Bu haftanın seçkisi (10 Şubat) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  Kusurlu Geçmiş  

kusurlu gecmis
> Tony Judt
> Çev.Nurettin Elhüseyni
> Yapı Kredi Yayınları, 320 s.
> Satın almak için

Kusurlu Geçmiş: Fransız Entelektüelleri 1944-1956

Tony Judt'ın ölümünden sonra hazırlanan bu son kitabının odağını İkinci Dünya Savaşı sonrasında Fransız entelektüellerinin Avrupa kültürel ve siyasal yaşamı içindeki benzersiz seçkin rolü oluşturuyor. Yazar bu entelektüel camianın en ayrıştırıcı çatışmalarını analiz ediyor: Komünizmin vaadine ve ardından ihanetine nasıl yaklaşılacağı ile Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'nin ikiyüzlülüğüyle karşılaşılınca, Doğu Avrupa'da yeni kurulan sosyalist devletlerde ve bizzat Fransa'da radikal ideallere bağlılığın nasıl sürdürüleceği...

Judt bunun Fransız düşünce dünyasında neden saplantılı bir ahlaki ikilem oluşturduğunu, tepkilerinin savaş ve işgal şartlarıyla nasıl belirlendiğini ve savaş sonrası siyasal tercihlerinin sonraki Fransız entelektüel kuşaklarının vicdanında nasıl tedirgin edici bir yer tuttuğunu gösteriyor.

Judt'ın analizi Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve Simone de Beauvoir gibi revaçtaki “varoluşçu” şahsiyetlerin yazılarının ötesine geçerek, Katolik felsefecilerin, bağımsız gazetecilerin, komünist ve komünist olmayan edebiyat eleştirmenleri ile şairlerin yer aldığı geniş bir entelektüel camiayı kapsıyor.

 

  Katalanlar  

katalanlar
> Kıvanç Ulusoy
> Ayrıntı Yayınları, 176 s.

> Satın almak için

Katalanlar: Avrupa’da Ayrılıkçılık

Modern İspanya siyasi tarihinde Katalan bölgesel talepleri hep kritik önemde oldu. Katalan bölgeciliği 1930'ların sonundan 1970'lerin ortasına kadar İspanya'da siyasi rejimin en önemli hedeflerinden, yani Komünistler, Masonlar gibi en önemli düşmanlarından biri olarak kabul edildi. Franco rejimi İspanya'yı bölünmeden kurtarmak için bölgesel kimlikleri ve siyasi talepleri bastırmakta tereddüt etmedi. Milli devlet içinde merkezileşmeye karşı mücadele tarihinden gelen Katalanlar milli devletin yeni bir bağlamda şekillendiği Avrupa bütünleşmesi içerisinde kendilerine yeni bir siyasal kimlik siyaseti belirlemek durumunda kaldılar. Katalan örneği bize sosyal ve kültürel sınırların ne kadar karmaşık ve akışkan olduğunu net bir şekilde göstermektedir.

Kıvanç Ulusoy bu kitapta 20. yüzyılda siyasal ve toplumsal çalkantılarla altüst olan ama her durumda krizlerden çıkan ve demokrasiye doğru kararlı adımlar atan eşsiz bir ülkeye, İspanya'ya odaklanıyor. İspanya'nın en köklü sorunlarından biri olan Katalan bölgeciliği ise çalışmanın esas meselesi: ayrılık istekleri, özerklik siyasetleri, referandumlar, dil talepleri, barışçıl protestolar, anayasal hak mücadeleleri ve maruz kalınan baskılarla bir halkın demokratik dünyaya girişinin sancılı ve uzun tarihi…

 

  Kapitalist Devlet   

kapitalist devlet
> Mustafa Bayram Mısır
> Edebi Şeyler, 168 s.
> Satın almak için

Mustafa Bayram Mısır bu çalışmasında tarihsel materyalist metodolojiden hareketle kapitalist devleti analiz ediyor. Mısır, kapitalizm ile devletler arasındaki ilişkiyi tartışmayı sürdürebilmek için öncelikle kapitalizmi tarihsel bağlamı içinde görünür kılmaya çalışıyor. Ardından Devlete Karşı Kamu Hukuku'nda tartıştığı egemenlik kuramlarının ötesine geçerek, toplumsal bir formasyon olan, başka deyişle üstyapının bütün işlevlerini üstlenmediği gibi işlevlerinin önemli bir kısmı da üstyapısal olmayan kapitalist devleti, kapitalist üretim tarzının gelişimi ile olan ilişkisi yanında, kapitalist baskı, entegrasyon, üretimin genel koşullarını sağlama ve ilkel birikim işlevleri ile birlikte diyalektik bir bütün olarak ele alıyor.

“[…] hak mücadeleleri ile kamu hizmetlerinin yaygınlaştırılıp demokratikleştirilerek kapitalist devletin artık kapitalist olmadığı eşiğe kadar dönüştürülmesi gerekir. Bunun bana göre biricik yolu, devlete karşı kamu hukuku perspektifinden türetilecek çoğul stratejilerdir. Ancak bu tür stratejilerin kamu hizmetlerinin demokratik genişlemesi yolunda işleyebilmesi için; bu kitap boyunca gerçekleştirdiğimiz kapitalist devletle ilgili tümüyle metodolojik önermelerin her somut kapitalist devletin tarihsel özgüllüğü içinde çözümlenmesine hasredilmesi gerekir. Böylece bu metodolojik belirlemeler, egemenlik kuramı karşısında, somut bir devletin demokratikleştirilerek dönüşümü yolundaki somut bir çözümlemesi için başlangıç oluşturabilir. Elbette, kapitalist devletin alternatifi olarak sosyalist demokrasiden söz edebilmenin en temel koşulu, tarihsel materyalist bir anayasacılıktır.”

 

  Ah Benim Şeker Fabrikalarım  

0
> Kenan İpek 
> Su Yayınevi, 192 s.

> Satın almak için

“Anadolu'nun dört bir yanına kurulan fabrikalar istihdam yaratmanın çok ötesinde işçilerin sosyal ve kültürel dönüşümünü de hedefleyen, kentte yaşayanların da hayatına değen, hayatını zenginleştiren, kentin ekonomik, sosyal kültürel ilişkilerinin biçimlenmesinde lokomotif işlevi gören fabrikalardı. Fabrikayla birlikte kurulan işçi lojmanları, okul, kütüphane, sağlık üniteleri, dinlenme tesisleri, tatil kampları, tüketim kooperatifleri, çocuk parkı, sinema ve spor salonlarıyla, tiyatro grupları, müzik korolarıyla modern bir yaşam tarzının yerleştirilmesi hedefleniyordu. Ortak yaşam alanlarında, işçilere, ailelerine okuma yazma öğretiliyor, sinema, tiyatro, müzik ile tanıştırılıyor, kitap okuma, düzenli spor yapma alışkanlığı kazandırılmaya çalışılıyordu. Yapılmak istenilen fabrika eksenli bir sosyal kalkınma modeliydi.

Özelleştirme politikaları, işçileri işsiz bırakmanın, onların hayatını altüst etmenin, geleceğini, güvencesini elinden almanın yanı sıra bu sosyal kalkınma modelini de toprağa gömdü. Sanayisini kaybeden kentler, örneğin turizm gibi iktisadi olarak başka bir seçenek bulmuş olsa bile kente ruh veren sosyal, kültürel donatılardan mahrum hale geldi. Bir anlamda ruhunu kaybeden şehirler çürümeye yüz tuttu.” – Zafer Aydın

 

  Mülteci   

multeci
> Rakel Sezer
> Kara Karga Yayınları, 104 s.

Satın almak için

Mülteci: Bir Aktivistin Mülteci Kampı Tanıklıkları

“Arkadaşlarımdan ve komşulardan topladığım iki büyük bavul dolusu kıyafet, bağış için topladığım bir miktar para ile İstanbul'dan Çeşme'ye, oradan da bir feribotla Sakız Adası'na geçtim. Amacım sadece orada olmak ve elimden gelen desteği verebilmekti, bu yolculuğun beni kimlere ulaştıracağını, hangi köprüleri kuracağını bilmeden...”

Bu tarihten sonra Sakız Adası'nda mültecilere yardım eli uzatan bir sivil toplum örgütünde gönüllü olarak çalışmaya başladı Rakel Sezer. Tüm bu süreçte tanık oldukları, televizyonlarda ve gazetelerde gördüklerimize hiç benzemiyordu...

Rakel Sezer, birçoğu hayatını tehlikeye atarak Yunanistan adalarına, Avrupa'nın kapısına sığınmış mültecileri birer sayı olmaktan çıkarıyor. Hiç olmadığı kadar içeriden ve son derece canlı hikâyeler bunlar. Kendinizi yazarın hayatına değdiği ve onun hayatına değen herkesle tek tek tanışmış; yaşadıkları zorluklara, umut ve mutluluk anlarına, özlemlerine ve hayal kırıklıklarına tanık olmuş gibi hissedeceksiniz.

Çok Okunanlar

Facebook'ta Mesele