Zaman ve mekan - Mesele 121

“Yeldeğirmeni’nden Yahudiler Geçti, Anıları Kaldı” başlıklı toplantının ilk oturumunda Harun Niyego “Haydarpaşa’da Geçen 100 yılımız” kitabından alıntılarla mahallenin Yahudi tarihini anlattı. Toplantının ikinci oturumuna ise karikatürist, yazar İzel Rozental “Moda Sevgilim” kitabıyla katıldı.

Geçtiğimiz günlerde bir "şehit asker" cenazesine katılan Kemal Kılıçdaroğlu’nun uğradığı saldırı, saldırının ardından saklandığı evin kalabalık tarafından çevrilip, bir kadının "Yakın o evi! Yakın o Alevi’yi" diye bas bas bağırması hepimizde aynı deja-vü efektini yarattı. Yakın zamanlı hafızamız bu duruma hemen isim koyup derindeki bir korkunun ağzını açtı: Linç girişimi... Madımak, Maraş, Malatya, Çorum ve daha burada adını yazamayacağım bilinen bilinmeyen bir sürü linç katliamı aklımıza geldi.

Pazartesi günü, Fransa’da ve dünya çapında milyonlarca insan, yüzlerce yıllık bir tarihi eserin yanıp kül olduğunu görerek buz kesildi ve dehşet içinde kaldı. Salı günü, Notre-Dame katedralinden geriye kalanlar hala için için yanarken, Pazartesi günkü yangın felaketine katedralin restorasyon çalışmasındaki korkunç bir yangın güvenliği arızasının neden olduğu açıktı. Bunun sorumluluğu, Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un hükümetine ve nihayetinde kapitalist sisteme aittir.

Siyaset bilimci Serap Yolcu Yavuz “Cumhuriyet Misyonerleri”nde, 1930 ile 1946 yıllarında genç neslin politik açıdan konumlandırılışını değerlendiriyor. Kitapta Yavuz, “Cumhuriyetin siyasal elitleri gençliği, ‘kurtarıcı, kurucu ve taşıyıcı’ vurgusuyla politik eğitim sürecine paralel biçimde özneleştirir” diyor.

İnsan-Mekan-Hafıza başlığıyla yaptığım bir röportaj 12 Nisan´da yayınlandı. Üç gün sonra yani 15 Nisan akşamı TV haberlerini izlerken Notre Dame´ın yandığını gördüm, olduğum yerde kurudum kaldım. Ertesi gün uyanır uyanmaz aklıma ilk gelen sadece bir kaç kere turist olarak gezmeye gittiğim Notre Dame oldu.

21 Mart Perşembe günü masalcı sınıfa girdiğinde perdeler kapalıydı. Açtırdı. Sınıfa taze gün ışığı doldu. Öğrencilerden güneşi selamlamalarını rica etti. Öğrencilerin her biri açık pencerenin önüne gidip kendi anadillerinde sevinçle bağırarak güneşi selamladılar. İtalyanca, Arapça, Farsça, Türkçe, Rusça, Kürtçe, Fransızca, Afganca günaydın güneş dediler...

Diyarbakır’da artık harabeye dönmüş tarihi bir hanın hikayesi, yaklaşık 170 yıl sonra gün yüzüne çıktı. Bir dönem halk arasında Borsa Hanı olarak bilinen han, 1850’lerde, Bulgaristan’dan kente sürgün gelen devrimcilere de ev sahipliği yapmış.

SALT Beyoğlu’nun giriş mekânı Forum’da kurulan İstasyon: İstanbul Ansiklopedisi kapsamında, tarihçi ve romancı Reşad Ekrem Koçu’nun (1905-1975) şehre dair 30 yıllık bu kapsamlı ve benzersiz araştırması incelemeye açılacak. Koçu hayattayken ancak G harfine kadar basılabilmiş olan 11 cildin içeriği, Forum ve Açık Sinema’da sunum, söyleşi ve atölyelerle yorumlanırken dileyen katılımcılar ciltleri tarayarak “Ada”dan “Gökçınar”a maddelerin künye yazımına katkı sağlayabilecek. İstasyon’da, Koçu tarafından İstanbul üzerine kaleme alınmış diğer eserlerin yanı sıra, şehrin tarihine ilişkin seçili yayınlara yer verilecek.

Mimarı ve tasarımda çığır açan Bauhaus akımı 2019'da, kuruluşunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle kutlanacak. İşte, Almanya kültür/sanat tarihinin en önemli evrelerinden biri olan Bauhaus'un kısaca tarihi.

Bugün olmuş hala aklımdan çıkmayan, hatta her gün her fırsatta karşımda duran bir çocukluk anım var. Müsaadenizle bu yazının konusuna giriş olarak anlatayım:

77 yıl önce, Troçki 20 Ağustos 1940 günü kendisinin de beklediği gibi Sovyet Gizli Polisi (GPU) ajanı tarafından suikasta uğradı ve bir gün sonra hayata veda etti.  Ancak onu öldüren kişinin Stalin’in bir ajanı olduğu ancak on yıl sonra, 1950’de ortaya çıkabildi. Resmi olarak ise, eski Sovyetler Birliği’nde esen Glasnost ‘açıklık’ rüzgarları sırasında 1985 yılında kabul edildi.

Elli yıl önce, 22 Temmuz 1967’de bir Cumartesi günü başlayan ve beş gün süren, 20’nci yüzyıl Amerikası’nın en büyük, en yıkıcı ve en amansız isyanı patlak vermişti. Aşağıdaki yazı, bu isyanın 50’nci yıldönümü vesilesiyle kaleme alınmıştır.

47 yıl önce 150 bin işçinin İstanbul’un Topkapı, Levent, Kadıköy gibi merkezlerinden başlayarak Gebze-İzmit hattına, daha sonra İzmir, Ankara’ya ulaşan ve iki günle de sınırlı kalmayıp bazı işyerlerinde haftalarca devam eden eylemleri derslerle doludur.

Dünyayı sarsan ve bugüne ulaşan o fotoğrafta yer almasına sebep olacak bir “faaliyeti” yoktu, 1963 yılında Saygon’un kuzeyinde bir köyde doğmak dışında. Adı Vietnamcada “Altın Mutluluk” anlamına geliyordu. 8 Haziran 1972’de bir Amerikan uçağı, bir köyde, insanların sığındığı tapınağın üzerine dört napalm bombası attığında, savaştan saklanmak için orada olan çocuklar, alevler içinde kalarak dışarıya fırladılar.

Bugün de Türkiye'de basının ve gazeteciliğin durumu, 1946-48 yıllarında Markopaşa ve Sabahattin Ali üzerinde estirilen terörden hiç farklı değil. Hatta özgür düşünce üzerinde baskı ve sindirme daha da katmerli bir biçimde yaşanmakta. Monarşi müptelâları, Tek Partili Cumhuriyetin 1925 tarihli Takrir-i Sükun (Sessizlik Önergesi) Kanununu daha da ağırlaştırarak icra etmekteler.