Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

Alman Nazizminin dehşet sembolü haline gelmiş bulunan Auschwitz Toplama (Temerküz) Kampını Sovyet Kızıl Ordusu 1945 yılının 27 Ocak günü ele geçirdiğinde, oradan sağ kurtulabilmiş az sayıda Yahudi arasındaki ikiz kız çocuklarından Eva Mozes, 85 yaşındayken önceki gün, bu kampı bir grup genç insana gezdirmek üzere bulunduğu Polonya’da vefat etti.

Her evin kedisi, köpeği olmayabilir ama bana sorarsanız, faresi muhakkak vardır. Siz yok zannedin!
Şehirlerde binalarımızı birbirine görünmez kollar gibi bağlayan yeraltı dehlizlerinde, elektrik-su, hatta doğal gaz taşıyan boru hatlarının uzantılarında, kuytu deliklerinde, söylemeye ne hacet elbette kanalizasyonların en iğrenç köşelerinde bizim evlerimize almadığımız farelerimiz yaşar.
Biz onları besleriz; bilmeyiz!
Onlar şehrin kedisi ve köpeğinden, kafesteki bülbülünden, akvaryumdaki balıktan çoktur.
Böyle olunca, sadece kadim masallarda değil, dünya edebiyatının neredeyse tamamında farelere rast gelinir.
Unutmak kararıyla fare hakkında yazılanı okur, hafızamızdan hemen siler, bir başka romanda karşımıza çıkana kadar karşılaşmamaya titizleniriz.
Ama onlar bizim apartmanlarımızın altındaki bir dünyada yaşıyorlar.
Biz görmezden gelsek bile roman yazarları onları sayfalara taşır, edebiyatın, romancılığın görünmez kahramanları yapar.
Romancıya o yüzden güvenilmez ama onsuz da edilemez.
Okuduğunuz romanın sayfalarında bir hışırtı duyarsanız, ben söylemiş olayım, belki bir fare dolaşıyordur içinde; az sonra karşınıza çıkacaktır, sakın ürkmeyin, bir şey yapmaz!

“Geçmişi tenekeliyi” bilirdik; rahmetli romancımız Osman Cemal’in eserlerinden dilimize geçmiştir.
Osman Cemal Kaygılı Türk Argosunu en iyi kullanan romancımızdır.
Birinin sicili bozuk, huyu kavruk ise ona geçmişi tenekeli derler.
Tenekenin asilzâde olamayışı kendi kabahatidir; bizim ne dahlimiz var!
Aslına bakarsanız teneke, çeliğin sac halinde ince çekilmesinden sonra ortaya çıkar; baba tarafından soylu sayılmalıdır, bana göre…
Çok ince çekerseniz, ona da Şamata Tenekesi derler; maazallah, inceldiği yerde kopar!
Biz, teneke makasıyla biçilmiş bir yazıya başladık ki, bakalım lafımızın lehimini nerede koyacağız?
Bir de teneke lehimi vardır, anlayacağınız…

Sokakta yaşayan insanlara imrenen, onlar gibi bir hayat sürmek isteyen bir arkadaşım var. Aynı anda üç-dört topu havada tutmaya çalışan jonglörler gibi o da uzun zamandır birkaç işi aynı anda idare etmeye çalışıyor. Yorgun. Onun yerinde kim olsa her şeyi bırakıp kaçmak ister.

Yalnızlık nedir cicim? Kahvaltı eşlikçinizin bir oyun, bir kitap, bir gazete, bir elektronik iletişim hattı olmasıdır, hem de kendi sesleriniz kulağınızı tırmalamasın diye açtığınız bir mekanik bir ses eşliğinde. Buram buram yalnızlığınız kokar aslında o seste.

Olağanüstü hal döneminin son Kanun Hükmünde Kararnamesi ile kamu görevinden men edildim. Benim dahil edildiğim listeden önce de çıkarılan, gece yarısına ve tatile denk getirilen KHK’larda endişeyle kendimin ve arkadaşlarımın adını aradım. Yalnız değildim. Pek çok muhalif, sendikalı, imzacı, üst yönetimle sürtüşen veya hakkında soruşturma olan kişi de benim gibi baktı bu listelerde, yüz bin kişi içinde olup olmadığına.

Masaya oturdum, aklımdakileri yazmak için. Masa, sürekli yeniden başlamak zorunda kalanlara özgü bir sadelikte ve karmaşada. Masanın üzerinde olanlar ve olmayanlar, aktarılan geçmişin, fırlatıldığımız geleceğin sembolü. Bu yüzden masama oturmuyorum hiç, yatağıma uzanamıyorum veya koltuğumda keyif yapamıyorum.

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi bünyesinde yürütülen “Kişisel Arşivi Işığında Leylâ Erbil’in Edebi Dünyası” isimli proje, Türkçe edebiyatın önemli isimlerinden Leylâ Erbil’in kişisel arşivini kataloglayarak dijital ortama aktarıp araştırmacılarla paylaşıma açmayı hedefliyor.

Çağdaş şiirin en önemli isimlerinden küçük İskender kansere yenik düştü. 55 yaşında hayata veda eden küçük İskender, “Benim öldüğümü duydukları gün dansa gitsinler. Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar. Böyle bir adam yaşadı diye eğlensinler” demişti…

Romanlarında, Sanayi Devrimi yıllarının yoksullarını, emekçileri, açlık ve sefaleti, sağlıksız evleri betimleyen; Marx ve Engels’in “... İçinde yaşanılan dönemi tüm pislikleriyle anlatan gerçekçi yazar” olarak tanımladığı Charles Dickens’ın kendisi de çocuk yaşta işçi olarak çalışmıştı.

Bu yıl, Alman yolcu gemisi MS St. Louis’in, neredeyse tamamı Nazi zulmünden kaçan Alman Musevilerden oluşan 937 yolcusuyla Hamburg’dan Amerika’ya yaptığı kötü ünlü yolculuğun 80. yıldönümü. Küba hükümeti onlara giriş vizeleri satmış olmasına rağmen, 27 Mayıs 1939’da Havana limanına girdiklerinde, yetkililer sığınmacıların karaya ayak basmasına engellediler.

23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı 19 Ocak’ta Hrant Dink’in önünde öldürülmesiyle toplumsal bellekte sembolik bir yer edinen Sebat Apartmanı’nda bulunan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinde, 145 metrekarelik alanda açıldı.

“Yeldeğirmeni’nden Yahudiler Geçti, Anıları Kaldı” başlıklı toplantının ilk oturumunda Harun Niyego “Haydarpaşa’da Geçen 100 yılımız” kitabından alıntılarla mahallenin Yahudi tarihini anlattı. Toplantının ikinci oturumuna ise karikatürist, yazar İzel Rozental “Moda Sevgilim” kitabıyla katıldı.

Joomla SEF URLs by Artio