Bu haftanın seçkisi (18 Mayıs) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alanlar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  100 Yılın Ötesinde Ekim Devrimi ve Türkiye  

c5
> Der. Erden Akbulut – Erol Ülker
> Sosyal Tarih Yayınları, 238 s.
> Satın almak için

>>> Rusya’da işçi-köylü-asker Sovyetlerinin Bolşeviklerin öncülüğünde iktidara gelmesiyle sonuçlanan Ekim Devrimi, yirminci yüzyılın en önemli toplumsal-tarihsel gelişmelerinden biridir. Cihan Harbi sürerken patlak veren devrim süreci, Rusya İmparatorluğu’nun çöküşüne ve savaştan çekilmesine yol açtı. Bu gelişme geçici olarak Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu için elverişli koşullar yarattı, ancak daha sonra bunlar da Avusturya-Macaristan ile birlikte Dünya Savaşı neticesinde çöken imparatorluklar arasında yer aldı.

Bolşeviklerin umutlarını bağladığı Alman devrimi ve Macaristan Sovyet hükümetinin yenildiği sıralarda, yoğun bir iç savaş sürecinden geçen Rusya’nın güneyinde önemli gelişmeler yaşanıyordu. Milli mücadelenin sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı bir karaktere sahip olduğu iddiasını kimi zamanlar daha fazla ön plana çıkaran Ankara hükümeti ve başta Enver olmak üzere politik faaliyetlerini yurtdışında sürdüren İttihatçılar, Bolşeviklerle temas halindeydi. Milli mücadele dönemi aynı zamanda Türkiye komünist hareketinin Bolşevikler ve Komintern ile bağlantı halinde şekillenmesi açısından çok önemli bir aşamaydı.

Erden Akbulut ve Erol Ülker’in bu derlemede bir araya getirdiği yazılar, Ekim Devrimi’nin yarattığı özgün bağlamın gerek Türkiye’nin ve gerek Türkiye komünist hareketinin kuruluş sürecine olan etkilerini ele almaktadır.

 

  3. Havalimanı İşçileri Mistik Tülü Kaldırdı  

c2
> 3. Havalimanı İşçileri Dayanışma
Platformu adına:
Haluk Ağabeyoğlu,
Bahadır Altan, Kazım Bayraktar,
Özgür Karabulut, Beyza Üstün
> Ayrıntı Yayınları, 208 s.
> Satın almak için

>>> Onlar Nepal'den gelmişlerdi, Suriye'den, Türkiye'den; Silvan'dan, Tokat'dan, Kars'tan Van'dan, Siirt'ten, Batman'dan, Ordu'dan, Maraş'tan, Dersim'den, Giresun'dan, Kocaeli'nden, Erzurum'dan. Yanı başında çalışan arkadaşlarını; servis araçlarının, iş makinalarının devrilmesi ile patlayan dinamitlerin toz bulutu benzeri fırlattığı kayaların altında yitirdiler, işin baskı ve zulmüne dayanamayanları da kalp krizi ile.

Kapitalizm; devletin gücü ile üzerlerine hızla gelirken onlar hep çalıştılar. Sadece çalıştılar. Uzun çalışma saatlerine, açlık ve uykusuzluğa, saatlerce servis beklemeye, çamurun içinde yatmaya, kurtlu yemeklere aldırmadan, aylarca alamadıkları ücretlere rağmen çalışmaya devam ettiler. Uzunca süre sustular, sadece çalıştılar. Çok azı örgütlüydü, yüzlerce taşeronun, İGA şirketlerinin tüm tehditlerine rağmen sendikalıydı çok azı.

Tarih; 14 Eylül 2018, işçiler birlikte eyleme durdu. Haklarını isteyenler, örgütlü olanlar cezalandırıldı önce. Sendika temsilcileri ile sendikalı olanlar bir çabuklukla uzaklaştırıldı şantiyeden, ardından tutuklandılar. Diğerleri şirket yetkililerince günlerce sorgulandılar, tehdit edildiler. 3. Havalimanı şantiyesinde işler silahların gölgesinde sürdü o günden sonra.

Ormanlar, sular, kıyılar, canlılar yok artık oralarda. Yaşam tersine döndü İstanbul'un kuzeyinde. Şimdilerde uçaklar iniyor 3. Havalimanı'na, sular yolunu bulmaya çalışıyor alanda. İnşaat işçileri 3. Havalimanı şantiyesinden mistik tülü kaldırdı bir kez. Davetleri var bizlere; özgür ve eşit yaşam, güvenceli çalışmayı gerçekleştirmeye…

 

  Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Sömürge Karşıtı Milliyetçiliğin Kökenleri  

0 2
> Erez Manela
> Çev.Ergin Özler
> İletişim Yayınları, 432 s.
> Satın almak için

>>> Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda, barışın sağlanmaya çalışıldığı yıllarda, Woodrow Wilson meşhur On Dört İlke'yi ortaya attı. Her ne kadar son halinde adı geçmese de, bu on dört ilkeden en çok dikkat çeken kendi kaderini tayin hakkı oldu. İmparatorlukların çöktüğü, sömürgeciliğin hükmünü yitirmeye başladığı ve ulus-devletlerin ortaya çıktığı bu dönemde, bu hak, en çok sömürge halklarına umut oldu. Fakat “güçlü ya da zayıf, küçük ya da büyük” tüm halkların kendi kaderini tayin etmeye hakkı olduğunu bildiren bu ilkenin uygula(nama)ması, doğan umutları hızla yerle bir etti.

Erez Manela, Wilsoncu Moment'te, Woodrow Wilson'un sömürge halkları için nasıl bir kurtuluş figürü haline geldiğini, kendi kaderini tayin hakkına kavuşacaklarına inanmış halkların “medeniyet kriteri”ne çarparak nasıl hayal kırıklığına uğradıklarını ve mücadelelerini sokağa nasıl taşıdıklarını anlatıyor. Aynı zamanda, bu halkların, yüzlerini zaman içinde Wilson'dan, kendi kaderini tayin hakkını ilk kez 1914'te zikreden Lenin'e çevirmelerini aktarıyor; Büyük Güçler'in çıkarlarının, ilkelerin önüne nasıl geçtiğinin resmini çiziyor.

 

  Çekirgeler, Kürtler ve Devlet  

c4
> Nevcihan Özbilge
> Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 180 s.

> Satın almak için

Çekirgeler, Kürtler ve Devlet: Erken Cumhuriyet Dönemine Yeniden Bakmak

>>> Bu inceleme mevcut sosyal bilim araştırmalarının pek çoğunun erken Cumhuriyet dönemine ilişkin Türkiye toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamını, çoğu zaman doğayı hesaba katmayan yaklaşımlarca ele aldığı gözleminden yola çıkıyor. Erken Cumhuriyet dönemi Türkiye tarihyazımına “çevre tarihi” çerçevesinden bir müdahalede bulunmayı önüne koyuyor.

Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan merkeziyetçi ulus-devletler tarafından Kürtler sıklıkla bir “problem” olarak algılandığından Kürtlere dair yapılan akademik çalışmalar da çoğunlukla ulus-devlet inşası ve milliyetçilik tartışmaları çerçevesinde şekillendi. Ne var ki ulus-devletin bu sosyal ve siyasal “problem”i Orta Doğu'da çizilmekte olan siyasi sınırları tanımıyor. Budan dolayı sınıraşırı bir başka “problem” olan çekirge salgınlarıyla paralellik arz eden bir söylemsel bir çerçevede kodlanıyordu.

Bu çalışmanın en özgün ve esaslı katkısı ulus devletin her iki “problem”iyle de benzer stratejilerle mücadele ettiğini göstermesidir. Çekirgeler, Kürtler ve Devlet'in bu alanı çalışanlar kadar konuya meraklı okuyucuyu da cezbedecektir.

 

  İkinci Hayat  

c1
> Nurdan Gürbilek
> Metis Yayınları, 208 s.

Satın almak için

İkinci Hayat: Kaçmak, Kovulmak, Dönmek Üzerine Denemeler

>>> “Her yazarın içinde az ya da çok bir yer yaratma, bütün yerleri geride bırakıp yazıya yerleşme isteği vardır. Bir yazınsal vatan: Bu taşlı toprağı ben yarattım, bu geniş bozkırı, bu yeşil tepeleri, bu zirveleri karla kaplı dağı ben yarattım. Dağda yanan ateş, ateşin başında toplanmış insanlar, insanların dinlediği hikâyeler benim eserim. Ama sadece bir yazı olanağından değil, bir yaşam olanağından da söz eden bir yazarın yazınsal yurda rahatça yerleşmesini beklemek safdillik olurdu.”

 İkinci Hayat'ta “yer duygusu” üzerine düşünüyor Nurdan Gürbilek. Bir yandan “yer”e, “yurt”a, “ev”e edebiyatın, bazen sinemanın açtığı kapılardan giriyor; kökenlere ve başlangıçlara, kaçanlara ve dönenlere, eve ve sırlarına yakından bakıyor. Diğer yandan anlatı, üslup ve dili bu ana eksen etrafında değerlendiriyor; “dilsel vatan” ve sınırları üzerine düşünüyor.

Bazı sorular eşliğinde: Kapısını başkalarına sımsıkı kapatmış bir kompartmana, bir özel sığınağa, bir kişisel hücreye mi dönüşecek ev, yoksa o koruyucu hücreyi geniş bir ortaklık zemininde yeniden tanımlayabilecek miyiz? Etrafına kalın duvarlar çekmiş bir “coğrafya kaderdir”e mi sürükleniyoruz, yoksa daha geniş bir yurt tanımına ulaşabilecek miyiz?

Bugün evin hayatımızın merkezine oturduğu bir dünyada bizi evin gerçek ve mecazi, olumlu ve olumsuz anlamları üzerine düşünmeye çağıran deneme ve fragmanlardan oluşuyor İkinci Hayat.

Çok Okunanlar