Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

“Geçmişi tenekeliyi” bilirdik; rahmetli romancımız Osman Cemal’in eserlerinden dilimize geçmiştir.
Osman Cemal Kaygılı Türk Argosunu en iyi kullanan romancımızdır.
Birinin sicili bozuk, huyu kavruk ise ona geçmişi tenekeli derler.
Tenekenin asilzâde olamayışı kendi kabahatidir; bizim ne dahlimiz var!
Aslına bakarsanız teneke, çeliğin sac halinde ince çekilmesinden sonra ortaya çıkar; baba tarafından soylu sayılmalıdır, bana göre…
Çok ince çekerseniz, ona da Şamata Tenekesi derler; maazallah, inceldiği yerde kopar!
Biz, teneke makasıyla biçilmiş bir yazıya başladık ki, bakalım lafımızın lehimini nerede koyacağız?
Bir de teneke lehimi vardır, anlayacağınız…

“Mesele Kitap” yayınından sorumlu editörümüz Kemal Sarıoğlu’yla Ayriş-Irish Pub’dayız; havadan sudan sohbetler...
Mâlümatfuruşluğum tuttu; sabahleyin Kanada’nın CBC radyo istasyonunda dinlediğim haberden bahsettim.
100 yıl evvel Kanada’nın Winnipeg kentinde 7 hafta süreyle bir komün kurulmuştu; fakat siyasal gerçeklik böyle yaramazlıklara asla müsaade etmez. Geldi, yıktı, geçti...
1871 Paris Komünü’nden sonra bir diğer demokratik kentsel ayaklanmaydı bu!
Muhatabımın gözleri faltaşı gibi açıldı, yazsana bunu dedi...
Ben söz dinlerim; yazdım.
İşte burada...

Benim bir roman yazarı olarak, bir başka roman yazarıyla kaderim Biga kasabasında kesişir.
Çocukluğu Biga’da geçmiş bulunan roman yazarımız, İlhan Tarus’tur.
Çocukluğunda yazları sık sık Biga’ya, oradaki köylerden Mahmudiye Köyüne giden bendeniz de bu yüzden Bay Tarus’la kader birliği içindeyim.
Kaderinizi seviniz; Amor Fati!
Savcı, yargıç olarak Anadolu’da pek çok yerde görev yapan Tarus, erken dönem Cumhuriyet yıllarının yetiştirdiği Aydınlanmacı karakterde, siyasi profiliyle Cumhuriyetçi, hâliyle Kemalist Solda ve pozitivist ekoldendir.
Kalemine gelince, vallahi laf ettirmem, sonuna kadar savunurum: 
Refik Halid, Reşat Nuri, biraz Hüseyin Rahmi, üstüne Kemal Tahir, şiiriyle Nâzım, sonra salon terbiyesiyle Halid Ziya, Köycülüğüyle Talip Apaydın, Kadrocu geleneğiyle Yakup Kadri, Sol Kemalizmiyle Şevket Süreyya, gecekondulara kadar uzanırsa Orhan Kemal, dahası aklıma gelmeyen hangi eli öpülesi büyük yazarlarımız varsa hepsini onda bulursunuz; okuyunuz, hak vereceksiniz.
Tarus başlı başına Cumhuriyet edebiyatıdır da, yazık, pek bilinmez.
Ben derim ki, rahmetli Tarus, Türk edebiyatında roman, hikâye, anı ve piyes türünde başlı başına bir ekoldür; isimdir, üzerine titrenilmesi gereken bir edebiyat mirasıdır.

Olağanüstü hal döneminin son Kanun Hükmünde Kararnamesi ile kamu görevinden men edildim. Benim dahil edildiğim listeden önce de çıkarılan, gece yarısına ve tatile denk getirilen KHK’larda endişeyle kendimin ve arkadaşlarımın adını aradım. Yalnız değildim. Pek çok muhalif, sendikalı, imzacı, üst yönetimle sürtüşen veya hakkında soruşturma olan kişi de benim gibi baktı bu listelerde, yüz bin kişi içinde olup olmadığına.

Masaya oturdum, aklımdakileri yazmak için. Masa, sürekli yeniden başlamak zorunda kalanlara özgü bir sadelikte ve karmaşada. Masanın üzerinde olanlar ve olmayanlar, aktarılan geçmişin, fırlatıldığımız geleceğin sembolü. Bu yüzden masama oturmuyorum hiç, yatağıma uzanamıyorum veya koltuğumda keyif yapamıyorum.

Picasso, Ayna karşısındaki kız (1932), [Girl before a mirror]

terennüm

Güçlü olmak, hayatının nasıl olacağına veya olmayacağına karar vermekse eğer, pek de güçlü değiliz kanımca. Zira bir arada, duygudaşlıkların kur(ul)duğu dayanışmayı ve örgütlülüğü hissetmediğimiz sürece güçlü olmanın olanağı da yok. Bireysel olarak nasıl hissettiğimiz ise bu baharın güneşinin görünüp kaybolmasına, sorunlarla başa çıkabilecek psikolojik sağlamlığa, umutsuz bir iyimser olmaya veya gezegenlerin kare açılarına bağlı olabilir. Kendi hayatım ve deneyimlerimin çok özel olduğunu düşünmüyorum; bu açıdan güçlenmek için yazıyorum ve bildiğim şey benim yaşadıklarımın işçi sınıfının güvencesizliğinin-geleceksizliğinin bir kısmı olduğu; tersane, tekstil veya inşaat işçisi nasıl yaşıyorsa korkularla beraber gününü, çağrı merkezi çalışanı hergün kulak ve boyun ağrılarına rağmen küfrede küfrede gülümsemeye nasıl devam ediyorsa aynı şeyler yaşıyoruz. Yukarıda anlattığım şeylerin bir kısmını ben yaşadım, bazılarını ise arkadaşlarım. Bunlar, bu koşullarda normalleşmiş alışılmış ama tüketen süreçler ve bu haliyle yaşananların bir kısmı ve çok azı belki de. Beni asıl güçlendirdiğini hissettiğim ise bunların sadece benim başıma gelmediğini bilmek ve ortak deneyimler yaşayan pek çok insan ile duygudaşlık yapmak, ilerideki yoldaşlığın da bu duygudaşlık üzerinden kurulabilme imkanını görmekle ilgili sanırım.

Romanlarında, Sanayi Devrimi yıllarının yoksullarını, emekçileri, açlık ve sefaleti, sağlıksız evleri betimleyen; Marx ve Engels’in “... İçinde yaşanılan dönemi tüm pislikleriyle anlatan gerçekçi yazar” olarak tanımladığı Charles Dickens’ın kendisi de çocuk yaşta işçi olarak çalışmıştı.

Anadolu insanının renklerini ustaca tuvale yansıtan ressam İbrahim Balaban 98 yaşında yaşama veda etti. Bursa Cezaevi'nde tanıştığı Nâzım Hikmet'in desteği ve ilgisi sayesinde resim yeteneğini ortaya çıkaran Balaban bugüne kadar 2 binden fazla tablo ve bunun birkaç katı desen üretti.

Ahmed Arif, ölümünün 28’inci yılında Pen Yazarlar Derneği Diyarbakır Temsiliciği tarafından düzenlenen etkinlikle anıldı. Sur’ların dibindeki Ahmed Arif büstünün bulunduğu parkta yapılan etkinlikte, Diyarbakır’da yaşayan şair ve yazarlar, Ahmed Arif şiirlerini okudu.

23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı 19 Ocak’ta Hrant Dink’in önünde öldürülmesiyle toplumsal bellekte sembolik bir yer edinen Sebat Apartmanı’nda bulunan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinde, 145 metrekarelik alanda açıldı.

“Yeldeğirmeni’nden Yahudiler Geçti, Anıları Kaldı” başlıklı toplantının ilk oturumunda Harun Niyego “Haydarpaşa’da Geçen 100 yılımız” kitabından alıntılarla mahallenin Yahudi tarihini anlattı. Toplantının ikinci oturumuna ise karikatürist, yazar İzel Rozental “Moda Sevgilim” kitabıyla katıldı.

Geçtiğimiz günlerde bir "şehit asker" cenazesine katılan Kemal Kılıçdaroğlu’nun uğradığı saldırı, saldırının ardından saklandığı evin kalabalık tarafından çevrilip, bir kadının "Yakın o evi! Yakın o Alevi’yi" diye bas bas bağırması hepimizde aynı deja-vü efektini yarattı. Yakın zamanlı hafızamız bu duruma hemen isim koyup derindeki bir korkunun ağzını açtı: Linç girişimi... Madımak, Maraş, Malatya, Çorum ve daha burada adını yazamayacağım bilinen bilinmeyen bir sürü linç katliamı aklımıza geldi.

“Bu ülkedeki tüm halklar özgür olmadıkça, demokrasi gelemeyecektir” diyen Abdülkadir Pirhasan ya da sanat dünyasındaki adıyla Vedat Türkali, 13 Mayıs 1919’da doğdu. Bu dünyadan göçtüğü güne kadar yumruğu hep yukarıdaydı.

Çağdaş Yunan şiirinin en önemli ismi Konstantinos Kavafis, 29 Nisan 1863’te İskenderiye’de doğdu, birkaç kez ayrılsa da hep doğduğu şehre döndü. O şehirde; doğduğu gün öldü.

Türkiye’de feminist düşüncenin öncülerinden biri olarak bilinen ve 60 yıllık ömrü boyunca kadın hareketine ciddi kazanımlar sağlayan gazeteci-yazar Duygu Asena bugün doğdu.

Joomla SEF URLs by Artio