‘Hizmetçiler’ (Jean Genet) oyununda cinselliğin inşası - Mesele 121

Franca Valeri ve Annamaria Guarnieri / Teatro dei Differenti

Sahne Tozu

‘Artık babasız olduğuna göre bir babanın anısıyla baş etmek zorundasın. Çoğu zaman bu anı, hayattaki bir babadan daha güçlüdür; emredici, uzun ve sert konuşmalar yapan, evet ve hayır diyen bir iç sestir; bir tür ikili koddur; Evet hayır evet hayır evet hayır; zihinsel ya da fiziksel her hareketinizi, en küçük bir hareketinizi bile yönlendirir. Hangi noktadan itibaren kendiniz olursunuz? Tam olarak asla; her zaman onun bir parçasısınızdır. İç kulağınızdaki bu ayrıcalıklı konumu, babanıza çektiğiniz son ‘kıyak’tır. Tüm babalar bu ayrıcalığı kullanır. Donald Barthelme[1]

Jean Genet, dehşetin ve kötülüğün altında yatan yalın kat insanın yazarıdır. Hırpalanmışların, hor görülmüşlerin, ötekileştirilmişlerin, boğazına kadar çamura gömülmüşlerin, haykırmak isteyip de, kendi sesinde boğulanların yazarıdır. İktidarın cüceleştirdiği, hiçleştirdiği ‘yığınların’ ve artık kendi hiçliklerine kendilerinin bile inandığı, merkezi otoritenin sistemin en dışına savurduğu yığınların yazarıdır. Genet’in kötülüğe adanmışlığı özgürlüğü açığa çıkarmak ve uzlaşmamak adına bir adanmışlıktır. Kendi hayat hikâyesinden ve yaşanmışlıklarından gelen bıçkınlığı uzlaşmacı ve konformist düşünce tarzının da karşıtıdır.

Genet, yazarlığının mayasını oluşturan ötekinin içindeki öze ulaşma serüvenini şöyle tanımlar:

‘Hayatta her şey bana yasaktı… O yüzden ben de bir muhasebeci ya da yazar konumunu değil, dünyayı gözlemleyebileceğim bir konumu benimsedim. On üç ya da on beş yaşımdayken içimde gelecekte olacağım yazarı yarattım.[2]

Genet’e göre özgürlük yolunu açmanın tek yolu; ‘rolünü oynamayı reddetmektir.’ Hepimiz bir oyunun parçasıyız, bize biçilen rollerin ağırlığı altında yok oluyoruz. Gerçek varoluş ise ancak rolümüzü oynamayı reddetmemizle başlar. Gerçeğin ‘rol oynama’ biçimiyle yadsınması Genet oyunlarının asal izleğidir. Toplumsal düzenin sembolleri, oyunlarında metaforik anlamlarla, ‘rolden ibaret’ oyun kişileri ile ortaya konur. Yani oyun karakterlerinin içsel bütünlüğü yoktur, kendilerinden uzaklaşmış, dayatılmış rollerin karmaşık bir toplamı olan mask taşıyıcılardır, onlar. Ve aslında yokturlar, ölüm yazarın tüm oyunlarının merkezindeki olgudur, bu yüzden. Genet’in karakterlerinin özü yapay görünümün kendidir.

1946 yılında ilk kez sahnelenen oyunu Hizmetçiler’de, bunu açık bir şekilde görebiliriz. Açılış sahnesinde Bayan ile bir hizmetçinin diyalogundaki gerçekliğin bir yanılsama olduğu, aslında her ikisinin de hizmetçi olduğunun sonradan anlaşılması gibi. Toplum tarafından aşağılanmanın intikamını fantastik dünyada almaya çalışan iki kız hizmetçi kız kardeşin hikâyesi, gerçek dünyada Papin Kardeşler’in hikâyesinden esinlenerek yazılmıştır.

Bu çalışma, Hizmetçiler oyununda, cinsel kimliklerin kurgulanışı, iktidarın oluşturduğu ‘rollerle’ kendi gerçekliğini nasıl kurduğu ve bu gerçekliğin aslında bir yanılsama mı olduğu soruları ekseninde geliştirilecektir.

Birbirinin Parçası ve Celladı Üç Kadın: Claıre, Solange ve Bayan

İktidar, varlığını benliği yapılandırılmış ve yönetilmeye hazır hale getirilmiş kitleler üzerinden sürdürür. İtaatin sağlanmasının ilk şartı; kalıba dökülmüş yönelimler ve istemlerdir. Bireylere giydirilmiş toplumsal roller, otoritenin gücünü sağlamlaştırması ve kendini güvende hissetmesinin gereğidir.

‘Dramatik ve yönetimsel egemenliğin dramaturjik kavramlar olduğunu ve bu türde egemenliğe sahip kişilerin başka türde iktidar ve otoritelerinin olmayabileceğini açıklığa kavuşturmakta yarar var. Herkesin bildiği gibi, gözle görülür önderlik konumlarındaki oyuncuların gücü sıklıkla sembolik olmaktan öteye gidemez; ya bir pazarlık sonucu, ya potansiyel bir tehdit oluşturabilecek bir konumu etkisiz hale getirmek için stratejik biçimde vitrinin arkasındaki gücü ve dolayısıyla vitrinin arkasındaki gücün ardındaki gücü gizlemek için seçilmişlerdir.’ (Goffman; 2014, 103)

Jean Genet’in Hizmetçiler oyunu, toplumdaki hiyerarşik düzenin sorgusudur. Bu hiyerarşik yapılanmada en altta kalanların, hiçleştirilenlerin, kendi kendilerini yok edenlerin travmatik ruh halleri, kendilerine yabancılaşmaları karakterlerin asal özellikleridir. İçselleştirilmiş baskının, değersizleştirilme ve sürekli aşağılanmanın ezilenlerde yarattığı çürüme ve sonunda iktidara öykünme biçiminde yansıması, Genet oyunlarındaki çatışmanın dinamosudur.

Oyundaki iki kız kardeş  Claıre ve Solange’ın birbirlerine verdikleri değer bile, kendilerine sahip olan Bayan’a göre biçimlenmiştir. Oyun içinde kurdukları oyunla evin hanımının rolünü oynarken, iki kız kardeşin iktidar savaşına tanıklık ederiz, aslında.

Solange : Ne yani, sana destek olmak istiyorum. Seni avutmak istiyorum. Ama benden hoşlanmadığını da biliyorum. Benden iğreniyorsun. Bunu biliyorum, çünkü bende senden iğreniyorum. Kölelerin sevgisi böyledir. Birbirlerini sevmezler.

Clarie : Ben sevgiyi zaten düşünmüyorum. Ama yüzümü, hemencecik, pis bir koku gibi yansıtan şu korkunç aynadan da illallah. İşte sen benim pis kokumsun. Pekala, pekala işte hazırım. Zaten benimdir. Bütün bu odalar benim olacak.[3]

Oyundaki toplumsal iktidar basamaklarının en üstünde; evin beyini hapse atan yargı, polis, din kurumlarından oluşan devlet vardır. İktidarın ikinci basamağında, evin beyi bulunmaktadır. Evin beyi, erkek olmasının yanı sıra sınıfsal üstünlüğünün göstergesi olan karısına sunduğu rahat yaşam koşulları nedeniyle de iktidarın evdeki temsilcisidir. Evin beyinden sonraki iktidar, Bayan’dır. Solange ve Claıre ise, cinsiyetleriyle birlikte sınıfsal konumları gereği en altta olanlardır.

Hizmetçilerin içlerinde büyüttükleri öfke, Bayan’a asla yansımaz. Hatta iki kardeş Bayan’a hizmette birbirleriyle yarışırlar. Onlara vereceği entarilere tav olurlar. Bunun için birbirlerini yerler. Bayan’ı öldürme planları bile bu cesaretsizlikleri ve iktidar kavgaları yüzünden kendi sonlarını hazırlar. İki kız kardeşin hayattaki tek amaçları; ‘Bayan’ olmaktır. Çünkü ‘Bayan’ olmak demek; ‘insan’ yerine konmak demektir, kibar olmak demektir. Süslü entariler giyip, mücevherlere sahip olmak demektir. Bulaşık kokusundan kurtulup güzel kokmak demektir. Ve dolayısıyla bir erkek tarafından sevilmek demektir.

Claıre: Sözümü kesme. Ben ne dediğimi bilirim. Bana Claıre derler. Her şeyin altından kalkmasını bilirim. Yetişir! Orospuluk yapmaktan, maşa olmaktan, inançsız, öksüz ve pasaklı bir rahibe hayatı sürmekten bıktım artık. Sunağın mumunu yakmak varken, havagazı fırınını tutuşturmaktan usandım. Herkes bana arsızın, kokuşmuşun biri gözüyle bakıyor. Sen de öyle bakıyorsun.[4]

Hizmetçilerle Bayan’ı sınıfsal ayrımın ötesinde, cinsiyet zemininde buluşturan ve ortak yalnızlıklarının göstergesi olarak çizilmiş Sütçü Mario’nun adı oyun boyunca sık sık kullanılır:

Claıre: (Bayan’ı taklit etmektedir.) : Güzel olacağım! Benden nefret ediyorsun değil mi? Beni uysallığınla, alçak gönüllülüğünle, kuzgun kılıçlarınla kasımpatılarınla eziyorsun. Yok yere insanın ayağı takılıyor. Her köşede bir çiçek. Amann… Ne korkunç! Güzel olacağım! Senden de güzel olacağım! Hiçbir vakit benim güzelliğime erişemeyeceksin. Şunu iyi belle: Mario’yu bu vücut ve bu suratla kandıramazsın. Bu genç ve kaba sütçü bana metelik vermeyebilir. Ama bak, ondan çocuğun olursa[5]

 Bayan karakteri, burjuva sınıfın temsilcisi olarak çizilmiştir. Her şeyi göstermeliktir. Sahte ve şatafatlıdır. Konuşmaları kibar ancak kırıcıdır. Nezaket ve şefkatle örtülmüş aşağılamaları, Claıre ve Solange’ı onca yıldır tanımasına rağmen hala karıştırıyor oluşu, her çarşı dönüşü hesapları kontrol edişi ait olduğu sınıfın özelliklerini yansıtmaktadır.

Bayan: (…) Yıllardan beri, bir gün olsun, gerçek sevgiye ulaşmamış inceliğiniz sinirlerime dokunuyor. Kanımı kurutuyor. Ruhumu sıkıyor.[6]

Bayan: (…) Ah, siz çok şanslısınız! Claire’le senin dünyada kimseniz yok. Hayatınızın çerden çöptenliği yüzünden öyle felaketlerden kurtuluyorsunuz ki.[7]

Bayan : (…) Hoş neyiniz eksik ki? Eski entarilerimle bile prensesler gibi giyinebilirsiniz.[8]

Bayan’ın maskesi, Claıre ve Solange’ın maskesinden daha belirgindir. Sürekli nasıl görüneceğinin, çevresindekilere nasıl bir imaj yaratacağının telaşı içindedir. ‘Daha güçlü kadın olma’ ideali ile ‘yaslı ve yorgun kadın’ çatışmasını yaşamaktadır. Ancak yüzeyde görünen bu çatışma Bayan’ın asal çatışmasını gizleyen bir perdedir. Kocasına olan sevgisi de yası gibi sahtedir. Bayan’ın tüm ‘iyilikleri’ de bir yanılsamadır. Yaptığı her ‘iyilik’ için bir beklentisi vardır.

Bayan : (…) Kocam için giyinip kuşanmayı sürdürmeliyim gene. Ne dersin, kocası sürgünde olanlar için bir yas modası çıkarmalı? Aklınla yaşa, ölümünde tutacağım yastan daha kelli fellisini tutarım. Yeni ve daha cici tuvaletler diktiririm. Siz eskilerimi giyerek bana arka çıkarsınız. Onları size verirsem belki tanrının kocama el uzatmasını sağlarım. Kimbilir?[9]

Gerçek Dünya ile Temsili Dünya

Her üç kadın da üstlerine giydirilen rollerden arınmak için çırpınan bir öz taşır. Bunu engelleyen baskının ve aşağılanmanın dozu arttıkça karakterlerin kıyıcılıkları ve öfkeleri de artar. Claıre ve Solange, sonunda kendi kıyıcılıklarının ve öfkelerinin kurbanı olurlar. Sınıfsal konumlarından dolayı aşağılanmanın ve ikincilleştirilmenin dozunu daha ağır hisseden hizmetçiler de kişilik yarılması çok daha derindir. İçinde yaşadıkları durumu kabullenme ile isyan etme, Bayan’ı sevme ile onu öldürme arasında gidip gelirler. Sürekli arafta yaşarlar. Solange, okuyarak arafta olma durumundan sıyrılmaya çalışır. Gazetelerde okuduğu suç haberleri, Bayan’ı öldürme ve bu şekilde ‘hizmetçilik rolünden’ azat olma yönündeki tutkulu arzusunu körükler. Claıre’nin okuduğu ‘Hafiye Dergisi’ de onun bir cinayeti planlamasının ilk ışıklarını yakmıştır. Yaşadıklarının değiştirilebilirliğinin ilk tohumunu atar. ‘Rolünü’ oynamamak, kurtuluşun ilk adımı olabilir. Böylece tıpkı dedektif gibi, veriler toplayarak Bayanın kocasını suçlayan mektuplar yazar, polise.  Claıre, mektupları Bayan’ın kaleminden çıkmış gibi yazmıştır. Böylelikle Bayan’ın da suçlu olduğu ve suçu kocasına attığı imajını yaratmaya çalışır. Ancak bu planları kendilerinin sonunu hazırlar. Claıre, Bayan’ın çayına uyku ilacı katıp onu öldürmeyi başaramayınca, Solange daha fazla köle rolü oynamayı reddeder. Buna karşılık Claire çayı kendi içer ve böylelikle Solange’den bir adım öne geçer. Solange ise, Bayan’ın taklitçisi kız kardeşini yok etmeyi başarmış, rolden çıkmış, ‘suçlular’ saffına katılmıştır.

Hizmetçilerin Bayan’ı sevmesi, cinsel tutku ve nefretin bir karışımıdır. Bayan, kutsal olandır ve bu tutkularını ona taparak değil, onu yıkarak sağlarlar. Claıre, Bayan’a ‘Tatlı Bakire’der ve onu tanımlarken ‘Sizin fildişi bağrınız! Sizin altın baldırlarınız! Sizin amber ayaklarınız’ gibi Bakire Meryem’e dair anlatılan öyküleri çağrıştıran sözler söyler.

Clarie’nin kardeşini zehiri kendisine vermeye zorlayarak intihar edişi, bile bile İsa’nın çarmıha gerilmesine izin vermesine bir göndermedir. Kutsallaştırma kutsal olanı yıkmaktır, kendini yok etme, Tanrı’yı yok etmekle başarılabilir ancak. (Innes, 2004, 16)

Hizmetçilik olgusu üzerinden işleyen oyun ‘köleliğin’ insanı nasıl insan olmaktan çıkardığını, dışlananların kaba, öfke ve nefret dolu dünyaları ile yansıtır. Gerçek dünya ile temsili dünya, oyun kişilerinin yer değiştirmeleri; ‘gerçekliğin’ göreceliliğini işaret eder. İki kız kardeş arasındaki gerilim, biri isyancıyı oynarken diğerinin daha uzlaşmacı olması şeklinde oyun boyunca sürer. ‘Kölelikten’ kurtulmak ancak ölüm karşısında kayıtsız kalarak, hayatın sürdürülmesini sağlayan kuralların üstüne çıkmakla mümkündür.

Bu yazı ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi'nin Kasım 2015 tarihli 76. sayısında yayımlanmıştır.


 

KAYNAKÇA

Genet, Jean, (1990) Hizmetçiler, (Çev: S. Birsel). İstanbul: Nisan

Innes, Chrıstopher, (2004) Avant-Garde Tiyatro, (Çev: B. Güçbilmez, A. V. Kahraman). Ankara: Dost

Sennett, Richard, ( 1993) Otorite, (Çev: K. Durand) İstanbul: Ayrıntı

Goffman, Erving, (2014) Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu, (Çev: B. Cezar) İstanbul: Metis

Lentricchia, F., McAuliffe, J. Katiller, Sanatçılar ve Teröristler, (Çev: B. Yıldırım) İstanbul: Ayrıntı

 

[1] Aktaran; Sennett, R.(2014) ‘Ototrite’, S. 27

[2]Lentricchia, F. & McAuliffe, Katiller, Sanatçılar ve Teröristler, S. 134.

[3] Genet, J. Hizmetçiler, 1990, S. 31-32.

[4] a.g.e. S. 31

[5] a.g.e, S.10

[6] a.g.e. S.39

[7] Aa.g.e. S.37

[8] a.g.e. S.40

[9] a.g.e. S. 41

Çok Okunanlar