Kayyımların kültür ve sanata etkileri konuşuldu - Mesele 121

Türkiye

Kayyımların kültür sanata etkilerinin tartışıldığı panelde konuşan Tiyatro Bereze'den Firuze Engin, kayyımların kültür sanat alanına müdahale etmelerinin altındaki temel nedeni, "Bizim aslında tam olarak örgütlendiğimiz yer olması. Sanat örgütlenmenin yuvasıdır" sözleriyle açıkladı.

Susma Platformu, kayyımların kültür ve sanat üzerindeki politikalarını tartışmak üzere Diyarbakır’da bir panel düzenlendi. Amed Şehir Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen “Kayyım Politikasının Kültür Sanata Etkileri" başlıklı panelin moderatörlüğünü Susma Platformu Diyarbakır Temsilcisi Özkan Küçük yaparken, konuşmacı olarak Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yönetmen Rüknettin Gün, Sinema Yazarı Şenay Aydemir, KHK ile ihraç edilen Batman Belediyesi Yılmaz Güney Sineması eski müdürü Dicle Anter ile Tiyatro Bereze’den Firuze Engin yer aldı.

Panelin açılış konuşmacısını yapan moderatör Özkan Küçük, kayyımların en çok kültür sanat alanına müdahale ettiğine işaret ederek, Kürt şehirlerinin batıda görünmeyen bir şekilde bayrak ve sembol bombardımanına maruz kaldığını belirtti.

Yönetmen Rüknettin Gün de, Amed Şehir Tiyatrosu’nun 95 yerel seçimlerinin ardından Refah Partisi döneminde de kapandığını hatırlatarak, kayyımların aslında kültür sanat alanına atandığını ifade etti. Amed Şehir Tiyatrosu’nun aktif olduğu dönemlerde Türkiye’de tiyatro izleyici sayısında yüzde 50 oranında bir azalma meydana gelirken, Diyarbakır’da bu oranın iki kat arttığını dile getiren Gün, “Kürtçenin kamusal alanda çıkarılması için kayyum atandı” ifadelerini kullandı.

Kültür sanat alanının toplumun solunum alanı olduğunu ifade eden Dicle Anter ise, bu nedenle devletin en çok saldırdığı alanlardan birinin kültür-sanat alanı olduğunu kaydetti.

Batman Belediyesi’ne atanan kayyımın Yılmaz Güney Sinema Salonu’na ilişkin kentte yaptığı “Sinema salonu olarak mı kalsın, yoksa cami mi yapılsın” yönündeki anketi hatırlatan Anter, bu anketten bile kayyımların atanma amacının anlaşılabileceğini dile getirdi.

Sinema Yazarı Şenay Aydemir de, Sur’da yaşanan çatışmalardan önce kentte yaptıkları bir toplantıyı hatırlatarak, “Bir birine bağlanmış 40 ila 50 kentte film gösterimlerinin yapıldığı ve dolaşıma sokulduğu bir modeli tartışıyorduk. Bugün ise kayyumları tartışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Aydemir, kültür sanat alanında yasalarla belirlenmemiş üstü kapalı bir baskının var olduğuna işaret ederek, “Bugün aslında Kürtçe bir film çekebilirsiniz. Nû sergisi açabilirsiniz. Sahnede kızıl bayrak da dikebilirsiniz. Diktatörlük ve darbe döneminde yasalarla belirlenmiş yasaklar yok. Fakat bunları yaparsanız bunların yasalarla belirlenmemiş sonuçlarına maruz kalıyorsunuz. Tuhaf bir defacto durumu söz konusu. Bu durum tiyatrocularda sinemacılarda ‘her şeyi yapabiliriz’ diye bir algı yaratıyor. Her şeyi üretebilir, her şeyi düşünebilirsiniz, engel yok. Ama bir tırnak içinde bir duyarlı bir vatandaş çıkıp sizi şikâyet ederse kendinizi ertesi gün hapiste bulabilirsiniz. Bir ölçü yok ortada” dedi.

Firuze Engin ise konuşmasında Türkiye’de tiyatroculara yönelik baskılar üzerinde durdu. Kültür-sanat alanında batıda üstü örtük bir baskının var olduğunu söyleyen Engin, sanatın sadece kurumların veya binaların içine sığdırılmaması gerektiğine vurgu yaparak bağımsız tiyatronun önemini hatırlattı.

Tiyatroda 3 akımın kendini gösterdiğini dile getiren Engin, bunları şöyle açıkladı: “Ekolleşme yerine etkileşim. Bence bu ekolleşme yerine etkileşimin en önemli örneklerinden biri Amed Şehir Tiyatrosu. Amed Şehir Tiyatrosu insanları etkileşime davet etti. Seyirci ile tiyatrocu arasında diyalogu yarattı. Bir diğeri kadrolaşma yerine geçişkenlik. Artık herkes freelance sanatçı. Kimse bir yere bağımlı kalmıyor ve sürekli yer değiştirerek sanatını zenginleştiriyor. Artık herkes birbirine kendini anlatıyor. Diğeri merkezleşme yerine yer değiştirme. Artık merkezde durmadığını için yer değiştirmek zorundasınız ve daha çok şehirle, insanla, temas etme şansınız doğuyor.”

Engin, “Kayyımların kültür sanat alanına müdahale etmelerinin altındaki temel neden, bizim aslında tam olarak örgütlendiğimiz yer olması. Sanat örgütlenmenin yuvasıdır. Sosyalleştiğimiz, temas ettiğimiz, birbirimizi tanıdığımız, birbirimiz hakkında bir çok şey öğrendiğimiz alan. Bu nedenle tabi ki kayyımlar bu alanlara saldıracak” diye de ekledi.

Panel, katılımcıların da bu konudaki düşüncelerini dile getirdiği soru-cevap bölümüyle son buldu.


Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Çok Okunanlar