Bu haftanın seçkisi (25 Ekim) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  Mühürler  

muhurler
> Haz. Gökhan Atılgan
> Yordam Kitap, 540 s.
> Satın almak için

Mühürler: Türkiye Sosyalist Hareketinden Eserler

Sosyalizm bu topraklarda gerek düşünsel gerek siyasal açıdan güçlü ve önemli bir hat oluşturdu. Bu çizginin önemli düşünürleri, bilim insanları, bilgeleri, yazarları, hatipleri, liderleri ve neferleri, bir de sosyalizmin soyçizgisinde kalıcı izler, tezler ve etkiler bırakan eserleri var... Sosyalist düşüncenin şekillenmesinde ve içsel evriminde belirleyici roller oynayan, onun değişik damarlarını derece derece ve yıllar boyunca etkilemiş olmalarıyla öne çıkan eserler bunlar... Türkiye'de sosyalist düşünceye “mühür” vuran eserler!

Mühürler'de, işte bu eserlerden on ikisini çözümleyen metinler bir araya geliyor.

Şefik Hüsnü'den Toplumsal Sınıflar, Türkiye Devrimi ve Sosyalizm; Hikmet Kıvılcımlı'dan Osmanlı Tarihinin Maddesi; Mehmet Ali Aybar'dan Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm; Behice Boran'dan Türkiye ve Sosyalizm Sorunları; Mihri Belli'den Milli Demokratik Devrim; Çetin Altan'dan Onlar Uyanırken; Doğan Avcıoğlu'ndan Türkiye'nin Düzeni; İdris Küçükömer'den Düzenin Yabancılaşması; Mahir Çayan'dan Kesintisiz Devrim; Hüseyin İnan'dan Türkiye Devriminin Yolu; İbrahim Kaypakkaya'dan Bütün Yazılar ve Nihat Akseymen'den Emperyalizmin Zayıf Halkası Türkiye derlemede ele alınan yapıtlar.

Bunlar, “fildişi kule” metaforuna uygun konforlu mekânlar yerine, hapislerde, sürgünlerde ya da siyasal, düşünsel mücadelelerin tam ortasında yazılmış eserler.
Bu eserleri ele alan yazarlarımız da, sosyalist düşüncenin Türkiye'deki serüveninin ortaya konmasına katkıda bulunmayı; sosyalizm tahayyülünün Türkiye'deki içsel gelişim evreleri ile ana temalarını hatırlatmayı ve “dünü, bugüne, bugünü de yarına” bağlama perspektifine girdiler sağlamayı amaçlıyor.

Mühürler'i bu amaç disipliniyle kaleme alan yazarlar: Gökhan Atılgan, Metin Çulhaoğlu, Cem Eroğul, Necmi Erdoğan, Ateş Uslu, Barış Yıldırım ve Haluk Yurtsever.

   

  Assata  

assata
> Assata Shakur
> Çev. Ece Kıvılcım Karabacak
> Ayrıntı Yayınları, 384 s.

> Satın almak için


Siyah erkek kardeşlerim, siyah kız kardeşlerim: Adım Assata Shakur, köle ismim JoAnne Chesimard. Ben bir siyah devrimciyim. Bu da şu demek: Ben kadınlarımıza tecavüz eden, erkeklerimizi hadım eden, bebeklerimizin karnını aç bırakan bütün güçlere savaş açtım. Varlıklarını yoksulluğumuzla büyüten zenginlere, yüzlerimize gülerek bize yalan söyleyen siyasetçilere, onları ve mülkiyetlerini koruyan tüm kalpsiz robotlara karşı savaş açtım. Ben siyah bir devrimciyim ve bu yüzden de Amerika'nın gücünün yetebildiği bütün öfkenin, nefretin ve iftiranın kurbanıyım. Amerika, diğer tüm siyah devrimcilere yaptığı gibi beni de linç etmeye çalışıyor.

Assata Shakur kendisini bir 21. yüzyıl kölesi olarak tanımlıyor. Bağımsızlık arzusuna ket vurulamayan bu özgür ruh, Amerikan adalet sisteminin önüne çıkardığı tüm engelleri büyük bir güçle aşıyor. Aktif mücadelesini 60'lı ve 70'li yıllarda vermiş olmasına karşın, 2013 yılında FBI'ın En Çok Aranan Teröristler listesine girerek tarihte bu listede adı geçen ilk kadın olan Assata, hayat hikâyesinde de tarihte durduğu yerin ve savunduğu temellerin zamansız olduğunu gösteriyor:

... New Jersey tarihinde gözaltında ya da tutuklu hiçbir kadın, devamlı bir şekilde erkekler cezaevine konulmamış, en mahrem anları dahil yirmi dört saat gözetlenmemiş; hiçbir kadın, tutuklu kaldığı yıllar boyu entelektüel destekten, uygun tıbbi yardımdan, fiziksel egzersizden ve diğer kadınların refakatinden böylesine bilfiil mahrum bırakılmamıştır. Şahsına özel barbarca muameleyle ilgili dava üzerine dava açtık. Fakat başarı oranımız düşüktü. Hikâyesini okudukça lütfen söz konusu koşulların bu onurlu ve duyarlı kadının üzerinde yaratacağı etkiyi hayal etmeye çalışın. ...

İnsanlık değerlerini böylesine içselleştirebilmiş bir kadının, dünyanın en büyük ülkelerinden birinde azılı bir terörist olarak aranmasındaki çelişki, alışageldiğimiz gerçeklere ve algı biçimlerimize tekrar dönüp bakmaya zorluyor bizleri. Devletin ve medyanın bir “ibret vakası” haline getirmeye çalıştığı Assata, onurlu duruşuyla, 37 yıldır siyasi mülteci olarak yaşadığı Küba'dan hâlâ bize seslenmeye devam ediyor.

Assata Shakur: FBI'ın en çok aradığı kadın. 1979'da cezaevinden kaçtıktan sonra Küba hükümeti kendisine siyasi sığınma hakkı tanıdı ve o tarihten beri bir firari olarak yaşıyor.

  

  Gerçek Hayat  

gercek hayat
> Miguel Barnet
> Çev. Celil Denktaş
> Nota Bene Yayınları, 328 S.
> Satın almak için 

Çağdaş Küba edebiyatının en önemli yazarları arasında yer alan Miguel Barnet'in Küba tarihini içine alan Gerçek Hayat adlı romanı otobiyografik üslupla, tarihsel gerçekliğe sadık şekilde kaleme alınmış bir kurgu roman. Kübalı Julián Mesa'nın yaşam öyküsü. Barnet, Küba'daki yoksulluğu ve çalışma koşullarını Julián'ın hafızasından süzüyor.

Gabriel García Márquez Gerçek Hayat'ı şu sözlerle anlatıyor:

Bu bir, sıla hasreti romanıdır. Bulunduğu yeri öteleyip sürekli bir başka yerde olma özlemiyle yanıp tutuşan insanın dramı. Kısacası, hiçbir yere ulaşamamanın perişanlığı. Eğridir ya da doğrudur, Latin Amerikalılar bu acıların ve bu sonsuzluğa uzanan kaderin isteyerek ya da istemeyerek hem öncülleri hem de kurbanları oldular. Miguel Barnet, bizlere gerçek hayatın yakıcı karmaşıklığını işaret ederek soruyor: Bizler, hepimiz bu romanın sılası olmayan kahramanı Julian Mesa değiliz de neyiz?

Julian Mesa, yoksulluğu yenmek için Amerika'ya (New York'a) göç ediyor. Ülkesini özlerken, farklı ülkelerden göç edenlerin azınlık olduğu ve bir arada yaşadığı yeni coğrafyaya tutunmaya çabalıyor. Ama yaşamın sınırlarına hapsetmiyor kendisini, yanı başındaki hayatlara değiyor. Bütün bir yaşamının sonunda ne Amerikalı olabiliyor ne de ülkesine dönebiliyor.

Kübalı yazar Miguel Barnet'sa, Gerçek Hayat adlı romanını şu sözlerle özetliyor:

... hemen şunu da kaydedeyim, ben de tam anlamıyla bir romancı değilim. Eğer antropoloji ve edebiyat arasında gidip geliyor gibiysem, her ikisinin de bir araya gelip el ele, birbirlerini dışlamadan çalışmasından yana olduğumdandır. Haydi biraz daha ileri gideyim, bence bu ikisi birbirlerini tamamlamakta. Ben burada ne kategorik tanımlamalara giriyorum ne de toplumsal sorunlara çareler öneriyorum. Tek derdim bir insanın yüreciğini dışa yansıtmak. Oysaki burjuva tarihi tutup o kendi muhteşem, kötücül kaderci bakışıyla bu insanı, göçmeni, hep ‘geçmişi olmayan, meçhul' diye etiketledi. Kendilerine daha iyi bir yaşam aramaktan başka kaygısı olmayan ve bu yüzden ülkesini terk etmek zorunda kalan sonu gelmeyen göçmenler kitlesi içerisinden yalnızca birinin, Kübalı Julián Mesa'nın öyküsü bu...

Julián'ın Küba'ya yakınlığı zaman ve mesafe dinlemiyor, pek çok engele rağmen. Küba'yı hayallerinde, anılarında yaşatmaya devam ediyor. Marquez'in bahsettiği sıla hasretini radyo ve mektuplarla canlı tutarak dindirmeye çalışıyor. Julián'ın hafızası bize Küba'ya ve New York'ta yaşayan İspanyol topluluklara ilişkin bilgiler sunuyor. Barnet, anlaşmayı zora sokan bir durum olarak göçü önümüze bırakıyor. Kalmanın da gitmenin de mümkün olmadığı bir yerden anlatıyor hikâyeyi. Bir yeri bırakıp başka bir yere gitmek buluşmayı ve bir arada yaşamayı zor kılıyor. Mesa'nın yaşadıkları, göçmenlere yapılan genellemeleri, yöneltilen yakıştırmaları sorgulatıyor. Öteki sayılanı insan yanıyla ele alan Barnet, okuru Mesa'nın bakışlarıyla buluşturuyor. Barnet'a göre göçmenleri anlamak için hayatlarını tek tek, ayrı ayrı açmak gerekiyor.

Küba ve Karayipler bölgesinin geçirdiği değişimleri sentezleyen, şiir ve düzyazılarını kendine özgü üslubuyla kaleme alan Miguel Barnet'in dördüncü romanı Gerçek Hayat. Bugüne değin yüze yakın dile çevrilen romana yazarın özgün ve bol renkli anlatımı hâkim.

Her insan ayrı bir dünyadır, diyor Miguel Barnet, hiç kimse bir diğerinin neler hissettiğini bilemez. Bilemeyiz ama anlayabiliriz. Bir insan başka bir insan olamaz belki ama insan insana yaklaşabilir. Hem benzeriz hem farklı. Dünyanın nefes alıp veren ortağıyız. Biz, bedenlerine sıkışmış, acısını bir başkasınınkiyle kıyaslayan insanlarız. Birbirimizi anlamamız için hikâyelere ihtiyacımız var.

 

  Gemideki Hayalet  

gemideki hayalet
> Sebahattin Şen
> Çev. Volkan Çandar
> Metis Yayınları, 360 s.

> Satın almak için

Gemideki Hayalet: Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu

Onlar dağlılar, dağ Türkleri, gayrimedeni, Doğulu, geri kalmış, batıl, ilkel, vahşi, feodal, sert insanlar, silah severler, şiddet onların doğalarında var, saf ve masumlar, çocuk gibiler.

Kürtlerin Türk sinemasının perdesinde görülmeye başlamaları 50'li yıllarda “Doğu”nun keşfiyle başlar. O tarihlerden günümüze Kürtler ve Kürtlerle meskûn coğrafyalar Türk sinemasının vazgeçilmez konusu oldu. Ne var ki Kürtler asla “Kürt” olarak adlandırılmadılar, sadece işaret edilerek gösterildiler.

Türk kamerasının bugün de sinemada, popüler dizilerde, TV skeçlerinde devam eden bu gösterme arzusunu nasıl anlamalı? Türk sinemasındaki Kürt temsillerinin bu “adlandırmadan gösterme” stratejisi ne işe yarıyor?

Gemideki Hayalet, Şarkiyatçılık ve Kolonyalizm literatürünün birikiminden yararlanarak Türk sinemasındaki Kürt imgelerinin tarihi boyunca ilerlerken hem kısmi değişimleri hem de sabitleri, klişeleri dikkatimize sunuyor. En büyük katkısı, ırkçılığın sadece nefret içerikli şiddet edimlerinden ibaret olmadığını, bir zihniyet biçimi, bir görme biçimi olduğunu sinema üzerinden göstermesi.

 

  Stalin ve Churchill Arasında  

stalin ile churchill arasinda
> Gabriel Gorodetsky
> Çev. Deniz Berktay
> İş Bankası Kültür Yayınları, 888 s.
Satın almak için

 

1932'den 1943'e kadar Sovyetler Birliği'nin Londra Büyükelçisi olarak görev yapan İvan Mihayloviç Mayski'nin özgün ve büyüleyici günlükleri, Sovyetler Birliği'nde 1930'lu yıllarda ve II. Dünya Savaşı yıllarında görev yapmış üst düzey yöneticilerin tuttuğu çok az sayıda günlük arasındadır. Çünkü Stalin rejiminde günlük tutmak, son derece tehlikeli bir girişimdi.

Günlükleri Rus arşivlerinde çalışırken bir tesadüf sonucu bulan Gabriel Gorodetsky'nin, titiz bir çalışmayla notladığı ve yayına hazırladığı Stalin ile Churchill Arasında. SSCB Londra Büyükelçisi Mayski'nin Günlükleri (1932-1943), II. Dünya Savaşı öncesindeki ve sırasındaki olaylara çok farklı bir ışık tutuyor. Münih Antlaşması'ndan Molotov-Ribbentrop Paktı'na, Churchill'in savaşma kararlılığından Almanların Rusya'ya saldırmasına, “ikinci cephe” açılması tartışmalarından Türkiye'nin savaşa girmesi için yapılan baskılara kadar birçok konu deneyimli ve geniş haber kaynaklarına sahip bir diplomatın kaleminden günlüklere yansıyor.

Churchill, Roosevelt, Lloyd George, Chamberlain, Stalin, Litvinov, Molotov, Tevfik Rüştü Aras, İsmet İnönü gibi siyaset sahnesinin önde gelen isimleri kadar, Bernard Shaw, Beatrice Webb, Mihail Şolohov gibi düşün ve edebiyat sahnesinin ünlü simaları da Mayski'nin portreler galerisinde kendilerine yer buluyorlar. 

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele