şerm (Ayıp)" adlı kitabının Kürtçe reklam başvurusunu reddetti. Yazarın sponsoru Tovjîn, sorunun Google’ın Türkiye servisinden kaynaklandığını bu nedenle Google merkezine başvuracaklarını belirtti.

1970'lerde kapitalizmin krize girmesi ve petrol fiyatlarındaki artışla birlikte bu krizin giderek derinleşmesi birçok tartışmaya yol açtı. Bu tartışmalara daha derin analizlerle katkıda bulunmak için Fransız tarihçi Fernand Braudel adına Eylül 1976’da Immanuel Wallerstein’in başkanlığında New York’da Fernand Braudel Ekonomiler, Tarihsel Sistemler ve Uygarlıklar Araştırma Merkezi kuruldu.

Çağımıza baktığımızda, savaş, şiddet, terör, insan hayatının hiçe sayılması, sürüp giden katliamlar, baskı, özgürlüklerin ortadan kaldırılması, insan haklarının geçerliliğini kaybetmesi gibi sorunlar, çağımızın ve günümüzün en önemli sorunları arasında sayılabilir. Bunlar, aynı zamanda felsefenin penceresinden ele alınıp tartışılacak sorunlardır.

I. 
Gianni Rodari (d. Omegna, 23 Ekim 1920- ö. Roma, 14 Nisan 1980), İtalya’da yetişen en iyi çocuk edebiyatçılarından biri olarak nitelenen yazar ve gazeteci. Öğrencilik yıllarında öğretmeni Nazareno Ferrari’nin, “İnsanlığın büyük insanlardan çok, iyi kalpli insanlara ihtiyacı var” cümlesinden dolayı, yazdığı kompozisyona en yüksek notu verdiği Rodari, hayatı boyunca iyi bir insan olmak için çalıştı.

Oscar ödüllü Shaun Tan'in imzasını taşıyan Uzak Bir Diyardan Eskizler, milyonlarca sanatseverin belleğinde iz bırakan Uzak kitabının eskizlerinden oluşan nadide bir koleksiyon albümü.

Yüz yıl önce 1921 yılının Ocak ayında doğan Murray Bookchin'in 70'li yaşlarında yazdığı yazılar ve onunla yapılan söyleşiler, Anarşizm, Marksizm ve Solun Geleceği[1] adı altında 1999'da kitaplaştırıldı. Güzel bir raslantı olarak doğumunun yüzüncü yılında Türkçe çevirisi kitapçılarda yerini buldu. Kitap yalnız bir geçmiş değerlendirmesi olarak değil ileriye dönük öngörüleriyle de günümüzde geçerliliğini koruyor.

Arter Araştırma Programı’nın ilk dönemi çerçevesinde üretilen Re: [aap_2019] başlıklı yayın, Arter Yayınları aracılığıyla okurlarla buluştu.Katılımcıların bireysel araştırmalarının ve program süresince yaşanan kolektif deneyimin izini süren Re: [aap_2019], ismini program süresince iletişim için kullanılan e-posta grubundan alıyor. 

Mahmut Şenol’un yazdığı, arka kapağında “İstanbul’un bunaltıcı plazalarından Akdeniz’in tutkuyla dalgalanan sularına açılan, hem çılgınca neşeli hem de deliliğin eşiğinde bir macera, roman içre roman” ifadeleriyle tanımlanan ‘Bir Roman Yazılıyor&Nicky’yi Öldürmek’ adlı kitap, 2020’nin ekim ayında SİA Kitap etiketiyle okurlarla buluşmuştu. Mahmut Şenol’un sıkı takipçisi olan H. Okan İşcan ile birlikte Şenol’a Jıneps adına sorular yönelttik.

Göçmenlerin yaşadıklarını “Göçmen Emeğinin Küresel Devinimi - Sekizinci Kıta” kitabıyla irdeleyen Ercüment Akdeniz, "Amacım dünyada 164 milyona yakın göçmen işçinin emeğini görünür kılmak" dedi.

Uzun mahpusluk döneminin yanı sıra tanıklık ettiği firar girişimleri ve çalışmalarını anlattığı “Mahpus Kaça Kaça Biter” kitabıyla okuyucu karşısına çıkan Mehmet Kılıç, yeni kitabında kişisel hikâyesi üzerinden ülkenin 1968-2012 yılları arasına ait gözlemlerını aktarıyor. Doğrudan birinci elden yaşanmışlıklarla önünüze hayatın içinden bir fotoğraf koyan Kılıç’ın yazdıkları, mücadele kültürüne de bir katkı sunuyor. 

Gelmiş geçmiş İngiliz Hükümetlerinin ilk resmî yayın organı olan The London Gazette, 1665 yılının 7 Kasım günü, Londra’nın Babıâli’si olan Fleet Street’teki matbaacı Henry Muddiman’ın dükkânında dizildi, basıldı.
Kral II.Charles, 1640 İngiliz Burjuva İhtilali sonrası kısa bir dönem cumhuriyet tecrübesine kalkışmış bulunan meraklı İngiltere’ye tekrar kraliyeti getirmiş, bu döneme de Restorasyon adının verilmesine sebep olmuş kurucu kraldır.
İşte onun paşa gönlü bir gazete çıkarılmasını istemiştir.

Cervantes’in Ey Aylak Okuru: Lafım size…
“Deneme” yazısını okumak, akide şekerini ucundan kıtır kıtır yemeye benzer.
Deneme yazarlığı vallahi böyledir, azizim! 
Sakın ola ki denemeciliğe kalkışma, hem tecrübe edilecek ne var ki, her şey ortada!
Güneşin altında yeni bir şey yok~Nihil sub sole novum, yani...
Denemeciyim diye ortaya çıkana da kulak asma!
Ey, sen, sana dedim; Salâh Birsel üstâdından el almış deneme yazarı:
Aklın varsa, sen de boş yere kendi aklını yorma.
Senin yazdığın bir çuval lakırdıyı okumaya kalkışmış başkasının da aklını celbetme!
Aklına bu kıyıda bir şey takılır, onu yazayım derken kendini karşı sahilde bulursun...
Deneme okyanusuna çıkarsan usturlaba gelmez, pusulası şaşmış, sekstantı kaput bir zavallı bahriyeli olursun ki, sonra küreklere asıl asıl, dur!
Deneme okyanusu palpa deniz değildir; canım işte anlayınız, her vakit çarşaf gibi olmaz...

New York’un dünyaca ünlü müzayede salonu Phillips Auction’da 2010 yılının haziran ayı çok hareketli, ziyadesiyle bereketli geçmişti.
Yeni orta sınıfın ve üst burjuvazinin arasında, aristokrasiden kalmış ne varsa hepsinin değiş tokuş edildiği bu müzayedelerde, kül tablasından on sekizinci yüzyıl lâzımlığına kadar yok yoktur.

Seçkinlerin, deyin ki, bir nevî Bit Pazarıdır.

1957’nin nisan ayında fotoğraf sanatçısı Joe Shere’in objektifinden süzülerek siyah beyaz film şeridine yapışmış bir görüntü ~ enstantane, o gün, orada satışa çıkarıldı.

İtalya’nın o yıllarda yükselen yıldızı Sophia Loren ile Hollywood’un, seksi fakat akıllı sarışın olsun diye pompalayıp meşhur ettiği Jayne Mansfield’ın yan yana oturdukları yemek masasındaki görüntü, 35,6 x 34,3 ebatlarında bir çerçeveyle birlikte açık artırmaya çıkmıştı.

Orijinal fotoğraftır; arkasında Joe Shere’in imzası, mühürü var, tarih yazılı ve copyright-telif hakkı kâşesi de basılı…

Müzayede uzmanları o günün parasıyla bin iki yüz Dolara satarız diye tahmin yürütürken, açık artırma kızıştı, 6 bin Dolara bu fotoğraf satıldı.

Fotoğrafı kim aldı, bilmiyoruz; ismi mahfuzdur!

Lâkin arşiv unutmaz, her yerde karşımıza çıkar.

Mesele’nin Editörü Kemal arayıp ne zamandır yazmadığımı hatırlatınca Bursa’yla ilgili uzun zamandır yazmak istediğim yazıya başladım. 1980’lerin başında Bursa’da yatılı öğrenciydim. Türkiye Özal öncülüğünde küresel ekonomiye eklemlenmeden hemen önce... O zamanlar Bursa birkaç yüz bin nüfuslu küçük, kavruk bir Anadolu kentiydi. Tam da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir’de dediği gibi “Muayyen bir devrin”, Osmanlı’nın malı... 

Sokakta yaşayan insanlara imrenen, onlar gibi bir hayat sürmek isteyen bir arkadaşım var. Aynı anda üç-dört topu havada tutmaya çalışan jonglörler gibi o da uzun zamandır birkaç işi aynı anda idare etmeye çalışıyor. Yorgun. Onun yerinde kim olsa her şeyi bırakıp kaçmak ister.

“Politikacılar çok yüzlü biçimde ama gerçekten de asla inanmadıkları şeyleri bile bize gerçekmiş gibi anlatırlar. İnanmadıklarına da inanmamızı beklerler. Hatta bu kulvarda medyayı da dış organizasyonları da kullanırlar. Kullandıkları her türlü organizasyona ne verdiklerini, vaadlerini de foyaları ortaya çıkmasın diye hiç mi hiç açıklamazlar.”

Kim ne derse desin. Kim kafasını kuma gömerse gömsün. Kim üç maymunluğa soyunursa soyunsun, gemisini yürüten kaptandır anlayışına sığınırsa sığınsın. Kim dayatılan olumsuzluklara, yaşanılan gerçekliklere sırtını dönerek, bir mağara girişine sırtını dönüp, kendi gölgesinin büyüklüğüne tapınırsa tapınsın. Kim gettosunda, sırça köşkünde yaşayıp “şal ve raks” üstüne şiir dizerse dizsin.

Kimi yazar korkaktır. Kendini ele vermekten çekinir. Saklanır birtakım engellerin altına. Gölgeler yaratır gerçek kişiliğini saklayan. Saklandığını sanır. İçtenlikten kaçtı mı bir yazar yan yan ya başarısız olur. İçtensizlik, korkaklık yaşamı okurlarına vermekte ustalaşır. Korkak yazarlar güçlü, kalıcı ürün veremezler ne yapsalar. Kuşaklar çıkarır onları saklandıkları yerden.
Oktay Akbal, ‘Yaşadığını Yazmak’ tan

Sabahattin Ali’nin şairliği öykücülüğünün ve romancılığının gölgesinde kalmıştır denilebilir. Çoğu bestelenen ve şarkı olarak geniş kitlelere ulaşan şiirlerin ardındaki şairin çoğunlukla bilinmemesi durumuyla karşılaşırız.

Çoğumuz Yılmaz Güney'i daha çok oyunculuğu ile tanıdık. Oysa Yılmaz Güney'i sanat dünyasına sokan ilk şey onun yazılarıdır. Bu yüzden Yılmaz Güney, her şey olabilmeyi başarabilmiş ender insanlardan biridir. Yazdıklarını yaşadıklarından soğurmuş, soğurduklarını kamera karşısında canlandırarak perdeye aktarmış kaç insan var; değil ülkemizde dünyada dünyada bile?

Mısırlı feminist aktivist, yazar, romancı, doktor ve psikiyatrist Neval El Seddavi hayatını kaybetti. "Arap dünyasının Simone de Beauvoir"ı ya da "İsis'in kızı" olarak tanınan Seddavi, kadının kimliği ve toplumdaki rolü, cinsiyet eşitliği ve İslam'da kadının yeri konularında hem ülkesinde hem de islam coğrafyasında öncü bir sesti.