Bu haftanın kitapları (25 Ocak) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi olanları sizin için derledik. İyi okumalar...

  Faşizmden Popülizme  

> Federico Finchelstein
> Çev. Ali Karatay
> İletişim Yayınları, 320 s.
> Satın almak için

“Günümüzde uzmanlar ve siyasetçiler faşizmi, yalnızca popülizmi değil, otoriter rejimleri, uluslararası terörizmi veya devletlerin sergilediği baskıcı tutumları, hatta muhalefetin gerçekleştirdiği sokak eylemlerini de gevşekçe tanımlamak için kullanıyor. Bu gevşeklik tarihsel olarak sorunludur, faşizm kavramının bu gibi dikkatsiz kullanımları popülizmi şeytanlaştırır fakat onu var eden tarihsel sebepleri açıklayamaz. Faşizm ve popülizmin bir torbaya konulması, genellikle statükonun popülist seçeneklerin yegâne alternatifi olarak sunulmasına sebep olur.”
Popülizm şu sıra her kapının kilidini açan bir kavram muamelesi görüyor. Bambaşka ülkelerdeki hareketlere, liderlere, siyasetlere popülizm ve popülist etiketi konduruluyor. Bu adlandırmalardan da hareketle, bir fenomen olarak popülizmin ulus-ötesi bir karakter taşıdığına şüphe olmasa da onun ne olduğuna dair tartışmalar kısa vadede hız kesecek gibi görünmüyor.
Federico Finchelstein, Faşizmden Popülizme adlı bu kitabında, popülizmin ulus-ötesi karakterini tanıyarak, onu iki savaş arası dönemde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve Soğuk Savaş atmosferi
içerisinde kavrıyor. Böylelikle popülizmi faşizme eşitleyen görüşleri bertaraf ederken, faşizm mirasından devraldıklarını göstererek, onu post-faşist bir bağlam içerisinde kavramamıza imkan tanıyor.
Bu karşılaştırmalı-tarihsel okuma, savaş sonrası zuhur eden modern popülizmi kavramaya ve kavramların kullanımlarının önemini yeniden hatırlamaya bir davet niteliği taşıyor.

 

  Akademik Yaşam İçin Anahtar Kelimeler  

> Kolektif
> Çev. Zeliha Yılmazer
> İthaki Yayınları, 120 s.
> Satın almak için

Üniversite: Bu adın kendisi bilgiyi, kültürü ve bu asli kurumun özündeki alabildiğine evrensel kapsama amacını akla getiriyor. Özgürce sorgulamanın ve özgür bir toplumun kaleleri, toplumsal dönüşümün ve ekonomik kalkınmanın motorları, ulvileştirici tefekkürün ve yaratımın dışa kapalı bahçeleri olan üniversiteler, geçmişin hikmetini ve geleceğin umudunu taşıyorlar. Ya da taşıyorlar mı acaba?
Princeton Üniversitesi'nde İnsan Bilimlerinde Disiplinlerarası Doktora Programı altında verilen “Disiplinlerarasılık ve Disiplin Karşıtlığı” başlıklı derste bir grup doktora öğrencisi ve öğretim üyesi tarafından ortaklaşa yazılmış bu eleştirel sözlükçe, akademik yaşama özgü elli sekiz terimi hem egoları hem de vicdanları rahatsız edecek tarzda tanımlıyor. “Akademi”den “uğraş”a, “kanon”dan “meslektaş değerlendirmesi”ne, “disiplin”den “metodoloji”ye kadar uzanan bu kitap, modern disipliner yaşamın insanı çoğu zaman aptallaştıran yapılarını irdeliyor, “bilgi üretimi”ne kölece adanmanın düşüncenin düşmanı olduğunu ileri sürüyor.
Oyunbaz ve kara mizahi bir dili, tutkulu ve derin bir eleştirel bakışı olan bu kitap öğretim, araştırma, teori, pratik ve akademik eğitime dair zorlu soruları gündeme getiriyor. Sonundaysa, ABD'nin akademik siperlerinden, okunmasında fayda olan bir harekat raporu çıkıyor. Bizde de muhakkak tartışma doğuracak, kâh eleştirel kâh ironik bir müdahale.

 

  Jakobenlerden Devrimcilere 
  Türkiye'de Öğrenci Hareketlerinin Dinamikleri, 1960-1971  

> Emin Alper
> Çev. Eylem Yenisoy
>Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 494 s.
> Satın almak için

Emin Alper'in kitabı iyi bildiğimizi düşündüğümüz bir dönem ve olaylar zinciri hakkında, yeni bir okuma yapmakla kalmıyor, aynı zamanda 1960'lardaki öğrenci hareketlerine ilişkin az bilinen olgulara da dikkat çekiyor. Toplumsal hareketler literatürü üzerinden yapılan bu yeni okuma, mobilize olmuş öğrencilerin maruz kaldıkları tehditleri, karşılarına çıkan fırsatları ve yararlandıkları destekleri de hesaba katıyor. Bunu yaparken '68 öğrenci hareketinin, ancak 1960'ların ilk yarısındaki öğrenci hareketlerinin oluşturduğu bağlam içinde yorumlandığında anlaşılabileceğini söylüyor. Başka bir ifadeyle, Alper 12 Mart'a uzanan dönemin anlaşılması için 27 Mayıs darbesi sonrasında şekillenen ablukaya bakmanın elzem olduğunu vurguluyor. Bu kitabın başka bir katkısı da karşılaştırmalı bakış açısıyla Türkiye'deki öğrenci hareketlerini dünyanın farklı kentlerindeki öğrenci hareketleriyle çapraz okumalara tabi tutması. Alper'in kitabı 27 Mayıs'tan 12 Mart'a uzanan dönemin Türkiyesi için önemli bir kaynak niteliğinde. Jakobenlerden Devrimcilere: Türkiye'de Öğrenci Hareketlerinin Dinamikleri, 1960-1971, Türkiye soluna ve Türkiye solunun tarihine ilişkin mitleri yeniden düşünmeye, bu mitleri sorgulamaya kapı aralayacak bir kitap.

 

  Tanpınar Sözlüğü  

> Özgür Taburoğlu
> Doğu Batı Yayınları, 348 s.
> Satın almak için

Tanpınar'ın romanlarını veya kuramsal metinlerini okuyanlar, kendi simgelerini yaratan ve onları tutarlı şekilde kullanan bir yazarla karşılaşırlar. Bunların birçoğu gündelik sözcüklerdir. Tanpınar, kendi mitolojisini yansıtan bu sözlüğü yaratmak için, önce belirli işaretlerin anlam ve biçimlerini boşaltıp, sonra kendi metafiziği ile uyumlu şekilde yeniden içlerini doldurur. Böylece bazı basit işaretler simgelere dönüşür. Böyle bir sözlüğün parçaları birleştiğinde, şahsî bir masalın kenar çizgileri ortaya çıkar. Bu simgeler buluştuğunda, bir yazarın, düşünürün mizacı görünür olur.
Özgür Taburoğlu, sadece Tanpınar'ın metinlerini okuyarak, onun yapıtını karartan yorum kalabalığından kurtarmaya çalışıyor. Bu sayede, alışkanlıkla içerisine çekildiği bir yorum dairesi dışarısına çıkarıyor. Beraber anlaşıldığı fikirleri, şahsiyetleri, ideolojileri, biyografileri, kendisine atfedilen düşkünlükleri bir kenara bırakarak, doğrudan yapıtının sunduğu düşünce ve duygulara, mana ve biçimlere dikkatini veriyor.
Taburoğlu, hem sözlük hem de bir deneme gibi okunabilecek bu çalışmasında, yazara ait yaklaşık üç yüz simgeyi otuz alt bölümde birbirleriyle bağlantılı olarak anlatıyor: Akis, âlem, aksülamel, boşluk, çizgi, eşya, fert, hamle, hareket, ışık, kadın, makine, manzara, muhayyile, musiki, plastik, rüya, renk, ruh, şark, şekil, talih, tahkiye, terkip, tesadüf, umum, uzviyet, vicdan, yer, zaman ve zevk.

 

  Heidegger’in Politik Ontolojisi  

> Pierre Bourdieu
> Çev. Aslı Sümer
> MonoKL Yayınları, 168 s.
> Satın almak için

Heidegger'in Marksist yabancılaşma kavramının karşısına koyduğu, tipik bir Heidegger stratejisi olan radikalleşerek (sahte) aşma'dır: Marx'ın tarif ettiği şekliyle (hâlâ epey bir “antropolojik” olan) "yabancılaşma deneyimi"ni, insanın aslî ve en radikal yabancılaşmasında, yani Varlığın hakikatinin unutulmasında temellendiren "temel ontoloji", radikalliğin en alasını temsil etmez mi?..
Heidegger'in yeni-Kantçılara yönelik stratejisine son derece benzeyen bu stratejide, völkisch anlamıyla ''köksüzleşmeye'' indirgenen "yabancılaşma", Dasein'ın "ontolojik-varoluşsal yapısı" olarak, yani ontolojik noksanlık olarak teşkil edilir. Ancak, tarihin ontolojikleştirilmesine yönelik bir sosyodise biçiminde politik bir işlev görmesinin ötesinde, bu stratejik ödünç alma, son derece Heidegger'e has olan bir diğer etkinin hakikatini de göz önüne serer: Konformizme en sağlam meşruluğu sağlayan, mümkün tüm radikal hareketlerin (aslında aşılmadan, sözde) aşılması.
Ontolojik yabancılaşmayı her türden yabancılaşmanın temeli haline getirmek, hem ekonomik yabancılaşmayı hem de bu yabancılaşma üzerine yapılacak her türden tartışmayı gerçeklikten [maddiyattan] uzaklaştırır ve sıradanlaştırır; üstelik Heidegger bunu her tür devrimci aşmayı radikal ama hayali bir şekilde aşarak yapar.