Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

Cervantes’in Ey Aylak Okuru: Lafım size…
“Deneme” yazısını okumak, akide şekerini ucundan kıtır kıtır yemeye benzer.
Deneme yazarlığı vallahi böyledir, azizim! 
Sakın ola ki denemeciliğe kalkışma, hem tecrübe edilecek ne var ki, her şey ortada!
Güneşin altında yeni bir şey yok~Nihil sub sole novum, yani...
Denemeciyim diye ortaya çıkana da kulak asma!
Ey, sen, sana dedim; Salâh Birsel üstâdından el almış deneme yazarı:
Aklın varsa, sen de boş yere kendi aklını yorma.
Senin yazdığın bir çuval lakırdıyı okumaya kalkışmış başkasının da aklını celbetme!
Aklına bu kıyıda bir şey takılır, onu yazayım derken kendini karşı sahilde bulursun...
Deneme okyanusuna çıkarsan usturlaba gelmez, pusulası şaşmış, sekstantı kaput bir zavallı bahriyeli olursun ki, sonra küreklere asıl asıl, dur!
Deneme okyanusu palpa deniz değildir; canım işte anlayınız, her vakit çarşaf gibi olmaz...

New York’un dünyaca ünlü müzayede salonu Phillips Auction’da 2010 yılının haziran ayı çok hareketli, ziyadesiyle bereketli geçmişti.
Yeni orta sınıfın ve üst burjuvazinin arasında, aristokrasiden kalmış ne varsa hepsinin değiş tokuş edildiği bu müzayedelerde, kül tablasından on sekizinci yüzyıl lâzımlığına kadar yok yoktur.

Seçkinlerin, deyin ki, bir nevî Bit Pazarıdır.

1957’nin nisan ayında fotoğraf sanatçısı Joe Shere’in objektifinden süzülerek siyah beyaz film şeridine yapışmış bir görüntü ~ enstantane, o gün, orada satışa çıkarıldı.

İtalya’nın o yıllarda yükselen yıldızı Sophia Loren ile Hollywood’un, seksi fakat akıllı sarışın olsun diye pompalayıp meşhur ettiği Jayne Mansfield’ın yan yana oturdukları yemek masasındaki görüntü, 35,6 x 34,3 ebatlarında bir çerçeveyle birlikte açık artırmaya çıkmıştı.

Orijinal fotoğraftır; arkasında Joe Shere’in imzası, mühürü var, tarih yazılı ve copyright-telif hakkı kâşesi de basılı…

Müzayede uzmanları o günün parasıyla bin iki yüz Dolara satarız diye tahmin yürütürken, açık artırma kızıştı, 6 bin Dolara bu fotoğraf satıldı.

Fotoğrafı kim aldı, bilmiyoruz; ismi mahfuzdur!

Lâkin arşiv unutmaz, her yerde karşımıza çıkar.

Biz cahillere yaratılışa ait mühim bilgiler veren Tevrat’ın birinci kitabı Tekvîn’de Habil ile Kabil’in geçimsizliği toprağa bağlanır. İki kardeş arasında fitne fücur toprak yüzünden çıkmıştır. Yoksa niye durduk yerde Kabil kardeşini öldürsün?
Tevrat’a göre Kabil çobanlıkta karar kılmış bulunan ve gayet güzel yaşayan kardeşine “Vaz geç bu hayvanlardan. Haydi tarlaya gidelim” demiş, kardeşinin arazi işlerinden gözü korkmuş olmalı ki abisinin sözünü dinlememiştir.
Ayrıca Habil’in ikiz kız kardeşleriyle evlenecek olmasına da Kabil içerlemiştir; öyle diyorlar.
Bu ilk cinayetin ardından Tanrı, Kabil’e çok kızıyor ve onu Yemen taraflarındaki bir taşlı tarlada çiftçiliğe mecbur bırakıyor.
Kabil tası tarağı toplayıp alıp başını gidiyor, yenik düştüğü kendi topraklarından uzağa...
İlk cinayet ve ilk sürgün, hatta ilk diaspora diyebiliriz buna...

Bihter Hanım sevgiyle büyütülmüş bütün canlılar gibi kendine güvenli, başkalarıyla eşit ilişki kuran, sınırları olan ve o sınırların geçilmesine izin vermeyen, kibar bir kedi.

Ona karanlık, soğuk, lanet bir kış günü Fatih’in ana caddesi Fevzi Paşa’da, Pehlivan Lokantası’nın önünde rastladım. Ensesinin kalınlığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek olduğunu söylüyordu. Kiri, pası, sokakta yaşadığını.

"Ölü taklidi yapan kedi gördün mü daha önce? Ben görmemiştim. Garip bir kedi o.”
“Nasıl garip?”
“Garip yerlerde uyur. Ne kadar dürtersen dürt, uyanmaz…”
(Taksim Metrosunun güvenlik görevlisi.)

Bir fotoğrafa rastladım, yıl 2007, Limter-İş sendikasındayız. Geçmişe dair nostaljiye yönelik bir paylaşımda "Alman Sendikalar Birliği ile beraber eğitim semineri yapılmıştı. Tersanelerdeki baskı rejimi ve taşeronluk sistemiyle gerçekleşen üretimin üzerinden çeşitlenen güvencesizleştirmeyi anlatmıştık. Zira o dönem Almanya'da da daha kurumsal formlarda gerçekleşen güvencesizleştirmenin ayak sesleri olduğunu öğrenmiştik. Şimdi Almanya'da yaşıyorum ve neoliberal politikalarının sonuçlarını, bazı güvencelerin kalıcılığına ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık örneklerine rağmen hissediyorum. Tam 11 sene olmuş" dediğimde 2 sene olmuştu Almanya‘ya geleli.

Dün, 1 Mayıstı. Hem evde hem dışarıda olabildiğim, bir bayram havasında olmamakla beraber heyecandan yerimde duramadığım bir başka 1 Mayıs. Alman dostlar günün koşullarına uygun çok sayıda eylem örgütlemiş. Sabah yürüyüşüm sırasında ve bisikletle dolaşmaya çıktığım zaman rastlayabildim çoğuna. Twitter’da takip edilebilir anlık rota belirlenen yürüyüşlerin yanı sıra.

Britanya’da yapılan seçimler dünyanın her tarafında çok kalabalık bir yalnızlar grubu olduğumuzu size de göstermedi mi? Dünyanın pek çok yerindeki kadın cinayetlerinde kadınları, iş cinayetlerinde hayatını yitirenleri suçlu çıkaran hukuk sistemine ve polis şiddetine rağmen yayılan isyan dalgaları kalabalıklığımızı gösterse de, sadece seçimlere tahvil olduğu sürece anlam bulan itirazlar, seçimlere yansımadıkça yalnızlığımızı ortaya çıkarıyor. Siyasetin sadece seçim dönemleri ve faaliyetleri yoluyla gerçekleşmesi ise kısır döngüsü bu sürecin. 

Adnan Genç, deneyimli bir gazeteci ve geçenlerde iki ayrı haber sitesine aynı yazıyı vererek; ‘Bu sitedeki 100. Yazım üzerine’ başlıklı bir makale ile onu yakından tanıdık. Dizgicilikten yayın yönetmenliğine; yayınevi kuruculuğundan gazete kurmaya kadar sektördeki her düzey ve türde işini yapan bir emekçi…

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Felsefe Tarihi Kürsüsü’nde ve Türk Dil Kurumu’nda (TDK) Prof. Dr. Macit Gökberk ile çalışmış olan Prof. Dr. Bedia Akarsu 27 Ocak 1921 tarihinde doğdu. Aydınlanmacı dünya görüşünün önemli bir temsilcisi olan, ardından birçok eser ve değerli bir kütüphane bırakan Bedia Akarsu’yu 26 Şubat 2016 tarihinde kaybettik.

Yazının sonunda verdiğim kitaplardan (zaman zaman yaptığım okumalardan) ulaştığım sonuçlara göre, Şeyh Bedrettin (ölümü 17 Aralık) çok kanlı bastırılan bir halk hareketinin lideridir, öncüsüdür. Onun felsefesini daha iyi anlayabilmek için, yaptığım üç saptamayı göz ardı etmemek gerekiyor görüşündeyim. Aslında bu üç saptamanın bütünüyle benim ulaştığım bir sonuç olarak görülmesini de istemiyorum. Çünkü böyle bir sonuç belirtilmese de Bedrettin'in gerçekliğinde var zaten.

Ben, en azından bu yazı çerçevesinde düşüncelerimi daha iyi açıklamak için böyle bir bölümlemeyi gerekli ve zorunlu gördüm.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün yeni kitabı Hayal ve Gerçek Arasında: Osmanlı Resminde İstanbul İmgesi, 18. ve 19. Yüzyıllar raflarda yerini aldı. Sanat tarihçisi Tarkan Okçuoğlu’nun kaleme aldığı kitap, modernleşme sürecinde Osmanlı resim sanatının önemli bir ayağını oluşturan duvar resimlerine ve bu eserlerin ortak paydası olan İstanbul imgesine odaklanıyor.

İzmir’in Konak ilçesinde bulunan 116 yaşındaki tarihi bina belediyenin girişimiyle yıkılmaktan kurtarıldı. Restorasyon çalışmaları şubat ayında tamamlanacak olan binanın Roman Kültür Merkezi olarak kullanılması planlandı. İki katlı, avlulu tarihi yapının kim tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak ana giriş kapısı üzerindeki kitabede 1905 tarihi yazıyor.

Dünyanın farklı ülkelerinden birçok ismin katıldığı ve her yıl düzenlenen Limmud Kültür festivali etkinliğine katılan Edirne Belediyesi Turizm Danışmanı Aydemir Ay, Edirne Yahudilerini ve kent tarihini anlatan bir sunum gerçekleştirdi. Yahudi mutfağına yönelik araştırmalarını kitabında toplayan Ay, Yahudi Kültür Evi projesi için planlama aşamasında olduklarını belirtti.

Çok Okunanlar

Ziyaretçiler

52 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio