Mesele 121

İşçi ve emekçi kitleler büyük maddi güce sahip olsalar bile özgüvene, örgütlenmeye ve bunun siyasal bilincine henüz ulaşmamış oldukları için, seçim sathı burjuvazinin farklı kanatları arasındaki yarışa dönüşüyor. Hatta sağa karşı sağ adaylar karşımıza çıkartılıyor. Tayyip Erdoğan’ı seçimlerde alt etmenin kendisi ana hedef haline geldi. Sosyalist sol içinden Tayyip’e karşı Abdullah Gül’e bile evet demeyi savunanlar çıkabiliyor.

Süleyman K. 19 Nisan’da Pamukkale’de bir göletin yakınlarında kendini iğde ağacına astı. İntiharın nedeni için herhangi bir mektuba ihtiyaç duyulmadı, çünkü inşaat işçisinin cebinden borç ihtarnamesi çıktı. Yılın bu zamanında iğde ağacı mis gibi kokar ve eğer biri, serinine uzanmak yerine dallarında hayatına son verdiyse, bu illa ki düşünmemiz gereken bir meseledir.

Başlık, ünlü Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger’in ‘Seçimle Gelen Krallıklar’ ya da ‘Hükümdarlar’ çalışmasından esinlendi. Profesör Duverger bir Marksist değildi. Bir akademisyen olarak, burjuva toplumunda siyasal sistemler üzerine çalışmaktaydı. Kitabını 1974 yılında yazar ve aynı yıl büyük bir ilgi çeker, Türkçe’ye de o yıl çevrilir. 

Siyaset bilimci ve siyasi düşünceler tarihçisi Hasan Aksakal ile son kitabı Türk Muhafazakârlığı; Terennüm, Tereddüt, Tahakküm hakkında konuştuk.

Edwind Black’in Nazi Bağlantısı adlı kitabı Kitap Kurdu yayınları tarafından dilimize kazandırıldı. Kitabın çevirmenliğini Murat Karlıdağ, editörlüğünü ise kendisini Türk Muhafazakarlığı adlı kitabıyla tanıdığımız değerli akademisyen Hasan Aksakal gerçekleştirdi.

Kendini yaşadığı coğrafyanın bir parçası olarak gören Anadolu insanı dağın, taşın, toprağın, derenin, nehrin kanla kirletilmesine asla izin vermiyor aslında. Ruhumuz bunu hazmedemiyor. Bence sevgili Halil İçöz’ü Salavat Tepe’yi yazmaya zorlayan dürtü de bu.

Şu an itibariyle Türkiye'deki rejim, adı konmamış bir dinci despotizmdir... Son seçim hamlesiyle dinci despotizm kurumsallaştırılmak, kalıcılaştırılmak isteniyor. Artık Türkiye yönetilebilir olmaktan çıkmış bulunuyor... Yönetemiyorlar ve yönetemeyecekler... O halde neden ve nasıl bir 'çöküş tablosu' ortaya çıktı? Neden araç patinaj yapıyor sorularıyla devam edebiliriz.

Okuyacağınız makale 1990 yılında yani 28 yıl önce yayınlanmıştır. Brezilya İşçi Partisi ve lideri -sonradan cumhurbaşkanı olan- Lula da Silva’nın geleceğine dair bugün de geçerli bir değerlendirme olması bakımından yeniden paylaşıyoruz.

Eski Havana, Şubat 2017. Foto: Pedro Szekely/Flickr

Dünya

Raúl Castro’nun piyasa yanlısı politikaları genişletmesinin ardından ve devlet başkanlığı devir tesliminin hemen öncesinde, çok sayıda Kübalı ülkelerinin geleceğiyle ilgili karamsar şeyler düşünüyor.

Özgürlüğün bedeli oyunundan bir sahne

IntellIgentI Pauca

Eskilerin,¨ nohut oda, bakla sofa¨ diye küçümenciği sevimli gösteren deyişini, Sahne 3’de sahnelenmiş bir oyundan sonra söylemeden, orayı terk edemezdiniz.
Sahne 3’ün minicik nohut oda ve bakla sofa tiyatrosunda dev bir oyun izlerseniz, işte böyle yazarsınız.
Oyun, yetmiş yıllık bir klasik drama: Orjinal adıyla Montserrat yahut Özgürlüğün Bedeli...
Duygudaşlığın hemen gözyaşlarınıza hükmedeceği bir oyunu orada soluğunuz kesilerek izleyeceksiniz.
Oyunun yönetmeni ve kurgudaki karakterler arasında en ağır sorumluluğu üstlenmiş olan, bugünkü Türk tiyatrosunun bence dev adamı, Ümit Çırak zalim general İzquierdo rolüyle oyunun tamamına ruh katıyor.
İzquierdo’yu oynamıyor ki, yaşıyor ve onun üflediği ruh tüm oyunculara siniyor, içselleşiyor.
Her biri ayrı ayrı ustalığını gösteren tiyatro oyuncuları, sanki İzquierdo’yla aşık atmaya çıkmış gibi, bütün maharetlerini bir bir sıralıyor; size de diyecek şey kalmıyor.
Tüyleriniz diken diken, salondan ayrılıyorsunuz.
Birkaç gün boyunca, bu oyundaki her şey aklınızdan çıkmazsa benim kulaklarımı çınlatabilirsiniz!

Picasso, Ayna karşısındaki kız (1932), [Girl before a mirror]

terennüm

Güçlü olmak, hayatının nasıl olacağına veya olmayacağına karar vermekse eğer, pek de güçlü değiliz kanımca. Zira bir arada, duygudaşlıkların kur(ul)duğu dayanışmayı ve örgütlülüğü hissetmediğimiz sürece güçlü olmanın olanağı da yok. Bireysel olarak nasıl hissettiğimiz ise bu baharın güneşinin görünüp kaybolmasına, sorunlarla başa çıkabilecek psikolojik sağlamlığa, umutsuz bir iyimser olmaya veya gezegenlerin kare açılarına bağlı olabilir. Kendi hayatım ve deneyimlerimin çok özel olduğunu düşünmüyorum; bu açıdan güçlenmek için yazıyorum ve bildiğim şey benim yaşadıklarımın işçi sınıfının güvencesizliğinin-geleceksizliğinin bir kısmı olduğu; tersane, tekstil veya inşaat işçisi nasıl yaşıyorsa korkularla beraber gününü, çağrı merkezi çalışanı hergün kulak ve boyun ağrılarına rağmen küfrede küfrede gülümsemeye nasıl devam ediyorsa aynı şeyler yaşıyoruz. Yukarıda anlattığım şeylerin bir kısmını ben yaşadım, bazılarını ise arkadaşlarım. Bunlar, bu koşullarda normalleşmiş alışılmış ama tüketen süreçler ve bu haliyle yaşananların bir kısmı ve çok azı belki de. Beni asıl güçlendirdiğini hissettiğim ise bunların sadece benim başıma gelmediğini bilmek ve ortak deneyimler yaşayan pek çok insan ile duygudaşlık yapmak, ilerideki yoldaşlığın da bu duygudaşlık üzerinden kurulabilme imkanını görmekle ilgili sanırım.

Olağan üstü hallerde normal insan olmak suç ortaklığı olabilir gibi geliyor bana. Yanı başında bunca acı varken susmak nasıl mümkün olabilir? Ben denedim bunu. Kusuyordum sustukça. Olmadı, delirdim, rahatladım.

Genç Karl Marx filminin yönetmeni Raoul peck, filminde Marx ile Engels arasındaki gerçek ilişkiyi, ortaklığı, biçimlendiği haliyle göstermek istediğini söylüyor. Sosyalistler arasında bunu kendi amaçları için saptıranların bulunduğunu belirten Peck'e göre kapitalist topluma ilişkin temel çözümlemeye ve bunun bugün nasıl kullanılabileceğine dönmek daha önemli.

Sofya (Sonya olarak da bilinir) Kovalevskaya hakkında  iki film yapılmış  ama maalesef Amazon’da bile kopyaları bulunmuyor. Bunlar 1983 yapımlı Ay’ın Karanlık Yüzündeki Yokuş ve 1985 yapımlı Sofya Kovalevskaya başlıklı filmler. Bununla beraber, Kovalenskaya’nın hayatının filmlere konu olacak kadar  ilginç olması nedeni ile bazı noktaları paylaşmakta yarar var.

Dargeçit’te 1995’te 4’ü çocuk 7 kişinin kaybedilmesinin anlatıldığı 'Kuyu' belgeseli bir dönemi anlatmakla kalmıyor, dönemler arasındaki sürekliliği belgeleriyle, ses kayıtlarıyla anlatıyor.

Barış Portreleri

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.

Devam eden sergiler

Facebook'ta bizi bul

Ziyaretçiler

87 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Joomla SEF URLs by Artio