Çanlar Savaşı ve barış - Mesele 121

Denize İnen Balta
Typography

I. 
Gianni Rodari (d. Omegna, 23 Ekim 1920- ö. Roma, 14 Nisan 1980), İtalya’da yetişen en iyi çocuk edebiyatçılarından biri olarak nitelenen yazar ve gazeteci. Öğrencilik yıllarında öğretmeni Nazareno Ferrari’nin, “İnsanlığın büyük insanlardan çok, iyi kalpli insanlara ihtiyacı var” cümlesinden dolayı, yazdığı kompozisyona en yüksek notu verdiği Rodari, hayatı boyunca iyi bir insan olmak için çalıştı.

1. Dünya Savaşı yıllarında ülkesindeki faşizme karşı direniş mücadelesine katıldı. Savaş sonrası, önemli İtalyan gazetelerinde yöneticilik yaptı. 1950’den itibaren çocuklar için yazmaya başladı.              

1970’te çocuk edebiyatı dalında verilen en saygın ödülü, Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazanarak ünü dünya çapında perçinlendi. Rodari’nin çok kitabı var ama özellikle Çanlar Savaşı çok çarpıcıdır. Yıllardır savaşan iki ülkenin kralları sonunda ülkelerindeki çanları toplatır ve dökümhanede düşmanını bir atışta yok edecek büyük bir top yapmaya girişirler. Yaparlar da... Yalnız amaçlarına ulaşamazlar. Çünkü çanlardan yapılan bu toplar ateşlendiğinde “Din Dan Don” diye ses çıkarır. Farkında olmadan kötücül niyetleri iyiyi doğurur yani. Bu yüzden her iki ordunun askerleri siperlerden fırlar; birbirlerine koşup bağırırlar: “Yaşasın çanlar çalıyor. Barış var!” Yok etmek için yapılan toplardan yükselen ‘din dan don’ sesine uyarlar. Süresiz gibi görünen savaş ‘barış’la sonlanır. Ah keşke gerçek hayatta da her şey hikâyeler ve masallardaki gibi olsa... Onların gerçeğini insan bence ancak aklını kullanarak ve de doğru düşünerek gerçekleştirebilir; ya sizce?

II.

Ölümden korkalım ya da korkmayalım o gölgemiz gibi bırakmaz peşimizi. Doğmak aslında ölmek içindir. Doğmamış olsaydık ölmeyecektik de. Doğumla ölüm arasındaki uzun ya da kısa çizgide öylesine çok kötülük var ki bunlarla istesek istemesek de karşılaşmak zorunda kalıyoruz. Kendi başının çaresine bakmak bir kurtarıcıya, şefaatçiye ihtiyaç duymadan ama insan olmak ve insan kalmakla orantılı bir sonuç… Unutmak en zavallı yanımız bence. Bu bir tür kaçış, güvenlik ve göze batmadan hayata tutunmak (doğumla ölüm arası çizgide yolculuğu tamamlamak) olsa da. Doğmakla ölmek (intihar, ötenazi vs gibi istisnaları bir kenarda tutacak olursam) biliyoruz ki seçimimiz değil. Ama bu iki nokta arasındaki kalp grafiği gibi inişli çıkışlı çizgideki seçimlerimiz bizim elimizde. Bizi biz yapan gerçeklikler toplamı da seçimlerimizdir aslında. 

Unutmayalım ki seçimlerimizle orantılıdır bireysel ve de toplumsal hayatımızın kalitesi, güzelliği, gerçekliği ve sıradan olmayışı… Çünkü mesele insan olarak güzel, doğru ve iyi yaşamak için gerektiğinde en ağır bedeli de ödeyebilmektir yaşamı güzelleştirmek ve barış içinde kardeşçe yaşayabilmek için… 

III.

“Dünyanın en büyük sorunu barış sorunudur. Çünkü bu sorun yeryüzünde kalıp kalmayacağımızla doğrudan doğruya ilintilidir. Ama buna bakarak, sevişmekten vaz geçmenin, bilimleri, sanatları yüzüstü bırakmanın hiç de gereği yoktur. Çünkü barış bize gökten inmeyecektir. Onu gene biz gerçekleştireceğiz. Nasıl mı? Sevişerek, bilimlerde, sanatlarda, sonuna değin ilerleyerek, her alanda kötülüklerle savaşarak, bıkmadan, yılmadan, yaşamayı güzelleştirerek...” demiş Melih Cevdet Anday.

‘Barış’ sözcüğünün yerine insan sözcüğünü koysak daha bir anlamlı olur tam da neredeyse tüm dünyanın birbirinin karnını deşip kanını içmeye soyunduğu ve artan caniliğin ne zaman sona ereceği hiç de belli olmayan şimdilerde diye düşünüyorum. Dünyanın en büyük sorunu insan olmak sorunudur bence... Çünkü ne kadar insan olabilirsek o kadar incelikli ve de duygudaş oluruz. Her alanda kötülüklerle savaşmak, bıkmadan, yılmadan, yaşamayı güzelleştirmek... Buna bağlı. En yakınımızdan en uzağımıza her bireyi olduğu gibi kabul ederiz sorunları elbirliği ve ortak akılla çözebiliriz. Böylece farklılıklarımızla barış içinde bir arada kardeşçe yaşarız. Ülkelerimiz de, dünya da cennet gibi olur. Her renkten, dilden ve dinden insan bize kanımızdan biri gibi gelir. Dünya ülkeleri de büyük bir köyün birbirine uzak ya da yakın (gerçek komşu) evleri gibi olur. İnsanları da bu büyük köyün köylüleri gibi hısım/akraba olur: Gökkuşağı renkli ve çok dilli... Yeter ki insan olalım öyle kalalım.

Çok Okunanlar