Mesele / Kitaplık - Mesele 121

Hapishanede hayatını kaybeden yazar Murat Saat’in, ölümünden hemen önce tamamladığı “Ters Kule” adlı öykü kitabı ve “Vaktiyle Yukarıda” isimli romanı Dedalus Kitap’tan yayımlandı.

Bizim Unuttuğumuz Şey Mahmut Şenol’un Tefrika Yayınlarından taze çıkan öykü kitabıdır. Mahmut’un kitap kapağını internette ilk gördüğümde, geniş zamanda bizi anlatan hikâyeleri okuyacağımı hissetmiştim. Şimdiki zamanda geçen herhangi bir biz, çoğunlukla sığlığı, eksikliği, düşmanlığı, ayrışmayı, içine sinmese de gördükçe alışılan bütün o kötü duyguları anlatıyor çünkü.

Engin Günay’ın önceki iki kitabının adları; Parkta Gölgeler ve Sürgünün Seyir Defteri. Her iki kitap da yazarın, Zürih’te geçen zorunlu yurt dışı yıllarına ait. Kartalimeni, Engin Günay’ın üçüncü kitabı, ikinci romanı. Kartalimeni ilk bakışta bir “dönem romanı” gibi görünse de ondan çok fazlasıdır. Çok güçlü bir mekan anlatısı, etkileyici kişilikler ve Türkiye tarihinin çok önemli bir kesiti vardır. Ancak bu üç unsurdan hiç birisi bir diğerinin önüne geçmediği gibi, bir harmoni içerisinde, bir birini tamamlayan biçimde, bütünlük arz etmektedir. Tümü hüzünlü bir senfoninin parçaları gibidir.

Son yıllarda Türkiye gündemini meşgul eden politik ve akademik çalışmalarda sıkça kullanılan bir ifade var; Tarihle Yüzleşmek.

"Milliyetçilik […], başta tarihsel kurgulamaları olmak üzere yapıları çoğu zaman hayal ürünü olan bir duygu karmaşasıydı." Marksizm Sözlüğü (Aralık 2016, Yordam Kitap), Milliyetçilik maddesinde böyle diyor. Özellikle son birkaç yıldır, milliyetçiliğin “yapıları çoğu zaman hayal ürünü olan bir duygu karmaşası” olduğunu düşünmek için pek çok sebebimiz bulunuyor.

Gül Özateşler’in “Çingene Türkiye’de Yaftalama ve Dışlayıcı Şiddetin Toplumsal Dinamiği” başlıklı kitabı  hem doğrudan doğruya Roman / “Çingene” çalışmaları alanı hem de genel olarak Türkiye çatışma / linç yazınının kült metinleri arasındaki ayrıcalıklı yerini şimdiden almış durumda…

Düşlerin denetlenmesine, hayallerin sınırlanmasına karşı küçük bir kız çocuğunun çizdiği resimdir mavi eşek. Bu resim alışılmış eşek resimlerinden farklı olduğundan, öğretmeni beğenmez, sınıftaki arkadaşlarıysa hafifçe alay eder. Eve gelip anlattığında babası resmi  duvara asar. Hayatın her alanındaki kalıplara rağmen bu kız çocuğuna evde öğretilen kendini olduğu gibi ifade etmesi gerektiğidir.

1987 yılında Belge Yayınlarından yayınlanan “Döğüşenler Konuşacak” şiir kitabı ile adından çokça söz ettiren Ayşe Hülya, yıllarca sürgün hayatı yaşamak zorunda olduğu yurtdışında bu kez ikinci kitabı Ben Su ile çıktı okuyucu karşısına…

‘‘Şiddet nedir? Onun yarattığı korku nedir? Nasıl dal budak sarıyor? Bunu besleyen zihniyet nedir?” Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu farklı biçimlerde şiddete maruz kalan yedi kadının hikayesini birbirine ördüğü belgesel romanı Haneye Tecavüz ile bu yıl çokça tartışıldı.

Kuzey yarımkürenin eğlence dünyası yaz ayları gelince, pop müzikte “hit” şarkısı olmadan edemez. Amerikan müzik endüstrisinin küresel pazara sattığı yaz melodileriyle tüm meridyenlerin insanları hoşça vakit geçirir, işte o yüzden vaz geçilmezdir yaz şarkıları…

FM radyo kanalları, TV istasyonları, dünyanın neresinde bir ucu bilişim ağına bağlanmış cihaz varsa hepsi, gece kulüplerinden yazlık eğlence yerlerine, alışveriş merkezlerine kadar kitle iletişim ve tüketim araçlarının olduğu yerlere uzanır, “hit songs”

Fransız Jean La Fontaine “Ağustos Böceği ve Karınca” fable'ını Bandırmalı (Panesos) hemşehrimiz Ezop’tan aşırmıştır; biz de aval aval dinleriz. Ezop’un (Aesop) MÖ 6.Yüzyılda dillendirdiği masala bakılırsa havaî Ağustos Böceği, yaz boyu sıcak kurak demeden harıl harıl çalışan karıncayla dalga geçip, tamburasını tıngırdatmış, şarkı türkü söylemiştir.

Sonunda zemheri gelip kar kapıya dayanınca, Ağustos Böceği tir tir titreyerek sığınacak yer aradığı sıra aklına çalışkan karınca gelir, gidip kapısını çalar; hani eskiden bir kere selamlaşmışlardı ya!

Fakat karınca pijamalarını giymiş, şöminesini yakmış, elinde piposu keyif çatarken kapısını çalan Ağustos Cırcırına haince davranıp, “Ben çalışırken senin aklın neredeydi? “ diye bir de kafa tutup iyisinden bir ders vermiştir.

Deniz dibindeki midyeler bile bir iki kez açılıp kapanıp rızıklarını bulurken ve dahi dağdaki kurt Tanrının yardımıyla günlük nevâlesini düzerken, Ağustos Böceği haytalığının ve avareliğinin cezasını bir güzel çekmiştir; oh olsun.

Bütün tembellere ders olsun!

Yaşasın çalışkanlar…

Filmini Kıbrıslı hemşehrimiz Cacoyannis çekmişti,1964'de... Sahilde, maceracı-vagabond Zorba'yla, onun Patron diye seslendiği adı meçhul arkadaşının dans ettiği hafızalardan silinmeyen o meşhur sahnesiyle bilinen siyah/beyaz film... Müziklerini, tabii hemen bildiniz, Mikis Theodorakis yazıp besteledi. Bir tanesi, Zorba başlıklı dans müziği hâlen Yunanı, Türkü, Balkan insanı, Egeliyi yerinden zıplatır. Oynamak istemeyen gelin yerim dar diyorsa, meydanı açarlar; ama bu kez yenim dar der... Fakat Zorba bir çalarsa, ne yer dinlersiniz ne de yeninizin paçası darmış, bunu dert edersiniz. Biz bütün bunları filmlerinden, müzikallerinden, şarkılarından biliriz. Nikos Kazancakis'in yazdığı Zorba başlıklı bu romandan yapılan film bir yana dursun, eser 1946'da yayımlandığından beri çağdaş klasikler arasında en çok okura ulaşanlar arasında başta geliyor. Türkçedeyse, birkaç ay öncesine göre, 29.baskısını yapmış bulunmaktadır. Türk dilinde ilk baskının 1963'de, Ataç Yayınları tarafından yapıldığını da eklemek gerekiyor.

“Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık.” Kuran-ı Kerim, Kamer Suresi 49. ayette böyle der. Ayet, Allahın her canlıyı kader ile yarattığını ve bu kaderin onun dışında hiç kimse tarafından değiştirilemeyeceğini anlatır. Önceden çizilen, hak görülen, değiştirilemeyen kader anlayışını anlatan pek çok ayet var bunun gibi. Peki, hakikaten kader ne anlama gelir?

Polat S. Alpman, bu kitapta “en alttakiler” olarak Kürt emekçilerin dünyasını anlatıyor. Onların yoğun olarak yaşadıkları İstanbul-Tarlabaşı’ndaki emek ve hayat pratiklerine bakıyor. Yazar kitapta Kürt kimliği ile işçi kimliği arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Hem tahakküm hem de direniş mekanizmalarını detaylı olarak inceliyor. 

1848 Nisan’ında Almanya’da isyan eden, 1851’de darbeye karşı çıktıkları için Paris’te tutuklanan, 1871 Paris Komünü’nde yer alıp yenilgi sonrası sürgünden payını alan ve 1897’de Brezilya’da kayıtlara geçen ilk anarşistler olan ayakkabıcılar; ve hatta Julius Caesar’ın (Sheakspeare) birinci perdesinde protestocu kalabalığa sokaklar boyu öncülük eden ayakkabı tamircisi, hepimizi “çizmeyi aşma”ya davet ediyor….

Facebook'ta bizi bul

Ziyaretçiler

204 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio