Bu haftanın seçkisi (1 Kasım) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi Olan 5 kitabı seçtik. İyi okumalar...




  Çığırından Çıkmış Bir Dünya  

cigirindan cikmis bir dunya
> Fikret Başkaya
> Yordam Kitap, 368 s.
> Satın almak için

Bir yandan sosyal sefalet: Her geçen gün derinleşen ve artık “fark” sözcüğüyle açıklanamayacak hale gelen uçurumlar, gelir adaletsizliği, toplumsal adaletsizlik, korkunç bir yoksullaşma, burjuva uygarlığından farklı sefalet görüntüleri… ve görünenlerin ardındaki gerçekler!

Diğer yandan ekolojik felaket: Eriyip giden buzullar, yanıp kül olan ormanlar, bozulan atmosfer, yok olma tehdidiyle yüz yüze yaşamsal kaynaklar, susuzluk sorunuyla boğuşan milyonlar, mahvolmuş bir doğa, ekranlardan yansıyan çeşit çeşit felaket görüntüleri… ve görünenlerin ardındaki gerçekler!

Öbür yandan etik yozlaşma: Piyasaların ve metaların buyruğuna giren insanlar, para ve senede tahvil edilip çürüyen ilişkiler, ekranlarla gözetlenip denetlenen gündelik yaşam, hayatın her alanında, her anında karşımıza çıkan yozlaşma görüntüleri… ve görünenlerin ardındaki gerçekler!

Ve sosyal sefaletin, ekolojik felaketin, etik yozlaşmanın üzerine üzerine giden, kökenlerine inen bir kitap: Çığırından Çıkmış Bir Dünya. 

Fikret Başkaya, can çekişen burjuva uygarlığının sorunları temelinde, yine görünenlerin ardındaki gerçekleri yazıyor.

   

  Beden Emek Tarih  

beden emek tarih
> Gülnur Acar Savran
> Dipnot Yayınları, 376 s.

> Satın almak için


Beden Emek Tarih: Diyalektik Bir Feminizm İçin

Gülnur Acar Savran, bu kitapta “yapısalcılık-sonrası” adı altında toplanabilecek yaklaşımların sosyal bilimler ve politika, ama özel olarak da feminist teori ve politika üzerinde kurduğu hegemonik etkiyle bir hesaplaşmaya giriyor. Teorik bir içerikle yürüttüğü bu hesaplaşmayı ideolojik ve politik bir zeminde bina ediyor. Kendisininkinden başka sesleri yok sayarak, duymayarak susturan büyüklenmeci bir tavır karşısında, yine de kendi söylediklerine yabancılaşmama direncini göstererek yapıyor bunu. Karşısındaki hegemonik söylemin her tür tartışma zeminini ortadan kaldıran bir öznelciliğe, bilinemezciliğe vardığı noktalarda, bu söylemi deşifre etme, açıklarını ortaya çıkarma yoluna gidiyor.

Kadınların ev emeğinin özgül niteliği, özel/kamusal ikiliğinin –Türkiye toplumunda hüküm sürmekte olan patriarka türünün özgüllüklerinden kaynaklanan– melez yapısı, feminist politikanın ayırıcı özelliklerinden birisi olan özel alanın politikasının sınırları ve imkânları kitap boyunca teorik bir irdelemenin konuları olurken, yazar bunlara dair politik bir perspektif de getiriyor. “Kadın-erkek eşitliği mi, kadınların özgül kimliğinin olumlanması mı” tartışmasına da müdahil olan kitap, cinsel yönelimle ilgili biyolojist yaklaşımların ve cinsiyet/toplumsal cinsiyet ikiliğiyle ilgili inşacı teorilerin kimi çıkmazlarını da ortaya koyuyor.

Kitap aynı zamanda yeni bir gelecek tasarımı arayışı için ter döken, eşsiz bir kılavuz…

  

  Beni Kör Kuyularda  

beni kor kuyularda
> Hasan Ali Toptaş
> Everest Yayınları, 240 s.
> Satın almak için 

Beni Kör Kuyularda bütün mümkünlerin kıyısından, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ve parçalanmış hikayeler…

Beri yandan, roman boyunca iki soru peşimizi bırakmıyor: Hakikaten gittiler mi? Gittilerse nereye gittiler?

“Dünyanın renkleri değişti onlar ilerledikçe, dünyanın sesleri, sessizlikleri değişti, şekilleri sonra, kapıları, kapılarından girip çıkanları değişti, gülenleri, ağlayanları, yürüyenleri değişti, ağaçları, çimenleri, yaprakları değişti, güzellikleri, çirkinlikleri değişti, hatta bütün bunlarla ve daha başka şeylerle birlikte mesafeleri, boşlukları ve bu mesafelerle bu boşluklarda gezinen kokuları da değişti.”

 

  Kırık Ayna  

kirik ayna
> Mercè Rodoreda
> Çev. Suna Kılıç
> Alef Yayınevi, 336 s.

> Satın almak için

Tefrika roman kalıplarıyla başlayan Kırık Ayna, yazarın geleneksel ve modern edebiyatın tüm olanaklarını kullandığı, bir aileyi üç kuşak boyunca izleyen bir “bütünsel romana” evrilir: “Bir aile, terk edilmiş bir ev, ıssız bir bahçe, bütün bahçelerin bahçesinin salt fikri… Bütün bunların olduğu bir roman yaratma isteğim vardı,” diyor Mercè Rodoreda, roman için yazdığı metinde.

Türkçede ilk kez Güvercinler Gittiğinde adlı romanıyla tanıdığımız Rodoreda, yazımı aralıklarla ve altı yıl süren Kırık Ayna'da karşımıza bambaşka bir teknik ve üslupla çıkıyor. Bugün modern edebiyatın en önemli isimlerinden biri kabul edilen yazarı, daha derinden tanıyoruz böylelikle.

“Göz kamaştırıcı bir dille, günümüzün edebiyatlarında bulunmayan bir güzellikte ve sağlamlıkta romanlar yazan bu görünmez kadın, Katalonya sınırları dışında pek az biliniyor.”  - G.G. Marquez

 

  Jurbinler  

jurbinler
> Vsevolod Koçetov
> Çev. Ahmet Açan
> Yordam Kitap, 416 s.
Satın almak için

 

“1917'de insan cevheri büyük bir yeniden eritme işlemine sokulmuştu, yıldan yıla iyice ısınıyordu ve şimdi kaynamaya, fokur fokur sesler çıkarmaya başlamıştı; dünyanın henüz görmediği bir metal pişiyordu.”

Jurbinler adlı romanında Vsevolod Koçetov, Sovyetler Birliği'ni ekonomide, bilim ve teknolojide sağladığı büyük başarılarla dünyanın iki süper gücünden biri haline getiren “insan cevheri”ni anlatıyor.

Üç kuşaktan beri gemi yapımında çalışan Jurbin ailesi, yükselen sosyalist toplumun sıcakkanlı temsilcileri, özverili ve çalışkan emekçileri olarak çıkıyor karşımıza… Kafa ve kol emeği arasındaki gerginlikler, erkek işçilerin kadın çalışanların yeteneklerine dair önyargıları henüz sürüyor olsa da bütün bunların sosyalist üretim ilişkileri içinde çözüleceğine dair inanç ve ilerici tavır korunuyor.

Jurbinler, Sovyet işçi sınıfına ve onun temsil ettiği çalışkanlık, yurtseverlik, tevazu, adanmışlık, gelişime açık olma gibi değerlere yazılmış bir övgü niteliğinde. Toplumcu gerçekçi edebiyat akımının gizli hazinelerinden biri olan roman, “geçmişten bugüne uzanan bir belge” olma niteliğine de sahip.

Zamanın ruhunu gelecek kuşaklara taşıyan bu ilgi çekici roman dünyanın çeşitli dillerine çevrildi. 1954'te Sovyet sinemacıları tarafından “Büyük Bir Aile” adıyla filme alındı ve Cannes film festivalinde büyük beğeni topladı.

Çok Okunanlar