Başbakan “Bu sanattır” dedi - Mesele 121

IntellIgentI Pauca

Kuzey Amerika yerlilerinin geleneksel çadırı kurulu; genişçe bir şey olduğuna bakılırsa herhangi bir aileye ait değildir, burası kabilenin ortak-kamusal alanı sanki...
Ortada ahşaptan yapılı ufak bir sahne boyutlarında yerli sunağı-altarı var.
Çepeçevre yerli halkın kadınlarıyla dolu; seyirciler coşku içinde gösteriyi izliyor...
Ortalık yerde bir oyun sergileniyor sanki: Amerikan-Kanada yerlilerinin kabile reislerinin takındığı atmaca ve kartal tüylerinden yapılı bir başlık taşıyan, muhtemelen kabile büyücüsü de olabilecek bir yerli erkek görüyoruz.
Çıplaktır ama izleyen kadınların onun “edep yerine” doğru baktığı, baktıklarını şaşkın yüz ifadelerinden anladığımız gibi bir cinsel ve fallus gösteriminin başlangıcında yahut buna ait bir atıfta bulunulmaktadır.
Elli civarında kadın var çadırda ve kahkahadan kırılıyorlar.
Reis ya da Büyücü, her kimse, onun tam önünde dizleri üstüne çömeltilmiş, pantolonu ve iç çamaşırı sıyrılmış bir genç adamı, yakın plandan bakınca gördüğümüz gibi, yerli halkın kadınlarından bir ikisinin gayet azimli, biraz sert, hatta bayağı kızgın bir ifadeyle tutmakta olduğu bu erkeği de tanıyoruz:
Başbakan Justin Trudeau’dur bu...

Kent Monkman, ressamın adı...

1965 doğumlu, yetenekli bir ressam, hatta çok yönlü bir sanatçı; heykelden, iç mimariye kadar görsel sanatların yaramaz, uslanmaz, haylaz bir çocuğu olacak kadar güçlü bir sanatçı. Ona Kanada’nın Mikelangelo’su boşuna demiyorlar...

Pek çok burs ve imkânları elde ederek, sadece Kanada değil, ABD’de, Avrupa’da sanatını hem geliştiriyor hem tanıtıyor. Kanada’nın en eski yerleşik halklarından, Cree Kabilesinden gelme bir Kuzey Amerika yerlisi.

Atölyesi Toronto’da; o dünyayı geziyor, Kanada’nın sanat çevrelerinde parmakla gösterilen sergiler açıyor

Resimleri sosyal-politik sanat kategorisinde değerlendirilmekte; geniş yankı bulmakta. Cesaretini gösterdiği sanattaki veryansın eden bu tavrı, vatandaşı olduğu ülkenin özgürlük anlayışından besleniyor, bu ülkenin demokratik yaşamdaki zenginliği ve tabii, çok kültürlülüğe dayalı çoğunlukçu demokrasi deneyimi, Monkman’ın tablolarını kamusala çıkarıyor; buna izin veriliyor.

Hırçın bir sanatçı ama tanıştığınızda sakin birisiyle karşılaşıyorsunuz.

Kolonileşme dönemi, Kanada’nın İngiltere sömürgesi oluş süreci, yerli halkın soykırıma uğraması Monkman’ın bugün tablolarına yansıyan öfkenin siyasal temalarıdır.

Öfkeli, öfkesini bastıramıyor, tablolarında âdeta fotoğraf kalitesinde bunları deklanşöre dokunmuş gibi fırçasından tuvaline aktarıyor.

Öfke insana şiir de yazdırır: facit indignatio versus!

Ama öfke Monkman’a tablolar yaptırıyor, hem de öyle sıradan şeyler değil, her biri Amerika kıtasının önemli müzelerinde sergileniyor. Bazıları var ki, ona ait web sayfasını bile pornografik niteliğe çevirebilir:

Tablolarını kısmen izleyebileceğiniz web sayfasında da bulunacağı gibi, mesela, birisinde, bir Kanada yerlisi, hani Türkçede pejoratif bir hitapla ‘kızılderili’ diye adlandırılan birisi, Kanada Dağ Polisi diye bilinen RSMP’nin bir çavuşuna oral seks yaptırıyor.

Cinselliği ve bilhassa homoseksüel cinsel edimi bir öfke aracına çevirdiği apaçık; fakat sanatçının özgürlük alanıdır.

EZTDgrEUEAEUYMy

Monkman Hanky Panky adını verdiği bir tabloyu, 2020 yılında tamamladı, bu resme New York’taki ‘Metropolitan Museum’ derhal talip oldu; satın aldılar.  100 bin Dolar civarında ödeme yapıldı deniliyor, bizim ilgilendiğimiz bu parasal kısmı değil, tablonun kendisidir.

‘Hanky Panky’, 14.yüzyıl eski İngilizcesinden gelme bir deyiş, sıkı fıkı olmak gibi çevirsem, çevirmen dostlarım ne der, bilemedim.

“Hey, siz ikiniz! Arka koltukta uslu oturun, hanky panky yapmayın!” gibi bir cümle tam karşılığını veriyor sanki...

Monkman’ın bu cinsel çağrışımına gerek yoktu, tablo baştan aşağı bir cinsellik komedisidir. Başbakan Trudeau’yu yere, dizleri üstüne çömeltmiş bir yerli erkek görürüz tablonun temel karakteri olarak; ki başındaki tüylü giyeneği hariç ve ‘edep yerini’, cinsel organını örten ne olduğu belirsiz bir kurdeleli örtünün dışında tamamen çıplaktır.

Çevresini doldurmuş yerli halktan kadınlara bir gösteri yapıyor gibi Trudeau’yu cinsel anlamda aşağılayan bir tablodur bu...

Bu tablo müzede duvara asıldı, basında sıkça bahsedildi, en muhafazakâr keskin gazete olan Kanada sağcılarının gazetesi The National Post’taki yorumcular, “Bu kadar çok paraya değer bir tablo değil, biz olsak 100 bin Dolar değil 100 kuruş vermezdik” gibi eleştirilerde bulundular; hepsi bu.

Başbakan Trudeau da gülerek cevap verdi, basına: “O bir sanatçıdır!”

Tabloda gördüğümüz ayakta sırasını bekleyen öteki ‘Beyaz karakterler’ Kanada tarihinde kolonileşme hareketinin, sömürgeciliğin siyasal kimlikleridir; eski başbakanlar, parti liderleri, İngiliz sömürge valileri...

Belli ki, Trudeau’dan sonra kadınların maskarası edileceklerdir. Trudeau’nun cinsel bir aşağılanmayla gösterildiği o ahşap yükseltinin hemen kenarında, üstünde kırmızı urbalı polis üniforması ve pantolonu sıyrılmış birisi daha var, siyaseten hâllolmuş, boylu boyunca uzatılmış, başına gelenleri anlamaya çalışıyor gibi; dikkatinizi rica ederiz: Yerde yatıyor.

Bu meseleler bize fazla gelir, hepsi ultra-lüks şeyler, ben size Başbakan Trudeau’nun güncel siyasete dair aksatalarından, falsolarından bahsedeyim daha iyi.

Son kez, bir yardım kuruluşu niteliğindeki sosyal vakıfa para aktardığı için suçlandı; çıktı, özür diledi.

Trudeau’nun bu kaçıncı özür dileyişi diye saydım, içimden: Bir keresinde liseli yıllarında yüzünü kömür talaşıyla boyayıp güyâ Afrikalı olmuşluğu ortaya çıkarıldı; özür diledi.

Bir ötekisinde İsmaili Cemaatinin Ağa Hanı’na ait özel adaya devlet uçağıyla tatile gidip geldiği ortaya çıktı; hemen özür diledi.

Geçen seneydi, bir Kanada şirketinin rüşvet dağıtmasından dolayı skandal çıktı; Trudeau alışıktır, kameraların karşısına çıkıp bir daha özür diledi.

Muhalif sosyalist parti mebusu Bayan Ruth Ellen Brosseau’yu mecliste bir punduna getirip dirseğiyle dürttüğü için suçlanmıştı, videolarında gördük, bir kazaydı ama olsun, çıktı özür diledi.

Trudeau’nun mea culpa diye özürleri bunlar, fakat bir sanatçıya seslenişi de işte bu!

Bu yazımızın FİNİS OPERİS’i yok, hani en sona saklanmış, inci pırlanta değerinde güzide bir lakırdı. Şuncacık diyeceğimi edeyim de gideyim: Hiç kimse masum değildir.

Çok Okunanlar