Bu haftanın seçkisi (19 Temmuz) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

  Bakü Komünü  

baku komunu
> Ronald Grigor Suny
> Çev. Kudret Emiroğlu
> Aras Yayıncılık, 368 s.

> Satın almak için


100. yılını tamamlamış olan Ekim Devrimi üzerine yeni çalışmalar, Devrim'in bir merkezden başlayarak çevreye yayıldığı şeklindeki geleneksel algıyı önemli ölçüde kırmış bulunuyor. Ronald Grigor Suny'nin 1972 tarihli Bakü Komünü kitabı bu açıdan öncü bir eser olarak kabul ediliyor.

Suny, Bakü Komünü'nde yalnızca çevreden bir bakışla Sovyet Devrimi'nin bütünlüğüne katkıda bulunmakla kalmamış, aynı zamanda devrim tarihi içinde son derece özgün bir deneyim olan Bakü Komünü'nü gölgeden aydınlığa çıkarmıştır.

Emek tarihi genellikle büyük merkezlerle ilgilidir. Suny, Bakü'nün bütün çelişkileri ve işçi hareketinin kendine has özellikleriyle birlikte işçi hareketi için nasıl önemli bir merkez haline dönüştüğünü gösteriyor. Rus, Müslüman, Ermeni gibi farklı etnik gruplardan emekçilerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir petrol ve işçi kenti olan Bakü'de Bolşevik önder Isdepan Şahumyan'ın önderliğinde, Paris Komünü'nden esinlenerek ilan edilen Komün'ün başardıkları ve karşılaştığı sorunlar, toplumsal hareketler açısından çıkarılabilecek pek çok kıssaya zemin oluşturuyor. Siyasal tarihte nadir rastlanan bu demokratik ve barışçıl geçişi Suny en ince ayrıntılarıyla resmetmekte.

Bakü Komünü, aynı zamanda, Kafkasya'nın kavgalı iki halkı –Ermeniler ve Azerbaycanlılar– arasındaki gerilimlerin tarihsel arkaplanına dikkat çekmesi açısından da ilgiyle okunuyor.

 

  İspanya, Yaşasın Ölüm  

ispanya yasasin olum
> Nikos Kazancakis
> Can Yayınları, 248 s.
> Satın almak için



İspanya, ulusların Don Quijote'sidir. Dünyayı kurtarmaya çalışır, güvenliğe ve refaha sırtını döner, ele geçmez binlerce hayali kovalar. Bu mantık ötesi donkişotça seferlerde kendini tüketir. Şehirleri harap olur. Tarlaları çoraklaşır. Araplardan kalma kanalları tıkanır, bahçeleri kurur. Kendi efsanesini yaratır İspanya. Mutluluk ve refahı, ılımlılık ve barışı ne yapsın?

1920'lerin sonunda Eleftheros Logos gazetesinin dış haber muhabiri olarak gittiği İspanya'da Nikos Kazancakis yıkılmış bir imparatorluğun kalıntılarında yaşayan küçük insanları, gezgin şövalyelerin at sürdüğü günlerden beri değişmemiş uçsuz bucaksız bir taşrayı, İspanya'dan yolu geçen tüm kültürlerin bıraktığı rengârenk mirası bulmuştu. O günlerde İspanya, “karanlık ve korkunç” bir yüzyıla izini bırakacak varoluş krizinin tam ortasındaydı. İçsavaş felaketinden önce, bulutların toplanmasını olacakları bilmeden izleyen Kazancakis, savaş sırasında tekrar İspanya'ya dönmüş ve ülkeyi saran vahşete, Madrid'in düşüşüne bizzat tanıklık etmişti.

İspanya, Yaşasın Ölüm, Kazancakis'in deyimiyle bir yüzü mahzun ve hayalperest Don Quijote, bir yüzü pragmatist ve şen Sancho Panza olan bu esrarengiz ülkenin özünü tüm tezatlarıyla, şiddetiyle, güzelliğiyle ve onuruyla anlatan bir yapıt.

 

  Sınırlara Hayır: Rosa Luxemburg  

sinirlara hayir
> Anne Blanchard
> Çev. Ali Berktay
> Alfa Yayınları, 86 s.
> Satın almak için


Bazılarının insanlar arasındaki duvarları sürekli yükseltmekte olduğu günümüzde “Sınırlara Hayır” demek hâlâ zorlu bir mücadele.

Katolik ve antisemitist Polonya'da Yahudi ve esmer bir çocuk olan Rosa Luxemburg kısa sürede uslu duramayacağını kavramıştı. İdeali devrimdi! Kimsenin kimseye zulmetmediği bir dünya!

1914'ten önce bu genç komünist kadın Varşova'dan Paris'e, Zürih'ten Berlin'e önemli bir siyasi figür olmuştu bile. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde artık Alman vatandaşı olan bu genç Polonyalı, Almanların Fransız kardeşlerine asla saldırmayacağına inanıyordu. Ne var ki çok yanılıyordu.

Bu romanda Rosa Luxemburg'un sadık yoldaşı sokak kedisi Mimi'nin gözünden bu büyük kişiliğin geçtiği yollara tanıklık ediyoruz.

 

 

  Denizyolu  

denizyolu
> Ursula K. Le Guin
> Çev. Çiğdem Erkal – Aysun Babacan
> Doğan Kitap, 256 s.
> Satın almak için


İsimlerimizin aynı olduğunu söyledim. Daha önce başka bir ismi olduğunu söyledi. Söylemesini istedim. Söylemedi. “Sadece Kızılderili Fanny işte” dedi. Buraya Klatsand dendiğini söyledi. Burada bir köy varmış, plajın üst yanındaki derenin orada.

Oregon'un küçük sahil kasabası Klatsand sakinlerinin sıradan hayatları; deniz kabuğunda uğuldayan, martı kanadında taşınan, rüzgârın denize savurduğu, dalgalara gömülen rüyalar, umutlar, kederler, hayaller. 2018'de kaybettiğimiz Ursula K. Le Guin'in kaleminden, bitirir bitirmez tekrar okumak isteyeceğiniz öyküler.

Denizyolu, kumlara yazılı sözcüklerden bir dünya kuruyor.

 

 

 

 

  Gogol’le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız  

gogolle dostlugumuz
> Sergey Aksakov
> Çev. Varol Tümer
> İletişim Yayınevi, 244 s.
> Satın almak için


Edebiyat eleştirileri, çevirileri ve doğa tasvirleriyle 19. yüzyıl Rus kültür hayatının önde gelen figürlerinden biri olan Sergey Aksakov'un Gogol'le yirmi yıllık dostluğunu anlattığı bu kitapta edebiyat tarihinde kalıcı izler bırakmış iki büyük yazarın sevinçleri ve üzüntüleri, ümitleri ve hayal kırıklıklarını okurken büyük yazar Nikolay Gogol'ün hem edebiyat ve hayatla ilgili görüşlerine hem de ruhsal dünyasına derinlemesine nüfuz edeceksiniz. Bir büyük yazarın hayatına mektuplar ve kişisel anlatımlarla ışık tutan Gogol'le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız edebi tanıklık ve hatırat türüne yapılmış eşsiz bir katkı.

“Gogol'ün benim açımdan her zaman bilmece olarak kalmış tuhaflıkları olduğunu da söylemeliyim. Onun davranışlarını çok kere başkalarına açıklamaya çalıştığım gibi, kendime de açıklamak zorunda kaldım. Bizimkinden belki yüz kat daha ince olduğundan, onun sinirleri bizim hissedemediklerimizi hissediyor, bizim algılayamadığımız şeylerden etkileniyordu.”