Savaşın ortasında bir kadın, bir yemin - Mesele 121

Yedinci Sanat
Typography

Savaş, insanın sevdiğinden daha fazla mı kutsaldır? Sevgi tanımı ne kadar değişebilir? Yeryüzünün neredeyse tüm koruma hikayelerinin ortaklığı, namus şemsiyesi altında toplanmak mıdır? Bu kadarla da sınırlı değil. Besa, bu ve benzeri ve hiç benzemeyeni sorularla başbaşa bırakıyor izleyiciyi.

Besa, yönetmen ve senaristliği Srđan Karanović’e ait 2009 yapımı Sırbistan filmi. Başrollerini, Predrag Miki Manojlovic , Radivoje Bukvic , Radivoj Knezevic , Iva Krajnc, Nebojsa Dugalic paylaşıyor. Kelime olarak, Arnavutların bozulması imkansız yemini anlamında.

Yönetmen: Srdjan Karanovic             
Senaryo: Srdjan Karanovic
Oyuncular: Predrag Manojlovic,
Iva Krajnc, Radivoje Bukvic.
Süre: 1 saat 46 dakika

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak Arnavutlar’ın yaşadıkları köye atanan Sırp öğretmen Filip’ten başlamak yerinde olacaktır. Birinci Dünya Savaşı çıkınca savaşa katılacak olan öğretmen, eşi Lea’yı okulun Arnavut hademesi Azem’e emanet ederek gider. Arnavutların besa adını verdikleri yemin geleneğine göre Azem, emanetine ölesiye sahip çıkar. Bu sahip çıkma durumu Lea’yı sıksa da durumun değiştiği zamanlar da olur. Film, genel olarak Azem ve Lea’nın geçirdiği zaman çerçevesinde şekillenir.

Besa’da karşımıza ilk olarak dil bilmenin verdiği güven duygusu çıkar. Filip savaşa gidecektir ve Lea ona yalnız kalsa da korkmadığını çünkü dil bildiğini söyler. Günümüzde de insanların özellikle de göçmenlerin/ mültecilerin başlıca güvensizlik sebeplerinden biri dilsizliktir. Bunun yanında anadilini konuşmanın yasak olduğu coğrafyaların dilsizliğe mahkum edilmiş insanlarında da aynı güvensizlik görülür. İnsanlar, çevreyle iletişim kuramadıkları için zorluk yaşarlar ve hayattan soyutlanmış hissederler kendilerini. Annem, çocukluk anılarının birinde öğretmenlerinin akşamları pencereden evlerini dinlediğini ve Kürtçe konuşanları bir sonraki gün okulda dövdüğünü anlatmıştı. Okulda hem anadilini konuşamadığını hem de konuşulan dili anlamadığı için ifade problemi yaşadığını ve bu problemin getirdiği özgüven eksikliğini hala hissettiğini de eklemişti. Lea ise, ayakları yere sağlam basan korkusuz bir kadın olarak karşımızda çünkü bahsettiğimiz özgüven duygusunun temelini dil bilmekten alıyor.

Lea’yı bu özgüven duygusu içinde gördüğümüz bir diğer yer ise savaşın tam ortasıdır. Lea, ayağına bağlı iplerle savaşa tutsak edilmiş bir kadındır ve bu tutsaklık aslında savaşın başka bir cephesidir. Bu da bize bir kez daha kadının aslında savaş gibi toplumsal olaylar yaşanırken edilgen özne gibi görüldüğünü fakat bu durumdan en çok etkilenenin onlar olduğunun bir göstergesidir.

Lea, besa yemini eden Azem’e emanet edilince onların bir aradalığından farklı sevgi tanımları olduğunu anlarız. Lea, Azem’e karısını sevip sevmediğini sorduğunda Azem tabii ki sevdiğini çünkü onu koruduğunu ve onun karnını doyurduğunu anlatır. Lea içinse bunlar sevgi değildir. Burada, birbirine emanet edilmiş iki farklı dışlanmışın dünyasına tanıklık ederiz. Öyle zamanlar gelir ki, Azem, Lea için canını ortaya koyduğunda bu kez onu kurtaran Lea olacaktır. İşte tam da bu noktada birbirine emanet edilme durumu devreye girer.

Lea ve Azem arasındaki yoldaşlığın başka bir kanala akması besa yemini yüzünden mümkün olamaz fakat ete kemiğe bürünemeyen bir kutsal tutkunun yaşanmasının da önüne geçilemez. Lea, hayatının ilk duasını vatanı korumaya giden kocası için değil kendisini koruyan Azem için eder. Burada yönetmen, savaşmak insanın sevdiği insandan da mı kıymetli, gerçek savaş hangisi gibi sorularla başbaşa bırakır izleyici.

Kuşkusuz bu koruma, içine duygular da girince yerini namus hikayesine bırakır. Azem artık Lea’yı koruyan olmanın yanında kıskanan da bir adamdır. Lea’nın iradesi dahilinde olsa da başka bir erkekle münasebeti olmasına büyük tepkiyle yaklaşır. Bugün de öyle değil midir? Kadın “koruma” başlığı altında bir de işin içine namus hikayesi girince istenilen boyunduruğa sokulabilir düşüncesi… Ataerkinin yüzyıllardır değişmeyen algısı.

Çoban köpeği gibi sahibini koruyan Azem’in, savaşın ortasında bir kadın olan Lea’nın, Filip’in, bu kişilerin birbirleriyle de olan ilişkisinin ve daha pek çok şeyin hikayesi  Besa. Benim içinse, “Beni kurtaran/koruyan ordu değil Azem’di” diyen Lea’nın ayakları dünyaya sağlam basan hikayesi. Ayağındaki iplerle savaşa tutsak edilmiş bir kadının hikayesi…

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.

Facebook'ta Mesele