Bu haftanın seçkisi (25 Mayıs) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alanlar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  Hürbilek Gazetesi  

0 2
> Barış Celep
> Sosyal Tarih Yayınları, 156 s.
> Satın almak için

Hürbilek Gazetesi: İstanbul İşçi Sendikaları Birliği Yayın Organı

>>> 17 Nisan 1948’de ilk sayısı çıkan Hürbilek Gazetesi, sloganında belirtildiği üzere işçinin, esnafın ve küçük sanatkarın gazetesi olarak yayın hayatına girmiştir. Gazetenin ilk sayısında yer alan Niçin Çıkıyoruz yazısında şunlar yazıyor:

“Fabrika sanayinin inkişafı ile beraber, memleketimizde bir çok içtimai meseleler belirmeye başladı. Eskiden beri var olan meselelere yenileri de eklenince, Garb memleketlerinde daha geçen asırda güdilmeye başlanan ve (içtimai siyaset) denilen yeni bir mevzu ile karşılaşmış olduk. Hakikaten, modern fabrika sanayi olan her memleketin bir ‘içtimai siyaset' takip etmesi şarttır. İçtimai siyaseti mükemmel olan memleketlerin istihsali bol ve halkı müreffehtir.

Memleketimizde bir çok sanayi merkezleri teessüs etmiş ve bunun tabii bir neticesi olarakta bir işçi sınıfı doğmuştur. Sanayin büyük kısmı devletin elinde olmakla beraber, işçi sınıfının yanı başında, bir de kapitalist zümre yaşamaktadır. Müteşebbis; ister Devlet, ister hususi şahıslar olsun, bu sınıfla, işçi sınıfı arasındaki münasebetlerin tanzimi gibi büyük bir mesele bu suretle ortaya çıkmış bulunuyor.

Diğer taraftan, işçiden pek az farkı olan küçük sanayi erbabı için de bir çok endişeler belirmiştir. Sermayesinden ziyade bedeni mesaisi ile çalışan ve ancak maişetini temin edecek kadar az kazanan esnaf dahi içtimai siyasetin şümulü içine girer.

İşçi, esnaf ve küçük sanatkar, bu az kazançlı vatandaşlar, hayat standardının altında günlük endişelerle yaşarlarken, yarını da düşünmek mecburiyetindedirler. Piyasa krizleri, hastalık, iş görmezlik halleri gibi bir çok tehlikelere karşı emniyette değildirler.

İçtimai siyasetin gayesi kısaca, emeğin korunması ve sosyal adaletin tesisidir.

(Hürbilek) işte bu gayenin tahakkuku için emeğin yanıbaşında yer almıştır ve bu gaye için yaşayacaktır...”

 

 

  Anılar Belleğimizin Bekçileridir  

0
> Tayfur Cinemre
> Ayrıntı Yayınları, 256 s.
> Satın almak için

>>> Bu bir kahramanlık hikayesi değil. Bu yalnızca, zamanın sisleri ardında kalan bir gençlik hatırası. Bu, aynı yolda yan yana yürüyen, ortak hayalleri, idealleri olan bir avuç insanın hayatın kısa bir diliminde paylaştıklarının hikayesi.

Çok mu gençtik? Akıp giden hayat karşısında çok mu aceleciydik? İdeallerimiz uğruna çok mu şeyi göze almıştık? Hayallerimiz çok mu ulaşılmaz, vardığımız sonuçlar çok mu acımasızdı?

Aradan geçen elli yıla rağmen bu sorulara cevap vermek hala hiç kolay değil. Gençlik günlerimizin heyecanını bir şölen havasıyla birlikte yaşadığımız dostlarımızın, yoldaşlarımızın çoğu birer birer gittiler. Şimdi yalnız hatıraları var o güzel insanların ve o bayram günlerinin.

Anılar belleğimizin bekçileridir, kalbimizi temizlerler, iyi bakın onlara...

 

 

  Popülizm Dalgası, Sivil Darbeler ve Osmanlı Hülyası  

populizm dalgasi
> Taner Timur
> Yordam Kitap, 320 s.
> Satın almak için

>>> Popülizm Dalgası, Sivil Darbeler ve Osmanlı Hülyası, dünyada ve Türkiye'de yaşanan kritik gelişmelere dair Taner Timur'un son dönem yazılarını bir araya getiriyor. Taner Timur, 2016-2020 yılları arasında yaşanan olayları dünya düzeninde bir dönüşümün sinyalleri olarak yorumlamakta. Bu belirtiler, insanlık açısından hiç de özgürlük, eşitlik ve refah yönünde bir ilerleme gibi görünmüyor olsa da bu yazılarda karamsarlığa yer yok. Çünkü “hayat da devam ediyor, kavga da!”

Taner Timur, engin teorik bilgisi, berrak dili ve ufuk açıcı siyasal analizleriyle yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Popülizm Dalgası, Sivil Darbeler ve Osmanlı Hülyası, güncel olanın tarih toprağında nasıl boy verdiğini çözümleyen o benzersiz kitaplardan biri...

Son yıllarda dünyada dalga dalga yayılan popülist akımlar ve faşizan gelişmeler 2008'de patlak veren ve hâlâ kontrol altına alınamamış olan uluslararası kapitalizmin kriziyle yakından ilgilidir. Böyle küresel krizler genellikle finans sektöründe, banka iflaslarıyla başlar; sonra reel ekonomi sarsılır, işsizlik artar ve ortaya çıkan iktisadi kriz de giderek sosyal krize dönüşür. Nihayet son aşamada da siyasi kriz patlak verir ve mevcut rejimler sarsılmaya başlar (...) Gelinen noktada, henüz dikta rejimlerine teslim olmamış her ülkede, tüm demokratlar artık “popülist” demagogların özgürlükleri tehdit eden saldırılarına direnmeye çalışıyorlar. Bu son dönemde sivil darbeler yer yer askerî darbelerin yerini aldı ve bu bağlamda burjuva demokrasilerinin geleneksel parti sistemleri de çökmeye başladı. Artık ABD, Fransa, İtalya gibi ülkelerde “partilerin liderleri” değil, “liderlerin partileri” var.

 

 

  Bugünün Cadıları  

0 1
> Mona Chollet
>Çev. Z. Hazal Louze
> İletişim Yayınları, 240 s.

> Satın almak için

Bugünün Cadıları: Kadınların Yenilmez Gücü

>>>

Yüzyıllar önce cadılıkla suçlanıp öldürülen kadınlara uygulanan muamele bugün farklı biçimlerde, sistemleşmiş ve doğallaşmış halde devam ediyor. O zamanlardan itibaren, önce şiddet yoluyla ve sonra ideal ev kadını modelinin inşasıyla dayatılan model, kadınları doğurganlık üzerine temellenen rollere hapsetti, çalışma yaşamından kopardı. Bu model, kadınların kimliklerini yok etti, zayıflattı, özgürlüklerini ellerinden aldı. Kadınlar birbirleriyle rekabete sokuldu, “ideal kadının” temsilcisi olmaya zorlandı. Bunlara başkaldıranlar en ağır biçimde cezalandırıldılar; ya toplumdan dışlandılar ya da bir erkeğin elinde can verdiler.

Bağımsızlığı ve kendini gerçekleştirmeyi; bekâr kalmak, çocuk sahibi olmak veya olmamak gibi kararlarını özgürce dile getirebilmeyi; türlü biçimlerde süren gençlik, güzellik dayatmasına karşı olgunluğun ve tecrübenin emaresi olarak saçlarının beyazlamasını gururla izlemeyi seçen kadınlar işte bugünün cadıları...

Ataerkil düzen sadece “fıtratına” karşı gelen, sivrilen kadınları değil, bu sistemi farkına dahi varmadan içselleştirmiş kadınları da hedef tahtasına koyuyor; hatta belki onları daha fazla… Mona Chollet Bugünün Cadıları'nda cadılık yaftasını sahipleniyor. Tüm bu hikâyeyi popüler kültürden ve günümüz dünyasından verdiği örneklerle cüretkâr bir şekilde dillendirerek tabuları yerle bir ediyor, feminist olsun olmasın tüm kadınlara sesleniyor: “Cadıların fısıltılarının bizi yönlendirdiği yolu takip edip düşünce dünyamızı ve hayal gücümüzü serbest bıraktığımızda büyük bir coşku bizi bekliyor olacak: cesaretin, isyanın, hayatı olumlamanın, otoriteye kafa tutmanın vereceği coşku.”

 

 

  Kırılgan Sapmalar  

kirilgan sapmalar
> Engin Sustam
> Kalkedon Yayıncılık, 400 s.

Satın almak için

Kırılgan Sapmalar: Sokak Mukavemetleri ve Yeni Başkaldırılar

>>> “Neoliberalizmin nihai kurnazlığı militan depresyondur. Politik yenilgilerin bir sonucu olarak çoğu, solun bile, kendisini yenilginin rehavetine bırakıyor: alternatif bile yok! Oysa Engin Sustam bu kitabıyla bizi, göremediğimizi düşünmeye davet ederek ayaklanmaların öngörülemezligine işaret ediyor. Türkiye'den Fransa'ya, Rojava'dan Chiapas'a veya Santiago'dan Hong Kong'a isyan, bu şeylerin düzenini ters çeviren devrim değil, ama bir ihlaldir: Umutsuz bir dünyada, yeni kuşaklar bugün umut alanları açıyor!” - Éric Fassin

“Yeni başkaldırı dinamikleri / direniş sahaları kafkaesk bir ironiyle, karnavalesk bir dansı yan yana getiren yaşam alanlarının kırılgan ortaklığını imleyen, tali yollarda buluşan tekilliklerdir. Yani devlet aygıtının, iktidar biçimlerinin, iktidarı arzulayan mücadele makinelerinin karşısında sürekli hareket hâlinde olan, daima oluşan, yer değiştiren göçebe yeni proletaryanın herhangi bir zamanda ortaya çıkarken beklenilmeyen yeni bir dalganın müşterekliği içinde öngörülemez oluşudur. ‘Kırılgan Sapmalar' deyim yerindeyse bugün ortaya çıkan bükülmelerin, kıvrılmaların sert ve dikey degil, transversal bir direnişin çizimleri olarak tarif edilebilir. Bu şey, tali yollarda dinlenmek, ana yoldan çıkıp, kendi yoluna akışkan olan bir isyanın defterini, hafızasını tutmak, kurcalamaktır. Aslında hem şiirsel bir vurgu hem de sanatın da içinde olduğu bu başkaldırıların yöntemlerine ve ifadelerine yönelmeye çalışmaktır. Belki de sırf bundan dolayı başkaldıranların bir nevi otokratik değirmenlere direnen ya da kapitalizmin modernliğiyle alay eden, isyancı Don Kişot'u imlediklerini söylemeliyiz. Don Kişot'un inanılmaz boyutta hayran bırakan terk edilmiş modern bir dünyaya karşı ‘çaresiz' direnişi bir yenilgi parodisi ya da trajedi değildir, bilakis negatif bir olumsallıkta yüklenen daha gotik bir direniş sahasının öznelliğini, başkaldırıyı heyecanlı kılan dansın içinde yükselen müziğin karnavalesk imgesini ifade ediyor.” – Engin Sustam

 

Çok Okunanlar