Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

Biz cahillere yaratılışa ait mühim bilgiler veren Tevrat’ın birinci kitabı Tekvîn’de Habil ile Kabil’in geçimsizliği toprağa bağlanır. İki kardeş arasında fitne fücur toprak yüzünden çıkmıştır. Yoksa niye durduk yerde Kabil kardeşini öldürsün?
Tevrat’a göre Kabil çobanlıkta karar kılmış bulunan ve gayet güzel yaşayan kardeşine “Vaz geç bu hayvanlardan. Haydi tarlaya gidelim” demiş, kardeşinin arazi işlerinden gözü korkmuş olmalı ki abisinin sözünü dinlememiştir.
Ayrıca Habil’in ikiz kız kardeşleriyle evlenecek olmasına da Kabil içerlemiştir; öyle diyorlar.
Bu ilk cinayetin ardından Tanrı, Kabil’e çok kızıyor ve onu Yemen taraflarındaki bir taşlı tarlada çiftçiliğe mecbur bırakıyor.
Kabil tası tarağı toplayıp alıp başını gidiyor, yenik düştüğü kendi topraklarından uzağa...
İlk cinayet ve ilk sürgün, hatta ilk diaspora diyebiliriz buna...

12 Nisan 2001 tarihli Hürriyet gazetesinde Süleyman Arat ibret duyulacak bir haber yazdı. Bir siyasi partinin görgü ve nezaket kurallarını üyelerine tavsiye ettiğini, ki buna demek ihtiyaç duymuş olmalıydılar, yazıyordu:
“MHP'nin yeni imajına uygun olarak koyduğu kurallar arasında şunlar vardı:Parlak renkli giyim ve beyaz çoraptan uzak durun, terlemeye karşı hafif bir koku sürün, soğan ve sarımsak yemeyin, az sigara için, erkekler her sabah sakal ve bıyık tıraşı olsun, dişleri günde iki kez fırçalayın, yaşa uygun giyinin, gömlek ve kravat mutlaka giyin, kolye ve rozet gibi aksesuarlarda abartıdan kaçının, sıkıcı olmayın, oturuşunuz güven dolu olsun ve her zaman dik oturun.’ “

İnsan bırakıp gidince, tabiat onun yerini hemen dolduruyor. Zira tabiat boşluğu sevmez; feylesof Aristoteles böyle demişti:
Latincede Horror Vacui deniyordu buna, boşluk korkusuydu… En büyük korkumuz uçuruma düşmek, bir çukura yuvarlanmaktır; düşmek en kötü duygu.
Bunu gençliğimizde bilemeyiz; gün gelir yaşımız bize bunu öğretir: İhtiyarlık da biraz düşmekten korkmak demektir.
Eski Yunancada Knephobia adı veriliyor; o da boşluktan ürkmek, takıntılı biçimde boşluğu hep kapatmak anlamında…
Boşluğu ve ıssızlığı o sebeple sevmiyoruz, içimizde bir Horror Vacui var; sızım sızım sızlıyor.

Bihter Hanım sevgiyle büyütülmüş bütün canlılar gibi kendine güvenli, başkalarıyla eşit ilişki kuran, sınırları olan ve o sınırların geçilmesine izin vermeyen, kibar bir kedi.

Ona karanlık, soğuk, lanet bir kış günü Fatih’in ana caddesi Fevzi Paşa’da, Pehlivan Lokantası’nın önünde rastladım. Ensesinin kalınlığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek olduğunu söylüyordu. Kiri, pası, sokakta yaşadığını.

"Ölü taklidi yapan kedi gördün mü daha önce? Ben görmemiştim. Garip bir kedi o.”
“Nasıl garip?”
“Garip yerlerde uyur. Ne kadar dürtersen dürt, uyanmaz…”
(Taksim Metrosunun güvenlik görevlisi.)

Bir fotoğrafa rastladım, yıl 2007, Limter-İş sendikasındayız. Geçmişe dair nostaljiye yönelik bir paylaşımda "Alman Sendikalar Birliği ile beraber eğitim semineri yapılmıştı. Tersanelerdeki baskı rejimi ve taşeronluk sistemiyle gerçekleşen üretimin üzerinden çeşitlenen güvencesizleştirmeyi anlatmıştık. Zira o dönem Almanya'da da daha kurumsal formlarda gerçekleşen güvencesizleştirmenin ayak sesleri olduğunu öğrenmiştik. Şimdi Almanya'da yaşıyorum ve neoliberal politikalarının sonuçlarını, bazı güvencelerin kalıcılığına ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık örneklerine rağmen hissediyorum. Tam 11 sene olmuş" dediğimde 2 sene olmuştu Almanya‘ya geleli.

Dün, 1 Mayıstı. Hem evde hem dışarıda olabildiğim, bir bayram havasında olmamakla beraber heyecandan yerimde duramadığım bir başka 1 Mayıs. Alman dostlar günün koşullarına uygun çok sayıda eylem örgütlemiş. Sabah yürüyüşüm sırasında ve bisikletle dolaşmaya çıktığım zaman rastlayabildim çoğuna. Twitter’da takip edilebilir anlık rota belirlenen yürüyüşlerin yanı sıra.

Britanya’da yapılan seçimler dünyanın her tarafında çok kalabalık bir yalnızlar grubu olduğumuzu size de göstermedi mi? Dünyanın pek çok yerindeki kadın cinayetlerinde kadınları, iş cinayetlerinde hayatını yitirenleri suçlu çıkaran hukuk sistemine ve polis şiddetine rağmen yayılan isyan dalgaları kalabalıklığımızı gösterse de, sadece seçimlere tahvil olduğu sürece anlam bulan itirazlar, seçimlere yansımadıkça yalnızlığımızı ortaya çıkarıyor. Siyasetin sadece seçim dönemleri ve faaliyetleri yoluyla gerçekleşmesi ise kısır döngüsü bu sürecin. 

Günlük internet dergisi Ters Dergi’de Arkadaş Zekai Özger’in hayatının bir kesiti çizgi öykü olarak yayımlanacak. Senaryosunu Özge Yurttaş'ın yazdığı çizgi öykünün illüstrasyonları ise Ali Doğanlı'ya ait. 

Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Adalet Ağaoğlu hayatını kaybetti. Boğaziçi Üniversitesi’inden yapılan açıklamada, ‘’Fahri Doktora sahibi değerli yazar Adalet Ağaoğlu'nu kaybettik. Eserleriyle her zaman yaşayacak" denildi. 

Ayşe Erkmen 2020 Ernst Franz Vogelmann Heykel Ödülü’ne layık görüldü. İstanbul ve Berlin’de yaşayan sanatçıya ödülü 17 Temmuz’da verilecek.

“Nerede o eski günler?” demeyeceğim çünkü “Aklıma gelince, hemen aldım kalemi elime, başladım yazmaya…” demekten çok “Açtım dizüstü bilgisayarımın ekranını başladım tıkırdatmaya!” diyecek yaştayım. Yine de özlem duyduğum “o eski günlerin” sıcakkanlı, istekli, samimi ve sevgi dolu zanaatkârlarının duygularını, internetten sipariş ettiğim pantolonumun beni terziye sürüklediği bir öykü ile, sanki o günleri yaşamışçasına anımsıyorum. Bu öykü üzerinden düşünüyorum; sanırım terzinin anımsattığı duygular bana tekstil ve ayakkabı zanaatkârı-esnaf dedemden kalan, nesilden nesle aktarılan bir miras.

Antoine de Saint-Exupery'nin kaleme aldığı dünyanın en çok satan ve okunan kitapları arasında yer alan "Küçük Prens"in 400 farklı dilde 2 bin basımından oluşan "Küçük Prens Kitap Müzesi" Eskişehir'de ziyaretçilerini bekliyor.

İşte böyle, güzel, sıcak bir pazar günüydü. Ama babalar günü değildi. Damda oyun oynadım. Güvercinlerimiz vardı. Havada uçan-uçurulan komşu güvercinlere bakıp saydım. Evin yanında küçük çukurlar kazıp cullup oynadığımız boş arsadan orta yaşlı bir adam geçiyordu, bıyıkları inceydi.

Çok Okunanlar

Ziyaretçiler

47 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio