Bulgar devrimcilerin Diyarbakır yılları - Mesele 121

Zaman ve mekan

Diyarbakır’da artık harabeye dönmüş tarihi bir hanın hikayesi, yaklaşık 170 yıl sonra gün yüzüne çıktı. Bir dönem halk arasında Borsa Hanı olarak bilinen han, 1850’lerde, Bulgaristan’dan kente sürgün gelen devrimcilere de ev sahipliği yapmış.

Kentin tarihi surlarının içindeki bölgede kalan Çiftehan Sokaktaki bir tarihi yapı hemen dikkat çekiyor. Sokakla aynı adı taşıyan yapı artık harabe halinde. Bir zamanlar kentin ticaretini döndüğü mekanlardan biriymiş. Halk arasında Borsa Hanı olarak biliniyor. Diğer bir adı da Çiftehane. Ama bu hanın şimdilerde unutulmuş bir hikayesi ve adı var; Bulgar Hanı. Hanın bu adla anılmasının 1750 km uzaklıktaki Bulgaristan’la ilişkisi yeni yeni ortaya çıkıyor.

Hanın bu isimle anılmasının öyküsü, 1850’lerde Osmanlı yönetiminde olan Bulgaristan’daki devrimcilerin yönetim karşıtı faaliyetlerinin fark edilmesiyle başlar. Osmanlı yönetimi 187 kişiyi yakalayarak, imparatorluğun en uzak noktalarından olan Diyarbakır’a sürgüne gönderir. Beş kafile halinde sürgüne gönderilen Bulgarlar, kentte önemli değişikliklere imza atar.

Bulgarların hikayesini Diyarbakırlı Yazar Şeyhmus Diken ortaya çıkardı. Bulgarca’ya çevrilen ‘Gittiler İşte’ kitabının söyleşisi için Bulgaristan’a giden Diken, bir sohbet sırasında Bulgarların Diyarbakır’a hiç de yabancı olmadıklarını fark eder. VOA Türkçe’ye konuşan Diken, hikayeyi nasıl öğrendiğini şöyle anlattı; “Bir akşam yemeğinde çevirmenim ‘Biz Diyarbakır’ı biliyoruz’ dedi. Nereden bildiğini sordum. 1850’li yıllarda Bulgarlar sürgüne gönderilirken, ‘Git seni artık Diyarbakır’daki Ermeni papaz bile kurtaramaz’ sözü söylenmiş. Komitacılar sürgüne giderken oradan anılarını mektuplarla yazıp yollamışlar. O kadar kötü anlatıyorlarmış ki, cehennem gibi sıcak, akrep var, yılan var diye söylemişler. Bir de cezaevi gibi bir yerde kalıyorlarmış. Oranın koşulları da çok kötüymüş. Gün içinde çıkıp şehri dolaşıyorlarmış. Bulgaristan’ın Deliorman bölgesi gibi sık ağaçlıklı, serin ortamından, biranda Mezopotamya’nın kavurucu sıcağına gelince insanlar helak olmuş. Metinlerini Türkçeye çevirmesini istedim. Bir miktar karşılığı yapması üzerine anlaştık. Geldim burada birkaç kişiye sordum ama ilgi çekmedi ve proje öyle kaldı” dedi.

Diken yaptığı araştırmalarda, sürgünlerle ilgili yeni detaylara ulaşmış; “Bir süre sonra biri bir kitap yazmış ‘Diyarbakır Sürgünleri’ diye. Ondan sonra olaya vakıf oldum. Bulgarlar buraya gelmişler ve İçkale’deki cezaevinde kalmışlar. Bu han o zaman yerli şahısların elinde han olarak kullanılıyormuş. Gelen Bulgarlara gün içinde, yaşamlarını sürdürebileceği, iş olanakları fırsatları da yaratılmış. Onlardan biri gelip bu handa yer tutmuş. Kirasını muntazam ödemiş, hanın sahibi bakmış bunlar çok dürüst, diğerlerini çıkarıp hanın hepsini Bulgarlara vermiş. Çeşitli işler yapabilen diğerlerine vermiş”

Kentin ilk fotoğraf stüdyosunu kuranlar, ilk yaylı arabasını yapanlar yine Bulgarlar. 1877’de çıkan aftan sonra geride izler bırakarak ayrıldıklarını söyleyen Diken, “Mesela Diyarbakır’da ilk fotoğraf stüdyosunu kurmuşlar. O zamana kadar Diyarbakır’da fotoğraf stüdyosu yokmuş. Sonra ilk tekerlekli yaylı arabayı bunlar üretmiş. Bizim faytonun önceki hali. Valilikte çalışan memurlara evlerinden oraya servis yapmışlar. 1877’lerde af çıkınca hepsi geri dönmüş. Sadece biri ölmüş onu burada gömmüşler. İsmini yazmadıkları biri evlenip burada kalmış. Çok araştırdık belki buluruz diye ama bulamadık. Ölenin mezar yeri de belli değil” diye konuştu.

Han zaman içinde değişik amaçlar için kullanıldı. Mülkiyet sorunu nedeniyle onarılamayarak kaderine terk edildi. Diken, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün hanı restore etme kararı aldığını da sözlerine ekledi.

Bu yazı ilk kez https://www.amerikaninsesi.com internet sitesinde yayınlanmıştır