Bolsonaro’nun en tehlikeli destekçileri - Mesele 121

Dünya
Typography

Economist gibi müesses nizam yayınları Brezilya ordusunun aşırı sağcı aday Bolsonaro üzerinde yatıştırıcı etkisi olduğunda ısrar ediyorlar. Oysa tam tersi doğru.

Brezilya seçimlerinin ilk turu, neo-faşist aday Jair Bolsonaro’nun dört puan farklık zaferine sahne oldu. Ancak Bolsonaro ve zafer arasında İşçi Partisi (PT) adayı Fernando Haddad duruyor. Oyların sadece yüzde 29’unu alarak ikinci gelmesinin ardından, Bolsonaro’yu durdurmak için iki haftadan az zamanı var. Üstelik Bolsonaro’nun Sosyal Liberal Partisi (PSL), siyaseten bir hiçken bir gecede Brezilya’nın ikinci büyük partisi haline geldi. Brezilya demokrasinin tehlikede olduğunu söylemek abartı değil.

Haddad, son anda bir zafer kazanmayı başarsa dahi, Brezilya siyasetinin kutuplaştırıcı ikliminde, 2016’da Dilma Rousseff’i görevden eden yumuşak kongre darbesini takip edecek sert bir askeri darbe hâlâ mümkün. Bolsonaro, ordu içinde PT’ye düşmanlık besleyen belirli kesimlerin desteğine sahip.

Brezilya sağındaki pek çok kişiyle birlikte bu kesimler, PT’nin Brezilya’yı komünist bir diktatörlüğe dönüştürme hedefiyle bir “sessiz devrim” gerçekleştirmeye çalıştığını iddia ediyorlar. Hem Bolsonaro’nun yükselişini hem de demokrasiye karşı yarattığı tehdidi anlamak için ordudaki PT karşıtı grubu incelemek hayati.

Bolsonaro’nun başkan yardımcısı adayı General Antônio Mourão, silahlı kuvvetlerde Dilma Rousseff’in Hakikat Komisyonu’na karşı üst düzey subaylar arasında oluşan muhalefetin görünen yüzüydü. Komisyona, 1964-1985 arasındaki diktatörlük boyunca ordu tarafından işlenen suçların aydınlığa çıkarılması görevi verildi.

Hakikat Komisyonu

Ordu, kuruluşundan bu yana PT’ye az veya çok düşmanlık gösterdi. Daha kin dolu ve fiiliyata dökülmüş PT karşıtı düşüncelerin izi, 2012 yılındaki Hakikat Komisyonu’nun başlangıcına kadar takip edilebilir. Komisyon, PT tarafından, sivil toplumdan çok büyük ölçüde hukukçu isimler tarafından idare edilen ve kesinlikle tarafsız bir mecra olarak dikkatlice inşa edildi. Generaller korkmasın diye “adalet” sözcüğünden kaçınıldı.

Komisyon, tümü sonradan Dilma’nın azledilmesini destekleyen eski muhafazakâr başkanlar José Sarney, Fernando Collor ve Fernando Henrique Cardoso da dâhil olmak üzere muhalefet tarafından da desteklendi. Şu var ki ordu içindeki siyasi bölünmeler ve bunun Brezilya siyasetini nasıl etkilediğine dair soldan bakan İngilizce veya Portekizce çok az analiz var. Economist gibi müesses nizam yayınları, ordunun iktidarı almak için bir isteği olmadığı ve ilerideki bir Bolsonaro hükümetini yumuşatacağı hayallerine sahip olmaya devam ediyorlar.

Bu son derece hatalı. Brezilya ordusu sadece Brezilya demokrasisine bir tehdidi temsil etmiyor; Bolsonaro’nun iktidara yükselişini destekleyen en güçlü aşırı sağ grupların da bulunduğu bir yer.

PT ve Ordu

Ordunun üst kademesinde Lula ve PT’ye yönelik kalıcı bir nefret var. İçlerindeki bir kesim, sol eğilimli herhangi bir hükümet ne olursa olsun iktidarda uzak tutulması için açıkça plan yapıyor. Bu aynı kesim, ilerideki bir Bolsonaro hükümetinde önemli rol alacak. Yine bu muhalefet, Lula hükümetinin askeri harcamaları ciddi ölçüde arttırması ve denizaşırı rolünü genişletmesini görmezden geliyor.

Lula’nın, PT’nin, Brezilya plütokratik medyası ve büyük sermayesine uyumunu yansıtan yatıştırma stratejisi başarısız oldu. Silahlı kuvvetlerin emekli ya da görevdeki üyeleri – çoğu Bolsonaro saflarında üst düzeydeler- açıkça komisyona karşı çıktılar ve askeri rejim altında işkence yapıldığını reddettiler. Aynı zamanda, komisyondan kimseyi cezalandırması beklenmediği için silahlı kuvvetler içindeki PT karşıtı grupları güçlendirmek ve bir araya getirmeye yaradı.

Arjantin’deki benzerinin aksine Brezilya’daki askeri diktatörlük, siyasi yenilgi yoluyla iktidardan indirilmedi. Onun yerine, artan siyasal muhalefet, yolsuzluk skandalları ve 1980’lerin ortasındaki ekonomik krizle karşı karşıya kalan diktatörlük güçleri, Brezilya’nın demokrasiye geçişini dikkatlice gerçekleştirmeye karar verdiler. Bu da müttefiklerinin Brezilya’nın yeni siyasi sistemi içerisinde iyi bir yere konumlanmalarını ve anayasanın kendilerini diktatörlüğün acımasız suçlarına yönelik tepkilerden korumasını sağladı.

Bugüne dek ordu belirli bir seviyede saygınlığı korudu. İlk olarak sadece ulusal çıkarları korumak için siyasete müdahale eden bağımsız bir aktör gibi görüldü. İkinci olarak, diktatörlük zamanı, halkın bir kesimi tarafından suç ve yolsuzluğun olmadığı, aile değerlerinin korunduğu ve herkesin işinin olduğu bir altın çağ olarak hatırlanıyor.

General Sérgio Etchegoyen veya General Joaquim Luna e Silva gibi üst düzey ordu subayları hâlihazırda Michel Temer’in hükümetinde kabinedeler. Generaller, medyada, özellikle de Brezilya’nın en büyük medya şirketi Globo’da artan yerlerini demokrasi karşıtı düşünceleri korku verici bir şekilde seslendirmek için kullanageldiler.

Örneğin General Luiz Rocha Paiva Globonews’ta, PT’nin “sessiz devrimine” engel olmak için açıkça darbe çağrısında bulundu. Bu bariz paranoyanın rahatsız edici teşhiri sırasında, PT’nin seçim zaferinin Brezilya’yı komünist bir ülkeye dönüştürmesi tehlikesinden bahsetti.

Güney Askeri Komutanlığı komutanı görevinden Rousseff’le hakikat komisyonu çalışması üzerine kamuoyu önünde tartıştığı için alınan Mourão, sonrasında 2016’da Rousseff’in azledilmesi esnasında, Başkent Brazil’deki Mason Locası tarafından yayınlanan bir YouTube videosunda “istikrarı korumak” için askeri bir müdahaleyi destekleme düşüncesini duyurdu.

Ordu içindeki PT’ye muhalefetin derecesi bu yıl iyice belirginleşti. Örneğin Yüksek Mahkemenin Lula’nın tutuklanmasının önünü açmasının bir gün öncesinde, ordu komutanı General Vilas-Boas, eski başkanın tutuklanması için yargıya baskı amacıyla Twitter’ı kullandı.

Tweetlerinin ardından Brezilya ordusunun neredeyse bütün yüksek komuta kademesi PT’nin yenilgisini kutlamak için internete girdiler. O anda sadece Yüksek Mahkeme’deki tek bir yargıç tarafından ürkekçe eleştirildiler. Ama konu, solun üç adayının -Fernando Haddad, PDT’den Ciro Gomes ve PSOL’den Guilherme Boulos- seçim kampanyası sırasında sivil ilişkilere ordunun karışmasını kınamasıyla başlıklara yeniden çekildi.

Lava Jato Soruşturması ve Ordu

Aşırı sağ, Lava Jato (Araba Yıkama) soruşturmasıyla çoğu insanın düşündüğünden daha yakın ilişkiye sahip. Seçimlerin ilk turuna doğru giderken Lula’yı hapse atan Yargıç Sergio Moro, PT’nin seçim beklentilerine en fazla zarar vermek için tasarlandığı açıkça belli olan bir hareketle, aylar önce aldığı Lula’nın yakın bir müttefikinin zarar verici ifadesini piyasaya sürdü.

Bolsonaro açıkça Moro’yu Brezilya Yüksek Mahkemesi’ne terfi ettirmekten söz etti ve Lava Jato soruşturmasının Marcelo Bretas gibi önemli yargıçları Bolsonaro’yu açıkça desteklediler. Bolsonaro seçilirse büyük ihtimalle Lava Jato soruşturmasını tahkim edecek ve Solu kriminalize etmenin bir aracı olarak kullanacak.

Lava Jato yolsuzluk karşıtı operasyonuna bakan Güney federal temyiz mahkemesi başkanı Thompson Flores, General Mourão tarafından Rio de Janerio Askeri Kulübü’ne konferans vermeye davet edildi. Davet, Flores’in başkanı olduğu mahkemedeki muhalif yargıç tarafından verilen, Lula’nın serbest kalması emrini şahsen engellemek için yasal prosedürleri görmezden gelmesiyle manşetlere çıktıktan hemen sonra geldi. Mourão ve Flores yaptıkları bir basın açıklamasında, buluşmalarının Lula’nın tutuklanmasıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, uzun süredir arkadaş olduklarını iddia ettiler.

Şu anda Mourão’nun başkanlığını yürüttüğü Askeri Kulüp, 1964’te Brezilya demokrasisini deviren komplonun merkezilerinden birisiydi. 2014’te, hakikat komisyonunun raporunu yayınlamasının ertesi günü Kulüp, Rio de Janeiro’nın en büyük gazetesine askeri diktatörlüğü savunan bir ilan verdi.

Haiti

Mourão, General Augusto Heleno ile birlikte, Brezilya’nın Haiti’ye korkunç müdahalesinin üst düzey askeri komutanlarıydılar. Uluslararası gözlemciler ve insan hakları örgütlerine göre 2006’da Port au Prince varoşlarında onlarca sivilin katledilmesinden sorumlular. Şu anda Brezilya’daki en yüksek siyasi makama yakın duruyorlar.

Haiti, Batılı devletler tarafından, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Fransa’nın, Jean Bertrand Aristide’nin ılımlı sosyal demokrat hükümetinin devrilmesine destek vermesinin ardından kargaşaya itildi. Komşu Dominik Cumhuriyeti’ne üslenen bir isyana ülkenin kırsal kesimini kaybeden Aristide, Amerikan deniz piyadeleri tarafından 29 Şubat’ta belirsiz bir yere gitmeye zorlandı. Piyadeler, Port au Prince uluslararası havalimanını ele geçirdiler ve Aristide’yi Orta Afrika Cumhuriyeti’ne gönderdiler. Nihayetinde Güney Afrika’ya iltica izni verildi.

Brezilya’nın sol hükümeti, zorla görevinden alınan bir lidere destek vermek yerine, Haiti’nin halk tarafından seçilen hükümetine karşı darbeyi destekledi. PT hükümeti, Haiti’yi işgal etmek için etkin bir şekilde gönüllü oldu. Brezilya’nın Birleşmiş Milletler barış koruma görevlerine askeri bakımdan dâhil olması halinde, Güvenlik Konseyi’nde yer alabilecekleri hayaliyle hareket ettiler. Sonuçları hem Haiti hem de Brezilya demokrasisi için yıkıcı oldu.

Heleno, 2004 ortasında adadaki askeri operasyonların kontrolünü üstlendikten sonra hemen Haitililerin düşmanlığını kazandı. Cite Soleil ve Belair çevrelerinde yaşayan Aristide yanlıları, başkent Port au Prince’te BM barış gücü askerleriyle çatıştılar. Cite Soleil, Aristide’nin de esas seçmen grubunun ve partisi Fanmi Lavalas’ın kalesi olan ülkedeki en büyük varoştu. Müdahaleye muhalefeti bitirme girişimlerinin birinde Heleno, 5 Temmuz’da, varoştaki Aristide yanlılarının lideri Emmanuel “Dread” Wilme’nın infazının emrini verdi. Operasyonda çoğu kadın ve çocuk onlarca kişi öldürüldü.

San Francisco İşçi Meclisi’nden insan hakları gözlemcileri tarafından toplanan katliam videoları, Heleno komutanlığında öldürmüş Haitililerin dehşet verici görüntüleri gösterdi. Ertesi gün Cite Soleil’e giden ve Dread Wilme’nin cenazesini izleyen Seth Donnelly’e göre travmatize olmuş mahalle, törene büyük ölçüde katıldı:

”Evleri, ev derken tahta ve tenekeden yapılmış barakalardan bahsediyoruz, makineli tüfek ve tank ateşiyle delik deşik ve patlamış bir şekilde bulduk. Bu evlerin çoğundaki delikler, kurşun delikleri olmak için çok büyüklerdi. Evlere giren tank tipi mermi olmalılar. Makineli tüfek ateşiyle tamamen delik deşik olmuş bir kilise ve bir okul gördük.”

Katliam, Brezilya siyasetinin yasa ve düzen söylemiyle gayet uyumlu. Donnelly, General Heleno’nun baskınla ilgili soru sorulduğunda “önce bize, delegasyonumuza, neden ‘yasal güç’ için değil de kendi deyimiyle ‘suçluların’ hakları için endişelendiğimizi sorguladı” diyor. Mahallelinin ifadelerini, mahallenin düşmanlığının ve BM güçlerine karşı ‘çete saldırılarının’ bir parçası olduğu gerekçesiyle kabul etmemiş görünüyor.

Tahminlere göre baskında çoğu genç kadın en az yirmi yedi Haitili öldürüldü. Heleno’nun yanıtları, Brezilya sağının, en iyi haydut ölü hayduttur şeklindeki dış mahallelerdeki toplu katliamların geçerli bir güvenlik siyaseti olduğu görüşünü yansıtıyor.

ABD’deki Haiti dayanışma hareketinin baskısıyla MINUSTAH liderliği ayın ilerleyen günlerinde General Heleno’yu görevden aldı. Bununla beraber bir dizi talihsiz olaydan sonra halefi General Urano Bacelar, Bolsonaro’nun şu andaki başdanışmanının yerini aldıktan üç ay sonra ölü bulundu. Brezilya ordusu “intihar” olarak açıklama yapar ve resmi bir soruşturmadan kaçınırken Wikileaks sızıntıları, ölümünü muhtemelen Birleşmiş Milletler’i de içeren farklı çatışmalara bağlayarak bu varsayıma karşı şüpheleri ortaya çıkardı.

Brezilya’nın adadaki varlığı aynı zamanda kısmen de olsa otuz bin kişinin hayatına mal olan kolera salgının yayılmasından da sorumlu. Ayrıca Brezilyalı askerlere yönelik iki binden fazla tecavüz suçlaması var. Katıksız ırkçı olan bu operasyon, medyada, Brezilya ordusunun Rio favelalarında gelecekte yapacağı operasyonların alıştırması için Haitili siyahların kobay olarak kullanıldığı bir fırsat olarak coşkuyla karşılandı. PT’nin, Brezilya toplumundaki demokrasi karşıtı unsurları güçlendiren hataları arasında en korkuncu Haiti’ydi.

Tehlikede Olan Ne?

Brezilya demokrasisi tehlikede. Bolsonaro’nun adaylığı, eğer başarılı olursa, kan dökme, sola karşı kitlesel şiddet ve işçi haklarından geriye kalanların yok edilmesiyle sonuçlanacak.

Bolsonaro ve ordudaki müttefikleri demokrasiye açıkça düşman. Bu çirkin koalisyon, Brezilya’nın demokratik bir şekilde yönetilemeyeceği ve sadece yeni bir anayasaya dayanan otoriter bir çözümün ülkeyi istikrara döndürebileceği sonucuna varmış durumda.

Bolsonaro, Brezilya siyasi sitemine ve çürümüş siyasi sınıfa duyulan halk öfkesini demokrasinin kendisine yönlendirmeye çalışıyor. Bu demokrasi karşıtı fikirler PT karşıtlığında belirginleşirken PT’nin hükümetteyken yaptığı en büyük hatalardan birisi de ordunun gücünü azaltmaktaki başarısızlığı oldu.

Bolsonaro’nun, Brezilya’nın toplumsal ve güvenlik krizine yanıtı açık şiddet. Filipinlerdeki Duterte veya Mısır’daki Sisi gibi, ülkenin içinde bulunduğu krizden zor ve tehditle çıkmaya indirgenebilecek bir siyaseti destekliyor. Polisin toplu katliamlarının sıradan olduğu bir ülkede, seçilirse Bolsonaro ve ordudaki dostları, kurbanları sadece favelalardaki yoksul siyah gençler olmayacak tarihi bir kıyım başlatabilirler. Bu kıyım, toprak eylemcilerini, sendikacıları, sosyalistleri ve LGBT bireyleri de içerecektir. Bu anlamda, Marielle Franco’nun katledilmesi kâbus gibi bir gelecek için örnek teşkil ediyor.

Çeviri: Kontra Salvo

Bu yazınin orijinali 18 Ekim 2018'de Jacobinmag.com internet setisinde yayınlanmıştır. 

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.
Mesele Bülteni'ne abone olduğunuz için teşekkür ederiz

Facebook'ta Mesele

İlginizi çekebilir...