Kültürler Arası Bir Girişim Hatası: "Tüpisch Türkisch“ - Mesele 121

Yedinci Sanat
Typography

Yağmurlu, rüzgarlı ve soğuk bir kasım akşamında Köln-Mülheim´da Ren nehrine yakın bir sokağa giriyorum. Buram buram Tüpisch Türkisch (tipik Türk) kokan bir hava var. 126 numaralı binanın önünde bekleşen insanlara yaklaşıyorum. Kimi soğuğa rağmen elindeki bira şişesiyle ayakta, sigara içiyor, kimi uzun zamandır görmediği tanıdıklarıyla selamlaşıp şakalaşıyor.

Sohbetlerde kulağıma çalınan Türkçe ve Almanca kelimeler aynı cümlelerin içinde dans eder gibi... Kafama kodladığım dilbilimsel teoriler yüzünden, hemen orada bi sürü "diller arası girişim hatası" tespit ediyorum. Binadan içeriye girerken kelimelerin dansını, yani "dillerarası girişim hatalari"´nı da peşimden sürüklediğimi farketmiyorum bile. Sonra salonda kocaman bir ekran, ekrana yansıyan aynı büyüklükte kocaman "diller arası girişim hataları" karşıma çıkıyor. "Neden?" diye soruyorum kendime. Sonra Tüpisch Türkisch Film Festivali kapsamında gösterilen beş kısa filmi tek tek izlerken diller hatası girişim hatalarının nedenlerini tespit ediyorum;

Değerini yitirmiş ezberler. Yabancı bir ülkede nereye gideceğini bilemeyen, şaşkın, yarım, tatsız ilişkiler. Karmakarışık, üstelik tarifi henüz yapılmamış göçmen hayatlar. O hayatların içine tıka basa sıkışmış kadınlı-erkekli dört nesil... Özetle kültürler arası girişim hatası, Tüpisch Türkisch işte!

xxxxxxxxxxxxxx

Bu yıl 13. kez düzenlenen Tüpisch Türkisch Film Festivali 29 Kasım´da ilk beş kısa filmini sundu. Kunsthochschule und Medien´de eğitim gören beş genç yönetmen kısa metrajlı filmleriyle Almanya´da göçmenlikten kaynaklı sorunları -sosyolojik-politik- tarihsel arka planını bir kenara bırakıp- yaratıcı bir sanat estetiğiyle ele aldılar. Filmleri izlerken iki şeye dikkat etmeye çalıştım; birincisi filmlerin içindeki karakterler, içerik, görsel, akustik, kurgu...vs. gibi teknik-estetik boyut, ikinciyse kendileri de Türkiyeli olan genç yönetmenlerin meseleyi nasıl kavradığı, yaşananlara nasıl reaksiyon verdikleriydi. İkincisinde, bazı sahnelerde rejisörlerin de farketmediği gizli mesajlar yakaladığımı söyleyebilirim.

Mein Freund Deutsche (Bilal Bahadır 2016 12 dak. )

Bu film konusunu 1960´lı yıllardaki işçi göçünden alıyor. Türkiye`ye geri dönmek isteyen bir işçi Arbaytsam(Arbeitsamt: İş ve İşçi Bulma Kurumu) görevlisi tarafından burada kalmaya ikna ediliyor. Çok klasik motifler kullanıldığı halde yine de film izleyicide kitschig izlenimi yaratmıyor. Bilal Bahadır´ın göçmen işçileri kurban rolüyle değil, olduğu gibi göstermesi iyi olmuş. Zaten filme yön veren de resmi işlemleri manipule ederek sahte pasaportla Almanya´ya gelen „saf“ bir köylünün hikayesi. Oyunculuğun ve senaryonun da kıvamında olduğu bu filmde hemen her sahne kahkahayı hak ediyor hakikaten.

Metzger und ich (Mehmet Akif Büyükatalay, 2014, 8 dak.)

Metzger kasap demek. Ama bu filmde kasap falan yok. Kasap gibi çalışan bir berber var. Mehmet Akif Büyükatalay filminde başka bir şehirde üniversite öğrenimi gören Türkiyeli bir gencin kendi kültürü içindeki yalnızlığına değinmiş. Üniversiteli genç ailesini ziyarete geldiğinde mahalle berberiyle karşılaşıp, onun -sözümona “abilik-ahbaplık-komşuluk sohbetine(!!)“ maruz kalıyor. Saçlarını kestirmek istemediği halde berberin onu zorlaması, kesimi yaparken tek taraflı, kaba ve zorlayıcı bir dille kendi politik görüşünü dayatmaya çalışması, yine dominant bir edayla “Bak sen de ünlü olduğunda ülkene laf söyleme sakın !” demesi, insanda sözlü-psikolojik şiddet (kasap) izlenimi yaratıyor. İçim daralarak izlediğim filmin son sahnesinde nihayet evine giden genç odasına kapanıp, penceresini karartarak yatağa giriyor. Yatakta rahat bir şekilde uzanmaması da ilginç tabi…! Şiddete uğrayan her insan gibi, iki büklüm kıvranıyor. Bu filmdeki ana mesajı filmin adında saklı buldum diyebilirim.

Hüzün (Şirin Şimşek, 2017, 12’30 dak.)

Filmlerden birinin adı da hüzün. Bıçakla kesilmiş gibi birbirinden ayrılan görüntülere sesler ve müziğin kullanımı da eşlik ediyor. Diyalog yok. Türkiye´deki trafik, hamamda ritme dayalı ürpertici bir müzik, turistik yerlerin sessizlik içinde verilen görüntüsü, oradaki hayata dışardan ve içerden bakmaya çalışan, ürkek bir bakış açısını ele verir gibi. Aynı ürkek bakış açısını filme baştan sona serpiştirilen “Ulu Önder Atatürk(!!)” heykellerinde farkediyorum. Atatürk heykellerinin verildiği görüntülerde “andımızı(!!)” okumaya çalışan, okurken bazı kelimelerde zorlanan genç bir kadın sesi var. Bence filmin en önemli kurgusu da bu. Bıçak kesiği görüntü ve sesleri tamamlayan, hatta açıklayan bir ürkeklik. Filmden sonra kısaca kendisine yöneltilen soruları cevaplayan Şirin Şimsek´in anlatımından kimlik arayışındaki dördüncü kuşaktan bir göçmenin hüznünü farkediyorum. Bence “Hüzün“ arayışla ilgili. Kırık ve karmaşık…

Boy (Semih Korhan Güner, 2018, 15 dak.)

Bu filmde Alman bir çocuk anlatıldığı halde neden filme İngilizce bir isim verildiğini anlamadım. Ancak işlenen konu da festival konseptinin üzerindeydi diyebilirim. Her kültürde rastlanabilecek evrensel konular işlenmişti. Arkadaşlarına cesaretini ispatlamak zorunda kalan 12-13 yaşlarında bir erkek çocuk evdeki tavuklardan birinin kafasını kesiyordu. Konuşmaların minimum düzeyde olduğu filmde akıllarda kalan tavuğun kesilirken çıkardığı ses ve çırpınışı oldu. Öte yandan çocuğun suskunluğunda real ve irreal motiflerin birbirine karışması da insanın şiddet karşısındaki bölünmüşlüğünü ele veriyor diyebiliriz. Hakkında psikoanalitik değerlendirmelerin yapılabileceği etkili bir film.

Annunciation (Halit Ruhat Yıldız 2016 21 dak.)

Bu film gerek içeriksel kurgusu gerekse tekniksel yanıyla diğer filmlerle arasındaki farkı çok büyük oranda gösteriyor diyebilirim. Filmin konusu Almanya´da yaşayan Türkiyeli evli iki gencin çocuk sahibi olma kaygısıyla ilgili. Ancak film iki kişi arasındaki entelektüel, kültürel, etik, duygusal, toplumsal, kurumsal ve hatta biyolojik ve cinsel çatışmaları bir paket halinde sunuyor. Ruhat Yıldız dışardan bakıldığında bir tek sorunmuş gibi görünen olguyu derinleştirip kompleks arka planıyla ele alarak hayatın içindeki çıkmazları ekrandan yüzümüze vuruyor. Çözümlerin göründüğü kadar kolay olmadığını bir kez daha anlıyoruz.

xxxxxxxxxxxx

Tüpisch Türkisch Film Festivali´nin ilk günündeki bu beş filmin toplamında göçün yarattığı kültürler arası girişim hatalarına ve hataların yarattığı kırgınlığa tanık olduğumu söyleyebilirim. Festivalin diğer filmleriyle ilgili bilgileri aşağıdaki internet adresinden takip etmeniz mümkün:

Info – Tüpisch Türkisch – Filmreihe Köln

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.
Mesele Bülteni'ne abone olduğunuz için teşekkür ederiz

Facebook'ta Mesele