Bu haftanın seçkisi (12 Temmuz) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...

  Ciddi Ciddi Sosyalizm  

ciddi ciddi sosyalizm
> Danny Katch
> Çev. Cemre Şenesen
> Yordam Kitap, 176 s.

> Satın almak için


Ciddi Ciddi Sosyalizm: İnsanlığın Kurtuluşu İçin Kısa Bir Kılavuz

Danny Katch, bu kitabı yazma sürecinde, henüz kitabın adına karar vermemişken, konusunu soranlara “sosyalizm üzerine” diye cevap verir. Cevabı duyanlar şaşırır: “Sosyalizm üzerine mi? Ciddi misin?”

Çünkü yazar ve aktivist Danny Katch bir Amerikalı ve olay, haliyle, Amerika Birleşik Devletleri'nde, yani sosyalizmin tehdit bile oluşturamayacak kadar marjinal kabul edildiği bir ülkede geçiyor. Üstelik yıl 2014... Bernie Sanders henüz ABD başkanlığına aday bile olmamış.

Ama görünüş aldatıcıdır. Evet, o yıllarda da ABD bildiğimiz ABD'ydi, ama kapitalizm artık bildiğimiz kapitalizm değildi. “2008 Küresel Finans Krizi” yaşanmıştı. Ve hemen ardından gelen Wall Street'i İşgal Et protestoları...

O yıllarda kapitalizm, artık adalet ve verimlilik gibi yalanların arkasına sığınma ihtiyacı bile duymadan, açık açık “güçlü haklıdır” ilkesine göre işler hale gelmişti. Ve ABD'de, “ne bileyim işte, daha iyi bir şey”ciler yavaş yavaş sesli düşünmeye başlamıştı. Peki, kim bu “daha iyi bir şey”ciler? Kapitalizm kötü, tamam. İyi de alternatifi ne? Katch'in kitabı için seçtiği ad, işte bu soruya cevap veriyor: Tabii ki sosyalizm. Evet, sosyalizm. Yanlış duymadınız, sosyalizm. Ciddi Ciddi Sosyalizm!
Bu kitabın iki amacı, iki de sıra dışı yöntemi var. İlk amacı, sosyalizmi anlatmak, ete kemiğe büründürmek. İkincisi ise kapitalizmi anlatmak ve “kapitalizmin çürüyen temellerine kadar inmek!”

Yöntemleri ise çok basit. Birincisi, muhafazakârlardan feyiz almak! “Ama sosyalizm ara sıra imkânsız gibi görünse de, gelişinin eli kulağında olduğunu düşünen muhafazakârlardan cesaret almalıyız. Kapitalizm kırılgandır ve muhafazakârlar bunu gayet iyi bilir. Biraz örnek alalım!”

İkinci yöntemi ise, mizah! “Kapitalizm, yıkıcı ve insanlık dışıdır ama aynı zamanda saçmadır da. Kapitalizmin abeslikleriyle dalga geçmek insana, bu kadar aptalca bir sistemin elbette yıkılabilir olduğunu da hatırlatır.”

Aslında ülkemizin insanları, özellikle gençleri, saçmalığın nasıl mizaha dönüştürüldüğünü iyi bilir. Gezi'nin, yaşanan kayıplara rağmen, önünde sonunda gülerek hatırlanması bundan. İşte Danny Katch biraz da Gezi'de yapılanı yapıyor: O kadar saçma ki, beni bir gülme alıyor! Siz de gülün!

 

  Altüst Olmuş Bir Dünya mı?  

altust olmus bir dunya mi
> Ed. Leo Panitch – Greg Albo
> Nota Bene Yayınları, 336 s.
> Satın almak için


Altüst Olmuş Bir Dünya mı?: Socialist Register 2019

Günümüz dünyası öyle arapsaçına dönmüş durumda ki Xi aracılığıyla Çin kendisini küreselleşmenin ve dünya kapitalizminin savunucusu olarak ortaya koyarken Trump'ın ABD'si ticari koruma politikalarına yöneliyor ve öteden beri ABD tarafından yönetilen küresel kurumlarla arasına koyduğu mesafeyi giderek genişletiyor. Bugün günlük gazetelerin manşetleri müttefikler arasındaki gerilimlerle dolup taşarken, ABD'nin on yıl önce meydana gelen ekonomik çöküşe karşı küresel bir yanıtı –Çin dahil- koordine etmesini sağlayan politik kapasite ya da yönetimsel beceri gibi bir şeyi bugün de sahnelemesini tasavvur etmek çok zor geliyor. Yeni çok kutuplu dünya düzeni hakkında beyanlarda bulunurken ihtiyatlı olmak için nedenlerimiz olsa da, devletlerarası sistemin tam kalbinde bulunan ve giderek artan çelişkiler bize küresel kapitalizmin haritasının büyük oranda yeniden çiziliyor olduğunu gösteriyor.

Hem devletlerin hem de mevcut konjonktürün yarattığı kapitalist ve gelişen güçler arasındaki değişen ilişkilerin izini sürmek ve bu konuda yerinde/doğru değerlendirmeler yapmak için karşımızda pek çok iç içe geçmiş soru bulunuyor.

Küreselleşme çözülüyor mu yahut sadece gücün merkezi ve birikim rejimindeki kapsamlı bir değişimle, belli bölgesel blokların dağılması ve emeğin hareketliliğine ciddi kısıtlamalar getirilmesiyle birlikte varlığını sürdürecek mi?

Bu durum bize devlet kurumlarının, salt jeostratejik şirketlerin değil ekonomik –daha özelde finansal- krizle boğuşan devletler arasındaki koordinasyonun bile altını oyacak biçimde yeniden düzenlenmesi hususunda ne söyler?

Bu yeni durum çok uluslu şirketlerin yanı sıra finansal kapitalistlerle de doğacak olan ihtilafın boyutlarını ve buna karşılık devlet aygıtlarının yeniden yapılandırılmasını ne ölçüde etkiler?

Burjuvazinin neoliberal küreselleşmeden kopuş için sağ-kanat milliyetçiliğe olan desteği ne kadar ileri gidecek?

Bugün liberal demokrasinin otoriteryen dönüşümüne bağlı olarak demokratik siyasal alanın kapanışını zorunlu kılan yeni bir ‘istisna hali'nin doğuşuna mı tanıklık ediyoruz?

21. yüzyılın ilk büyük ekonomik krizinin süregiden etkileri aynı zamanda -neoliberal pratikler hala devlet politikalarını biçimlendirirken neoliberalizmin kurumlarının meşruiyet krizini de üretmiş midir?

Tüm bu koşulların herhangi biri yahut hepsi birden toplumsal ve çevresel yeniden üretim bakımından hangi sonuçlara gebe olabilir?

Sorular çoğaltılabilir; ve çoğaltılmak zorundadır da keza küresel kapitalizmin haritasının yeniden çizildiği birkriz ve bu krizlerden çıkışprojelerinin egemenler tarafından yeniden üretildiği bir zamandaçıkışlarezilenler açısından da üretilecekse artık bize, geçmiş zamanın sorunlarını karşılamaya yeten tümel tanımlar ve genel ilkelerden çok daha fazlası gerekiyor. Socialist Register 2019 işte bu düşüncelerle yukarıdaki sorulara ve daha fazlasına ÇİN-ABD gerilimi/ilişkileri bağlamında bir yanıt aramaya çalıştı ve mevcut sorunsalın nasıl bir kavramsal hazne ve kuramsal ard-alanla betimlenebileceğini göstermek istedi.

 

  Umut Toprakları  

umut topraklari
> Liviu Rebreanu
> Çev. Gülen Aktaş
> Ayrıntı Yayınları, 496 s.
> Satın almak için


“Orada olanların, çok geçmeden burada da olacağından emin olabilirsiniz” dedi Grigor. “Şu hale bir bakın hele.. Toprakların çoğu, toprağa yabancılaşmış olan insanların elinde. Toprak aşkı diye bir şey yok onlarda. Gelecekte de ne olacağını ancak Tanrı bilir. Ben hâlâ, toprağın, köylülerin eline geçmesinin daha iyi olacağı kanısındayım. Çünkü o zaman, kimse toprağı köylülerin elinden alamayacaktır.”

Romen edebiyatının Tolstoy'u olarak bilenen Liviu Rebreanu'nun ölümsüz eseri Umut Toprakları, geri kalmış bir toplumun modernleşme sancılarını gözler önüne sererken kadim ve temel bir soruyu odağına alıyor: İnsan niçin savaşır? Bir belgesel görselliğiyle akan bu uzun soluklu roman, I. Dünya Savaşı'nın da etkisiyle savaş ve devrim, isyan ve kölelik gibi ikilikleri edebiyat alanında tartışmaya açıyor. Köylülerin modern devrimlerdeki konumu ise özellikle sorunsallaştırılıyor: köylüler kendi çıkarlarından başka hiçbir şeye ilgi duymayan “tembel” ve “cahil” varlıklar mıdır, yoksa toplumun genel özgürlük mücadelesinde olmazsa olmaz bir değere mi sahiptirler?

 

 

  Büyüklere Feminist Masallar  

buyuklere feminist masallar
> Suniti Namjoshi
> Çev. Ebru Ak
> Güldünya Yayınları, 208 s.
> Satın almak için
 

Prenses ve Bezelye Tanesi, Küçük Prens, Çirkin Ördek Yavrusu, Uyuyan Güzel gibi pek çok klasik masalı yeniden yorumlayan Suniti Namjoshi, Büyüklere Feminist Masallar adlı kitabında bu bildik hikayelere bambaşka bir gözle bakıyor ve hiç ummadık bir sonla tamamlıyor.

Pamuğun kalın, ipeğin ağır geldiği prensesin, kırk kat döşeğin altındaki bezelye tanesinden nasıl rahatsız olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Meğer bu prenses düşündüğümüz kadar narin ve hassas bir kız değilmiş, sadece her şeye alerjik reaksiyon gösteren bir tene sahipmiş. Kralın çırılçıplak sokağa çıktığını ve ona kimselerin gerçeği söylemediğini gören küçük kız ise aslında, “Anne bak kral çıplak!” diye bağırmamış. Sessizce soyunmuş ve “Bak anne, ben bir kralım” demiş. Annesi de ona, “Aptal olma tatlım. Sadece erkek çocuklar kral olabilirler. Küçük kızların yapması gerekense o krallarla evlenmektir” diye karşılık vermiş. Çirkin Ördek Yavrusu da çirkin olmaya çirkinmiş. Hatta çok çirkinmiş. Ama asıl mesele bu değilmiş. Çirkin ördek yavrusunun, her şeyiyle tam bir erkek olan küçük kardeşi hemcinslerine ilgi duyuyormuş.

Büyüklere Feminist Masallar yayınlanmasının hemen ardından feminist klasikler arasına girdi. 1941 yılında, Mumbay'da dünyaya gelen Sumiti Namjoshi'nin kaleme aldığı, Güldünya Yayınları'nın Türkçeye kazandırdığı kitap, masalların içindeki mizah ve beklenmedik şekilde yazılmış sonlarıyla dikkat çekiyor.

 

  Varto  

varto
> Jean-Blaise Dijan – Gorune Aprikian
> Çev. Hande Topaloğlu Hartmann
> Aras Yayıncılık, 128 s.
> Satın almak için


Varto: 1915’in Karanlık Günlerinde İki Çocuk

Varto, 1915'te başlayıp günümüze dek süren bir maceranın izini sürüyor. Birinci Dünya Savaşı'nın felaketlerle dolu karanlık günlerinde, Anadolu'nun doğusunda bir köyde, biri kız, biri erkek iki kardeşin, Maryam ve Varto'nun yolu, daha önce hiç tanımadıkları bir gençle, Hasan'la kesişir. İki kardeşin ailesi, adına “tehcir” denen bir ölüm yürüyüşüne çıkarılmıştır ve Hasan'ın son nefesine vermek üzere olan hasta babası, oğlundan, insaniyet namına Maryam ile Varto'yu güvende olabilecekleri bir yere ulaştırmasını ister.

Ermenilerin malının mülkünün yağma edildiği, canlarının beş para dahi etmediği günlerde babasının böyle çetin bir talepte bulunmasına hiçbir anlam veremeyen Hasan, istemeye istemeye çıktığı bu tehlikeli yolculukta öfkeyle merhamet duyguları arasında gidip gelecektir. Boylarını aşan büyük gelişmelerin savurduğu hayatlarının dizginlerini Hasan'a teslim etmekten başka çaresi olmayan Maryam ve Varto ise, hem kendilerini hem Hasan‘ı dönüştürecek bu tekinsiz serüven sırasında hem hayatta kalmanın, hem de sevdiklerine kavuşmanın yollarını arayacaktır.

Okur, beklenmedik gelişmelerin heyecanı hep yüksek tuttuğu sayfalarda ilerlerken, kaderleri birbirine bağlanmış bu üçlünün hikâyesinin, yaşadığımız zamanlara ulaşan, Türkiye sınırlarını da aşan akışını nefes nefese takip edecek. Çizgi roman dünyasının önde gelen ülkelerinden Fransa'da büyük beğeniyle karşılanan Varto, Anadolu topraklarında binlerce kez tekrarlanan acılı ve kanlı bir sırrın karakutusunu açmaya cüret ediyor.

 

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele