Bu haftanın kitapları (18 Ocak) - Mesele 121

Haftanın kitapları

Bu hafta raflarda yerini alan kitaplar arasından Meselesi olanları sizin için derledik. İyi okumalar...

  Walter Benjamin Hakkında Her Şey  

> Esther Leslie
> Çev. Meryem Sena Özgüven
Murtaza Özeren
> Dedalus Yayınları 304 s.
> Satın almak için


Walter Benjamin'in hayatı yazmakla, düşünmekle, gezmekle ve kaçmakla geçti. Savaş, ayrılıklar, uyuşturucu, tecrit, faşizm gibi ölümcül unsurlar girdiği her sokakta onu karşıladı. Kültür endüstrisini ve ürünlerini acımasızca eleştirdi ve korkunç bir yalnızlıkla karşılaştı.
Adorno, Brecht, Zweig, Horkheimer, Arendt çevresindeki isimlerdi, ancak ne yazık ki, kendisini daha çok ölümünden sonra anlamaya çalıştılar.
Tarihsel materyalizmi, Alman idealizmini, Musevi mistisizmini, Marksist anlayışı, estetik teoriyi aynı potada eritti ve Kafka, Baudelaire, Proust, Leskov, Goethe, Zweig gibi edebiyatçılar üzerine yaptığı eleştiriler çığır açıcı oldu. Sinema, müzik, tiyatro ve edebiyat üzerine yaptığı çalışmalarla, bir 20. yüzyıl sürgünü olarak 21. yüzyıla kaldı. Ölümü ise hala büyük bir sır.
Esther Leslie'nin bu kitabı, Benjamin'in hayatının gizli kalmış yönlerine, eserlerine, fikirlerine, ilişkilerine ışık tutmayı başarabilen en kapsamlı eser. Benjamin'i daha iyi anlamak, onu daha verimli okumak için kesinlikle başvurulması gereken bir kaynak.

 

  Edebi Üretim Teorisi  

> Pierre Macherey
> Çev. Işık Ergüden
> İletişim Yayınları, 342 s.
> Satın almak için


Edebiyatı ve sanatı bir üretim faaliyeti olarak gören yaklaşımın öncülerinden olan Pierre Macherey bu çalışmasında ideolojinin edebiyat alanında nasıl işlediğini göstermek üzere bir teorik çerçeve kurarken Tolstoy'dan Borges'e, Jules Verne'den Balzac'a, Defoe'dan Rousseau'ya farklı yazarlar ve eserler ışığında edebi üretimin temel sorunsallarını tartışıyor.
Edebiyat eserini kendi nesnesinden mahrum bir söz ve hezeyan olarak kavrayan öznelci/izlenimci görüşe karşı eserin dolayımlayarak temsil ettiği ideolojik içerik ve bu içeriğin somutlandığı nesnel üretim mekanizmasını vurgulayan Macherey, Marksist teorinin edebiyat eleştirisinde ulaştığı en sofistike modellerden birini ortaya koyuyor.

 

 

 

 

  Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri  

> Tuncay Birkan
> Metis Yayınları, 526 s.
> Satın almak için

Tuncay Birkan büyük bir emeğin ürünü olan kitabında 1930-1960 yılları arası çıkan gazete ve dergileri tarayarak, kitaplaşmadan, okura sunulmadan kalmış satırlar arasında gezerek Cumhuriyetin erken dönemlerinde –Refik Halid, Peyami Safa, Halide Edip, Necip Fazıl, Nahid Sırrı, Nurullah Ataç, Sabiha Sertel gibi– yazarların devlet ve piyasa karşısındaki tutumlarını ortaya koyuyor.
“Edebiyatta, sanatta, bilimde, düşüncede, yanlış veya eksik öncüllerden yola çıkmış olsalar da, bir şeyler kurmaya, kurulanı daha insani hale getirmeye çalışmış, içlerinde hakikaten memleket sevgisi olan” bu insanların, “düne kadar memleketin tek hâkimi olduğu iddia edilen ‘İttihatçı-Kemalist zihniyet' denen asli aktörün figüranları derekesine düşürülemeyecek kadar karmaşık tepkileri, arzuları, hayalleri, kanaatleri, fikirleri ve toplumsal bağlılıkları” olduğunu hatırlatıyor bize.
“Geçmiş, olgulardan oluşan statik ve tamamlanmış bir tablo değil, hem olguları hem de olgulara dair yorumları içeren, belli perspektiflerden, belli değer yargılarını öne çıkararak bakıldıkça sürekli değişen ve hep bir yerleri soluklaşıp silindiğinden asla tamamlanamayacak hareketli bir resimdir. Aynı şey geçmişten tevarüs edilen miras için de geçerli,” diyerek yola çıkan Birkan, “geçmişe bakışımızı taşlaştıran, orada sadece yeknesak bir çoraklık, devasa bir çöl gören toptancı perspektiflerin hegemonyasını sarsmayı”, “yeni kuşak okurlarda, kendi acılı ve kasvetli tarihimizden işlenebilecek bir mirasın tohumlarını bulma arzusunu kışkırtmayı” hedefliyor.

 

  Bu İş Siniklere Göre Değil  

> Ryszard Kapuscinski
> Çev. Berk Cankurt
> Delidolu Yayınları, 108 s.
> Satın almak için

Bu İş Siniklere Göre Değil, Üçüncü Dünya ülkelerinin zorlu şartlarında uzun yıllar görev yapan Polonyalı ünlü gazeteci Ryszard Kapuscinski'nin deneyimlerini ve gözlemlerini samimiyetle paylaştığı bir kitap.
John Berger'ın eserlerini İtalyancaya çeviren Maria Nadotti'nin önsözüyle birlikte sunulan Bu İş Siniklere Göre Değil, alanında duayen bir isim olan Kapuściński'nin, gazetecilik mesleğinin ilkelerine, yöntemlerine, zorluklarına, entelektüel ve ahlaki sorumluluklarına dair görüşlerini içeren üç farklı söyleşiden oluşuyor.
John Berger'la daha önce yayımlanmamış diyaloglarının da yer aldığı kitapta Kapuściński, sinizmin gazetecilikle bağdaşmadığına vurgu yaparken kendi gerçekliğini dayatan medya dünyasına da eleştiriler getiriyor.
Kitap, çağımızın büyük anlatıcılarından birinin eşine az rastlanır deneyimlerinden yararlanma fırsatı sunarken yalnızca gazeteciler ve gazeteci adayları için değil, her dakika, dört bir yandan haberle kuşatılan okurlar için de günümüzde eksikliği hissedilen “dürüst” gazetecilik anlayışının çarpıcı bir özetini sunuyor.
“Her şeyden önce, gazetecilik yapabilmek için iyi bir insan olmak gerektiğine inanıyorum. Kötü insanlar iyi gazeteci olamazlar. Bu meslekte iyi bir insan demek, başkalarını anlamak; onların niyetlerini, inançlarını, ilgi alanlarını, sıkıntılarını ve acılarını anlamak demektir. Ve ilk andan itibaren onların kaderlerine ortak olmak demektir.”

 

  Perdeye Yansıyan Kavga  

> Ed. Burcu Şenel – Onur Kartal
> Phoenix Yayınları, 216 s.
> Satın almak için

Bu kitap, Türkiye politik sinemasının Yılmaz Güney'den itibaren şekillenmeye başlayan ve günümüze kadar uzanan kimi momentlerini farklı konumlanışlar üzerinden ele alıyor. Bunu yaparken, ele alınan filmlerin bizi çağırdığı manzarayı, almaya zorladığı konumları ve tanıklık etmeye davet ettiği hakikatleri göz önüne sermekle yetinmiyor. Pürüzsüzleştirilen manzaraların, gizlenen konumların ve üzeri örtülen hakikatlerin bir dökümünü de çıkarmaya girişiyor. Bu yüzden yalnızca, perdeye yansıttığı manzarayla, gerçekliğin bizzat kendisiyle kavga eden yönetmenlerin eserlerinin analizini üstlenmiyor.
Bir yandan da siz okuyucuları, perdede verilen kavganın ne kadar layığıyla yerine getirildiğini sorgulamaya çağırarak, bizzat yönetmelerin kendisiyle de bir kavgaya çağırıyor. Kavgacı bir sinema geleneğinin kendisiyle kavga etmek gibi paradoksal bir görevi farklı disiplinlerden, farklı manzaralardan ve konumlardan yazarlar aracılığıyla dikkatinize sunuyor.