Mesele / Çarkıfelek - Mesele 121

İnsan bırakıp gidince, tabiat onun yerini hemen dolduruyor. Zira tabiat boşluğu sevmez; feylesof Aristoteles böyle demişti:
Latincede Horror Vacui deniyordu buna, boşluk korkusuydu… En büyük korkumuz uçuruma düşmek, bir çukura yuvarlanmaktır; düşmek en kötü duygu.
Bunu gençliğimizde bilemeyiz; gün gelir yaşımız bize bunu öğretir: İhtiyarlık da biraz düşmekten korkmak demektir.
Eski Yunancada Knephobia adı veriliyor; o da boşluktan ürkmek, takıntılı biçimde boşluğu hep kapatmak anlamında…
Boşluğu ve ıssızlığı o sebeple sevmiyoruz, içimizde bir Horror Vacui var; sızım sızım sızlıyor.

Kuzey Amerika yerlilerinin geleneksel çadırı kurulu; genişçe bir şey olduğuna bakılırsa herhangi bir aileye ait değildir, burası kabilenin ortak-kamusal alanı sanki...
Ortada ahşaptan yapılı ufak bir sahne boyutlarında yerli sunağı-altarı var.
Çepeçevre yerli halkın kadınlarıyla dolu; seyirciler coşku içinde gösteriyi izliyor...
Ortalık yerde bir oyun sergileniyor sanki: Amerikan-Kanada yerlilerinin kabile reislerinin takındığı atmaca ve kartal tüylerinden yapılı bir başlık taşıyan, muhtemelen kabile büyücüsü de olabilecek bir yerli erkek görüyoruz.
Çıplaktır ama izleyen kadınların onun “edep yerine” doğru baktığı, baktıklarını şaşkın yüz ifadelerinden anladığımız gibi bir cinsel ve fallus gösteriminin başlangıcında yahut buna ait bir atıfta bulunulmaktadır.
Elli civarında kadın var çadırda ve kahkahadan kırılıyorlar.
Reis ya da Büyücü, her kimse, onun tam önünde dizleri üstüne çömeltilmiş, pantolonu ve iç çamaşırı sıyrılmış bir genç adamı, yakın plandan bakınca gördüğümüz gibi, yerli halkın kadınlarından bir ikisinin gayet azimli, biraz sert, hatta bayağı kızgın bir ifadeyle tutmakta olduğu bu erkeği de tanıyoruz:
Başbakan Justin Trudeau’dur bu...

Bir hikâye yazacaksınız ve bir kahramanınız olacak, tanıtacaksınız.
Öyle bir adam ki, hikâyenizde uslu durmayacak, hani fırsatını bulsa kanlanıp canlanıp siz kitabın kapağını kapatırken aradan alıp başını sıvışacak sanki, çıkıp ortalığa karışacak.
Böyle şey olur mu, demeyin olur!
1942’de bir hikâye için yazılmıştı, orada durmuyor, çıktı ve aramızda dolaşıyor.
Memduh Şevket Esendal’ın Haşmet Gülkokan başlıklı hikâyesindeki memur Haşmet Bey, ne zaman kitabı aralasam onu orada beni bekleyip durur gibi görsem de ben onu sair vakitlerde hep dışarıda buluyorum.
‘Bu herif az evvel hikâyedeydi, ne vakit oldu da çıktı, araya karıştı’ diyorum.

Bihter Hanım sevgiyle büyütülmüş bütün canlılar gibi kendine güvenli, başkalarıyla eşit ilişki kuran, sınırları olan ve o sınırların geçilmesine izin vermeyen, kibar bir kedi.

Ona karanlık, soğuk, lanet bir kış günü Fatih’in ana caddesi Fevzi Paşa’da, Pehlivan Lokantası’nın önünde rastladım. Ensesinin kalınlığı, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek olduğunu söylüyordu. Kiri, pası, sokakta yaşadığını.

"Ölü taklidi yapan kedi gördün mü daha önce? Ben görmemiştim. Garip bir kedi o.”
“Nasıl garip?”
“Garip yerlerde uyur. Ne kadar dürtersen dürt, uyanmaz…”
(Taksim Metrosunun güvenlik görevlisi.)

Bir fotoğrafa rastladım, yıl 2007, Limter-İş sendikasındayız. Geçmişe dair nostaljiye yönelik bir paylaşımda "Alman Sendikalar Birliği ile beraber eğitim semineri yapılmıştı. Tersanelerdeki baskı rejimi ve taşeronluk sistemiyle gerçekleşen üretimin üzerinden çeşitlenen güvencesizleştirmeyi anlatmıştık. Zira o dönem Almanya'da da daha kurumsal formlarda gerçekleşen güvencesizleştirmenin ayak sesleri olduğunu öğrenmiştik. Şimdi Almanya'da yaşıyorum ve neoliberal politikalarının sonuçlarını, bazı güvencelerin kalıcılığına ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık örneklerine rağmen hissediyorum. Tam 11 sene olmuş" dediğimde 2 sene olmuştu Almanya‘ya geleli.

Dün, 1 Mayıstı. Hem evde hem dışarıda olabildiğim, bir bayram havasında olmamakla beraber heyecandan yerimde duramadığım bir başka 1 Mayıs. Alman dostlar günün koşullarına uygun çok sayıda eylem örgütlemiş. Sabah yürüyüşüm sırasında ve bisikletle dolaşmaya çıktığım zaman rastlayabildim çoğuna. Twitter’da takip edilebilir anlık rota belirlenen yürüyüşlerin yanı sıra.

Britanya’da yapılan seçimler dünyanın her tarafında çok kalabalık bir yalnızlar grubu olduğumuzu size de göstermedi mi? Dünyanın pek çok yerindeki kadın cinayetlerinde kadınları, iş cinayetlerinde hayatını yitirenleri suçlu çıkaran hukuk sistemine ve polis şiddetine rağmen yayılan isyan dalgaları kalabalıklığımızı gösterse de, sadece seçimlere tahvil olduğu sürece anlam bulan itirazlar, seçimlere yansımadıkça yalnızlığımızı ortaya çıkarıyor. Siyasetin sadece seçim dönemleri ve faaliyetleri yoluyla gerçekleşmesi ise kısır döngüsü bu sürecin. 

Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Adalet Ağaoğlu hayatını kaybetti. Boğaziçi Üniversitesi’inden yapılan açıklamada, ‘’Fahri Doktora sahibi değerli yazar Adalet Ağaoğlu'nu kaybettik. Eserleriyle her zaman yaşayacak" denildi. 

Ayşe Erkmen 2020 Ernst Franz Vogelmann Heykel Ödülü’ne layık görüldü. İstanbul ve Berlin’de yaşayan sanatçıya ödülü 17 Temmuz’da verilecek.

Metin Altıok denince aklıma ilk gelen kitap Kendinin Avcısı’dır. Bulmam biraz maceralı olmuştu, ama bu kitapla birlikte benim şairlerim arasında yer almıştı Metin Altıok. 1980’li yıllardan bugüne içimdeki yerini koruyor.

“Nerede o eski günler?” demeyeceğim çünkü “Aklıma gelince, hemen aldım kalemi elime, başladım yazmaya…” demekten çok “Açtım dizüstü bilgisayarımın ekranını başladım tıkırdatmaya!” diyecek yaştayım. Yine de özlem duyduğum “o eski günlerin” sıcakkanlı, istekli, samimi ve sevgi dolu zanaatkârlarının duygularını, internetten sipariş ettiğim pantolonumun beni terziye sürüklediği bir öykü ile, sanki o günleri yaşamışçasına anımsıyorum. Bu öykü üzerinden düşünüyorum; sanırım terzinin anımsattığı duygular bana tekstil ve ayakkabı zanaatkârı-esnaf dedemden kalan, nesilden nesle aktarılan bir miras.

Antoine de Saint-Exupery'nin kaleme aldığı dünyanın en çok satan ve okunan kitapları arasında yer alan "Küçük Prens"in 400 farklı dilde 2 bin basımından oluşan "Küçük Prens Kitap Müzesi" Eskişehir'de ziyaretçilerini bekliyor.

İşte böyle, güzel, sıcak bir pazar günüydü. Ama babalar günü değildi. Damda oyun oynadım. Güvercinlerimiz vardı. Havada uçan-uçurulan komşu güvercinlere bakıp saydım. Evin yanında küçük çukurlar kazıp cullup oynadığımız boş arsadan orta yaşlı bir adam geçiyordu, bıyıkları inceydi.

Ziyaretçiler

87 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio