Bu haftanın seçkisi (6 Aralık) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  İnsan Doğasının Geleceği  

insan dogasinin gelecegi
> Jürgen Habermas
> Çev. Kaan H. Ökten
> Alfa Yayınları, 158 s.
> Satın almak için


Günümüzün biyoteknolojik ve genetik gelişmeleri, insan doğasının geleceğine ilişkin pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu gelişmelerin felsefi, etik ve siyasal sonuçlarını ele alan Habermas'ın yönelttiği en çarpıcı soruların başında, insanın tasarımcısının yüce bir varlık değil, yine bir insan olmasının, insanın kendini tanıyıp bilmesi açısından nasıl bir sonuç doğuracağı geliyor.

Pratik felsefenin adalet kuramları tartışmaları içinde tıkanmasını eleştirip, ahlakın “tür etiksel” bir anlayış içinde ele alınması gerektiğini savunan Habermas, doğal yollardan büyüyüp gelişen ile insan elinden çıkarak var olan insan doğasına ilişkin son derece çarpıcı akıl yürütmelere yer verirken, insan doğasının araçsallaştırılmasına karşı çıkıyor, biyoteknolojik tasarıma dayalı insan yaşamı modelinin aczini gözler önüne seriyor ve çağımıza uygun bir “kendi olma imkânı”nın hangi felsefi ve etik temeller üzerine oturması gerektiğini sorguluyor.

  İnsanlığa Karşı Suçların Kuramı  

insanliga karsi suclarin kurami
> David Luban
> Çev. Hüseyin Günal
> Tekin Yayınevi, 210 s.

> Satın almak için



İnsanlığa karşı suçlar olarak nitelenen eylemler, insan haysiyetini en derinden yaralayan eylemlerdir. Bu fiillerin korkunçluğuyla karşılaşıldığında verilen ilk tepki çoğunlukla büyük bir hayrettir. Hayretimiz geçtikten sonra bu fiillerin hemen önlenmesi için tedbirler alma arzusu duyarız fakat çoğu zaman elimiz kolumuz bağlıdır.

Modern zamanların en başında devletin kuruluşu üstüne düşünen filozof Thomas Hobbes, devletin temelini insanların yaşamlarını sürdürmek için yaptıkları bir sözleşmeden hareketle açıklar. Ölüm korkusundan kaçınmak için insanlar bütün doğal haklarını bir egemene devrederler ve egemenin buyruklarını yasa olarak kabul ederler. Peki, haklarını devrettikleri “ölümlü Tanrı Leviathan” elindeki sonsuz imkânları kendi uyruklarına karşı kullanırsa?

O halde yapılacak olan nedir? İnsanlığa karşı suçlar çoğunlukla geniş ölçekte örgütlenme kabiliyetine sahip modern devletler tarafından işlendiği için bu sorunun yanıtlanması elzem görünmektedir.

  Sosyoloji ve Tarih  

sosyoloji ve tarih
> Peter Burke
> Çev. Mehmet Tanju Akad
> Islık Yayınları, 144 s.
> Satın almak için 


Sosyoloji ve Tarih, birbirine borçlu iki disiplinin geçmişten günümüze inişli çıkışlı ilişkisini inceliyor.

Peter Burke pek çoklarınca kardeş sayılan bu iki disiplinin yakınlıklarına işaret etmekle birlikte, sosyoloji ve tarihin birbirlerinden ayrılan yanlarına örnekler ve önermelerle dikkat çekiyor.

Burke, kısa sayılabilecek bir metinle çok geniş bir kütüphane taramasının sonuçlarını sunarken pek çok açıdan kusursuz bir bibliyografyayla araştırmacılara önayak oluyor.

Burke, Sosyoloji ve Tarih'te özellikle şu noktayı vurguluyor: Sosyologlar tarih bilimindeki gelişmeleri dikkate almadan “tarih” değerlendirmeleri yapmakta ve elbette tarihçiler de sosyolojideki gelişmeleri yeterince takip etmemektedirler. Sosyoloji ve tarihin zaman zaman kesişen yolları hiç beklenmedik zamanlarda birbirlerinden uzaklaşabilmektedir. İşte anlatılan bu detayları, küçük ama bir o kadar da çok oylumlu “Sosyoloji ve Tarih” adlı bu çalışmada bulacaksınız…

  Türkiye Çerkesleri  

turkiye cerkesleri
> Caner Yelbaşı
> İletişim Yayınevi, 288 s.

> Satın almak için

Türkiye Çerkesleri: Osmanlı’dan Türkiye’ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik

“Erken Cumhuriyet dönemi idarecileri için Çerkeslik hatırlanmak istenmeyen Osmanlı geçmişini, İstanbul ve Ankara arasındaki iç savaşı ya da ‘hain' Çerkes Ethem'i anımsatan bir olguydu. Diğer taraftan, nüfusunun büyük bir kısmı köylerde ve kırsal bölgelerde bulunduğu için Çerkeslerin tamamen asimile edilmesi ya da Türk kimliğinin benimsetilmesi gerçekleşmedi.”

Caner Yelbaşı, Birinci Dünya Savaşı sonrasından Cumhuriyet dönemine uzanan ulusdevlet inşa sürecinde Çerkeslerin serencâmını anlatıyor. Büyük ayrışma ve kırılmalara sahne olan 1919-1920 kesitinin bu süreçte özel bir yeri var. Padişahı ve İstanbul Hükümeti'ni destekleyen Çerkesler - ve Kuva-yı Milliye ile Ankara Hükümetine destek veren Çerkesler... Çerkes paramiliter güçleri ile Ankara hükümeti arasında işbirliği - ve rekabet… Güçlü ve saygın müttefikten hasma dönüşen Çerkes Ethem “meselesi”… Çerkes Ethem'in tasfiyesinden sonra İzmir'de Yunan işgali altındaki bölgede toplanan dar katılımlı “Çerkes Kongresi” – ve büyük Çerkes çoğunluğunun bu “ayrılıkçı” girişime kayıtsızlığı…

Kitap, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da Çerkeslerle ilgili tehdit algısının uzun süre devam ettiğini anlatıyor. Bu algının oluşmasında, gerek Çerkes Ethem tecrübesinin hafızadaki izleri ve Mustafa Kemal'e karşı İttihat ve Terakki muhalefetinde bazı önde gelen Çerkeslerin yer alması; gerek Çerkeslerin itibarlı bir mevki tuttukları eski rejimin kalıntıları gibi görülmeleri rol oynamış. Ancak zamanla, rejimin Çerkeslerle ilgili tehdit algısının ortadan kalktığı görülüyor. Dahası, özellikle devletin güvenlik aygıtında geniş bir istihdam alanı buluyorlar. Dil ve kimlik haklarıyla ilgili “meseleler” ise ancak 1950'lerden sonra kendini yavaş yavaş duyurmaya başlayacak…

Türkiye Çerkesleri'nin son yüz yıllık tarihi hakkında temel başvuru kaynağı niteliğinde bir eser.

 

  Tiksinti  

tiksinti
> Horacio Castellanos Moya
> Çev. Süleyman Doğru
> Notos Kitap, 104 s.
Satın almak için

 

“Cahil halkların birincil ve başlıca özelliğidir bu, kendi çöplüklerini dünyanın en iyi yeri kabul ederler.”

Sanat tarihi profesörü Edgardo Vega on sekiz yıllık sürgünün ardından, annesinin cenazesi için Kanada'dan ülkesi El Salvador'a dönmek zorunda kalır. Zamanında ülkesinden iğrenerek kaçmıştır ama şimdi kâbusuyla yüzleşmek zorundadır.

El Salvador'daki tek arkadaşı olan Moya adlı yazarla bir barda buluşarak pislik yuvası dediği o ülkede ne var ne yoksa kesintisiz bir monologda yerin dibine sokar: politikacıların yozlaşmışlığı, askerlerin cani katliamları, halkın zevksizliği ve aptallığı, çürümüş eğitim sistemi, mide bulandırıcı El Salvador birası ve yemekleri – tiksintiye müstahak daha nice şey...

El Salvadorlu sürgün yazar Horacio Castellanos Moya'dan hakaret virtüözü Thomas Bernhard üslubunda bir öfke konçertosu.

“Tiksinti elbette ki sadece bir hesap kapatmadan ya da bir yazarın ahlaki ve politik ortam karşısındaki derin ümitsizliğinin ifadesinden ibaret değil, aynı zamanda bir üslup alıştırması, Castellanos Moya'nın Bernhard'ın kimi eserlerine yönelik parodisi ve insanı gülmekten öldüren bir roman.” - Roberto Bolaño

 

Çok Okunanlar