Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

Benim bir roman yazarı olarak, bir başka roman yazarıyla kaderim Biga kasabasında kesişir.
Çocukluğu Biga’da geçmiş bulunan roman yazarımız, İlhan Tarus’tur.
Çocukluğunda yazları sık sık Biga’ya, oradaki köylerden Mahmudiye Köyüne giden bendeniz de bu yüzden Bay Tarus’la kader birliği içindeyim.
Kaderinizi seviniz; Amor Fati!
Savcı, yargıç olarak Anadolu’da pek çok yerde görev yapan Tarus, erken dönem Cumhuriyet yıllarının yetiştirdiği Aydınlanmacı karakterde, siyasi profiliyle Cumhuriyetçi, hâliyle Kemalist Solda ve pozitivist ekoldendir.
Kalemine gelince, vallahi laf ettirmem, sonuna kadar savunurum: 
Refik Halid, Reşat Nuri, biraz Hüseyin Rahmi, üstüne Kemal Tahir, şiiriyle Nâzım, sonra salon terbiyesiyle Halid Ziya, Köycülüğüyle Talip Apaydın, Kadrocu geleneğiyle Yakup Kadri, Sol Kemalizmiyle Şevket Süreyya, gecekondulara kadar uzanırsa Orhan Kemal, dahası aklıma gelmeyen hangi eli öpülesi büyük yazarlarımız varsa hepsini onda bulursunuz; okuyunuz, hak vereceksiniz.
Tarus başlı başına Cumhuriyet edebiyatıdır da, yazık, pek bilinmez.
Ben derim ki, rahmetli Tarus, Türk edebiyatında roman, hikâye, anı ve piyes türünde başlı başına bir ekoldür; isimdir, üzerine titrenilmesi gereken bir edebiyat mirasıdır.

Öyle bir yazı yazayım ki, hem ben hem okur ve dahi yazı da kendinden memnun kalsın istiyorum.
Mevzusuna bağlı!
Bazen mevzu dargınlığı çektiğim olur; yoksa ilk satırı kâğıda koydum mu arkası akar gider.
Evvel eski ezberimdedir; Latinler söyler bunu:
Rem Tene Verba Sequentur!
“Sen konuya hakim ol, arkası gelir...”
İşte hakimiyeti kaybettiğimiz zamanlarda mevzu-konu bize darılır, biz ona gücenir; başlı bacaklı Maça Papazı gibi oluruz.
Ne birbirimizden ayrılır ne de Şeytan görsün yüzünü demeden duramayız.
Yine öyle oldu:

“Saçma” [Osm: Abes- Fr: Absurde] fikrinin mucidi Albert Camus idi.
Saçma fikri, aslına bakılırsa, insanı her şeyin merkezine koyan Antik Yunan feylosofu Protagoras’dan beri hümanist felsefenin içine sinmiştir.
Hayata gelmekle başlayan varoluşumuzdaki bütün sorumluluk bize aittir, fakat bütün hepsi çok saçmadır, anlamsızdır.
Bu anlamsızlığına rağmen biz bunu yaşarız, yaşatırız, yaşananları da izleriz.
Camus, Yabancı – L’Étranger romanında duygusuzlaşmış, toplumla heterotopik bir ilişki kuran, inkârcı ve anlık yaşayan birinden, Meursault adlı Fransız Cezayir’inde yaşan genç bir memurdan bahseder.
Romana girişi de meşhurdur; bilirsiniz:
“Bugün annem öldü, belki de dün; bilmiyorum!”
Bu kayıtsızlık roman boyunca sürecektir.
Camus’nün 1942’de yayınlanmış bu eseri Avrupa’da bir çağın yankısıdır, bu öyle bir yansımadır ki, kuşaklar boyu edebiyatı etkileyecektir.
Macaristan’ın yetiştirdiği kadın edebiyatçılardan Agota Kristof’un kısa romanındaki karakter, adını bile tam bilemeyeceğimiz o naif insan, Meursault’ı bize anımsatmaktadır.
İsmi pek lazım değil, romanda okursunuz, asıl Meursault’luğu bizim umrumuzda!

Gençlik yıllarından beri kendisine eşlik eden Halikarnas Balıkçısı'nın kitabı Mavi Sürgün’den ilham alan piyanist ve besteci Sabri Tuluğ Tırpan’ın “Mavi” isimli eserinin dünya prömiyeri 15 Mart’ta yapılacak.

Zülfü Livaneli'nin 1978 tarihli albümü "Nazım Türküsü" yeniden plak formatında yayınlandı. Albüm hem çıktığı yıllarda büyük yankı uyandırmış hem de aradan geçen zamana rağmen etkinliğini sürdürmüş olması özelliğiyle, müziğimizin kilometre taşlarından, önemli dönemeçlerinden birisi olarak görülüyor.

Posta yoluyla evime gelen bir paketi açtığımda içinden Almanca bir mektup, üç dilde (Ermenice/İngilizce/Almanca) yazılmış bir kitapçık ve kitapçığın arka kapağına yerleştirilmiş bir CD çıktı. Mektubu ve kitapçığı sonra okuyabileceğimi düşünerek CD’yi dinlemeye başladım.

31 Aralık’ta hayatını kaybeden Gülriz Sururi için, Türkiye’nin ilk Müslüman profesyonel primadonnası olan annesi Suzan Lütfullah’ın sahneye çıktığı Süreyya Operası’nda tören düzenlendi. “Aşka, Sanata, Yaşama dair” başlığı ile düzenlenen etkinlikte Gülriz Sururi ile 2017 yılında yaşamını yitiren eşi Engin Cezzar anıldı.

Berger’i anlatan yeni biyografi çalışmasında yılgınlıklarımıza, korkularımıza, ümit ve arzularımıza bugüne kadar en güçlü ve tutkulu şekilde hitap eden bir yazar okuyucuya sunulmaktadır.

Frida Kahlo’nun metalaşması hızlı ve acımasızca oldu… Frida kupaları, minderleri, vazoları, takvimleri, örtüleri, küpeleri, el çantaları, çorapları, bardakları ve kutuları… Oysa Kahlo amansız bir anti-kapitalistti.

Diyarbakır’da artık harabeye dönmüş tarihi bir hanın hikayesi, yaklaşık 170 yıl sonra gün yüzüne çıktı. Bir dönem halk arasında Borsa Hanı olarak bilinen han, 1850’lerde, Bulgaristan’dan kente sürgün gelen devrimcilere de ev sahipliği yapmış.

SALT Beyoğlu’nun giriş mekânı Forum’da kurulan İstasyon: İstanbul Ansiklopedisi kapsamında, tarihçi ve romancı Reşad Ekrem Koçu’nun (1905-1975) şehre dair 30 yıllık bu kapsamlı ve benzersiz araştırması incelemeye açılacak. Koçu hayattayken ancak G harfine kadar basılabilmiş olan 11 cildin içeriği, Forum ve Açık Sinema’da sunum, söyleşi ve atölyelerle yorumlanırken dileyen katılımcılar ciltleri tarayarak “Ada”dan “Gökçınar”a maddelerin künye yazımına katkı sağlayabilecek. İstasyon’da, Koçu tarafından İstanbul üzerine kaleme alınmış diğer eserlerin yanı sıra, şehrin tarihine ilişkin seçili yayınlara yer verilecek.

Mimarı ve tasarımda çığır açan Bauhaus akımı 2019'da, kuruluşunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle kutlanacak. İşte, Almanya kültür/sanat tarihinin en önemli evrelerinden biri olan Bauhaus'un kısaca tarihi.

Devam eden sergiler

Facebook'ta bizi bul

Ziyaretçiler

121 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio