Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

Yirminci Yüzyılın demir atmış en önemli meselelerinden biri, Titanic’tir. Mahmut Paşa yokuşu dağınıklığında pek çok hikâyesi vardır; filmi bile var. 108 yıl evvel battı, 1912’de... Bilmeyenimiz yok, hatta birbirine güvertede sabah âşık olmuş burjuva kızıyla proleter İrlandalı delikanlının gece yarısı denize ha düştüler ha düşecekler gibi bizleri helecan içinde bırakan geminin pruvasında poz verdikleri sahnesiyle ünlü Hollywood filminin jeneriğine kadar biliyoruz.
¨Evladım ne işiniz var orada! Maazallah üşütüp zatülcenp olacaksınız...¨
Aşkın gözü kördür, olur böyle şeyler...
Titanic’i böylesine ünlü yapan neydi sorusunun ucu açıktır, pek çok cevabı vardır.
Her bir cevap yeni sualleri arkasından sürüklüyor ve biz, bir türlü Titanic muammasını halledemiyoruz.
Şunu dibe oturduğu yerden bir çıkartıp kuruttuktan sonra havalandırıp herkese bir gösterseler; rahatlayacağız.

Yazının tarihi eskice; 2008’de yayınlandı. Bodrum’da yerel gazete Gazete Kent’e o vakitler yazılarımı gönderiyordum. 
Yüzlerce haftayı bulan koca bir arşiv kaldı geriye; kim bilir, günün birinde bir seçki yaparım, ayrı mesele...
İşte ben orada, ¨İzah ve İstihza¨ başlıklı bir köşede sessiz sedasız yazardım.
Yazı işleri müdürü, eski Babıâli emeklisi, rahmetli, kaç kuşak Bodrumlu, Mehmet İlkorur’du.
Oradaki bir yazı şimdi size lazım olacak!
İster ¨Sakla samanı, gelir zamanı¨ deyin...
İster, ¨Mesele yazarı Mahmut ŞENOL, eski bohçasından çıkarıp çıkarıp sunmaya başladıysa,¨ diye kulp takıp, sonra,  O-hooo, onun da artık kelamı tükendi¨ deyin...
Yahut ister, ¨Bugün olacakları 15 sene evvelinden görmüş, ne akl-ı selim adammış yazarımız¨ deyin...
Fakat bana kalırsa, karşımızdakinin elini sıkmadan evvel, hele şu günlerde herkesi paranoyak yapmaya başlamış bulunan Corona virüs salgını için muhakkak okuyunuz.

Hikâyenin "Pek satmıyor be abi," durumunda kaldığı şu zalim, zor zamanlarımızda hikâye yazmaya ısrar edeni hiç yok değil. Ele gelir, sağlam metin çıkanları da pek ortalıkta değil. 
Biz biraz kısır bir hikâyecilik döneminde yaşıyoruz. 
Fakat yine de hikâye diliyle anlatmak, konuşmak sevdasında olanlar, hâdise nakledicileri ortalığı bırakmıyor, kuzuyu kurda yem, merdi nâmerde muhtaç etmiyor.
Son zamanların iyi hikâyecilerinden Erinç Büyükaşık’ın iki hikâye kitabı, ardı ardına, üstelik aynı yayınevinden yayınlanıverdi. 
Niye hepsini tek kitapta toplamadılar, anlaması zor, fakat yayıncılık dünyası bu, herhalde bir bildikleri vardır, diyerek biz merakla hikâyelere kendimizi verdik; bakın neler gördük.

Bihter Hanım sevgiyle büyütülmüş bütün canlılar gibi kendine güvenli, başkalarıyla eşit ilişki kuran, sınırları olan ve o sınırların geçilmesine izin vermeyen, kibar bir kedi.

Ona karanlık, soğuk, lanet bir kış günü Fatih’in ana caddesi Fevzi Paşa’da, Pehlivan Lokantası’nın önünde rastladım. Ensesinin kalınlığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek olduğunu söylüyordu. Kiri, pası, sokakta yaşadığını.

"Ölü taklidi yapan kedi gördün mü daha önce? Ben görmemiştim. Garip bir kedi o.”
“Nasıl garip?”
“Garip yerlerde uyur. Ne kadar dürtersen dürt, uyanmaz…”
(Taksim Metrosunun güvenlik görevlisi.)

Bir fotoğrafa rastladım, yıl 2007, Limter-İş sendikasındayız. Geçmişe dair nostaljiye yönelik bir paylaşımda "Alman Sendikalar Birliği ile beraber eğitim semineri yapılmıştı. Tersanelerdeki baskı rejimi ve taşeronluk sistemiyle gerçekleşen üretimin üzerinden çeşitlenen güvencesizleştirmeyi anlatmıştık. Zira o dönem Almanya'da da daha kurumsal formlarda gerçekleşen güvencesizleştirmenin ayak sesleri olduğunu öğrenmiştik. Şimdi Almanya'da yaşıyorum ve neoliberal politikalarının sonuçlarını, bazı güvencelerin kalıcılığına ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık örneklerine rağmen hissediyorum. Tam 11 sene olmuş" dediğimde 2 sene olmuştu Almanya‘ya geleli.

Dün, 1 Mayıstı. Hem evde hem dışarıda olabildiğim, bir bayram havasında olmamakla beraber heyecandan yerimde duramadığım bir başka 1 Mayıs. Alman dostlar günün koşullarına uygun çok sayıda eylem örgütlemiş. Sabah yürüyüşüm sırasında ve bisikletle dolaşmaya çıktığım zaman rastlayabildim çoğuna. Twitter’da takip edilebilir anlık rota belirlenen yürüyüşlerin yanı sıra.

Britanya’da yapılan seçimler dünyanın her tarafında çok kalabalık bir yalnızlar grubu olduğumuzu size de göstermedi mi? Dünyanın pek çok yerindeki kadın cinayetlerinde kadınları, iş cinayetlerinde hayatını yitirenleri suçlu çıkaran hukuk sistemine ve polis şiddetine rağmen yayılan isyan dalgaları kalabalıklığımızı gösterse de, sadece seçimlere tahvil olduğu sürece anlam bulan itirazlar, seçimlere yansımadıkça yalnızlığımızı ortaya çıkarıyor. Siyasetin sadece seçim dönemleri ve faaliyetleri yoluyla gerçekleşmesi ise kısır döngüsü bu sürecin. 

Metin Altıok denince aklıma ilk gelen kitap Kendinin Avcısı’dır. Bulmam biraz maceralı olmuştu, ama bu kitapla birlikte benim şairlerim arasında yer almıştı Metin Altıok. 1980’li yıllardan bugüne içimdeki yerini koruyor.

Moskova'da "Nazım Hikmet’i anma etkinliklerini daha da zenginleştirmek ve Türkiye ile Rusya arasında kültür-sanat etkinliklerine katkıda bulunmak amacıyla" Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı kurulduğu ilan edildi.

Türkiye’nin önemli düşünürlerinden Oruç Aruoba 72 yaşında hayatını kaybetti. Metis Yayınları ölüm haberini "Sevgili Oruç Aruoba'yı kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşıyoruz. Ailesine, sevenlerine, okurlarına başsağlığı dileriz" mesajıyla paylaştı.

İşte böyle, güzel, sıcak bir pazar günüydü. Ama babalar günü değildi. Damda oyun oynadım. Güvercinlerimiz vardı. Havada uçan-uçurulan komşu güvercinlere bakıp saydım. Evin yanında küçük çukurlar kazıp cullup oynadığımız boş arsadan orta yaşlı bir adam geçiyordu, bıyıkları inceydi.

Yüzleri gülümsetecek, içimizi ısıtacak, yüreklere su serpecek, umut veren insan hikayelerini anlatmayı hep sevdim. Yıllarca çeşitli mecralarda yazmama ve belgesel sinema ile uğraşmama rağmen neden bilmem, burnumun dibindeki, muhteşem bir hikayeyi aktarmayı hiç akıl etmemişim, ta ki Mercedes Kadir’i kaybettiğimiz 18 Nisan'a kadar.

Kadıköy'ün sembol mekanlarından biri olan ve binlerce filmi izleyicilerle buluşturan Rexx Sineması, kapılarını kapatma kararı aldı. Kadıköy ve sinema dendiğinde akla ilk gelen mekan olan Rexx Sineması, bina sahibinin kira sözleşmesini uzatmaması sonucu kapanıyor.

Çok Okunanlar

Ziyaretçiler

59 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio