Mesele 121

"Dünya Kadınlar Günü" olarak 8 Mart gününün belirlenmesine kaynaklık eden olay konusunda muhtelif tartışmalı iddialar mevcuttur. Bunlardan biri, Rusya'da çarlığın yıkılmasına yol açan 1917 Şubat Devrimi'nin 8 Mart günü yapılan kadın yürüyüşü ve grevleri ile başlamış olması, bir diğeri 8 Mart 1908'de ABD'nin New York kentinde çoğu sosyaIist olan kadın işçilerin öncülüğünde sendikal haklar ve kadınlara oy hakkı talepleriyle düzenlenen miting.

Francis Bacon’a atfen ‘bilgi güçtür, bilgi iktidardır’ denir. Esasen paraya ve iktidara giden yol, bilgiye sahip olmaktan geçiyor. Bilgiye sahip olan hem paraya ve hem de güce -iktidara- sahip olabiliyor… Başka türlü söylersek, bu ikisi arasında bir geçirgenlik var… Sınıflı toplumların tarihi bilgi sahibi, dolayısıyla güç ve iktidar sahibi olanların da tarihidir…

Psikolog değilim. Hatırladığım kadarıyla öyle adamakıllı iyi bir psikoloji dersi de almadım. Alsaydım hatırlardım. Neyse, ama insan psikolojisi günlük hayatın bir parçası olduğundan psikolojik kavramlar da ister istemez günlük dile giriyor. Narsist kelimesi bunlardan biri.

İKSV’nin kültür politikaları çalışmaları kapsamındaki dokuzuncu raporu, “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat” başlığıyla yayımlandı. Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlanan rapor, insanlığın en acil meselelerinden ekolojik krize dikkat çekerek kültür-sanat dünyasını konu üzerine birlikte düşünmeye ve çözüm sürecinin bir parçası olmaya davet ediyor.

Fransa'da üniversite öğrencileri için ücretsiz tampon ve ped dağıtımına başlanıyor. Anketler, üç öğrenciden birinin kadın hijyen ürünü satın alabilmek için temel ihtiyaçlarından fedakarlık yaptığını ortaya koyuyor.

PEN Yazarlar Derneği, 2021 PEN Duygu Asena Ödülü’nün, "varlığıyla, çalışmalarıyla, kitaplarıyla, duruşuyla, eğitimci ve bilim insanı kimliğiyle örnek oluşturan Prof. Dr. Ayşe Buğra’ya verildiğini açıkladı.

Eski ve gereksiz bir soru gibi sayılabilir; sayılsın, çünkü belki bir kuşak sonra sadece araştırmacıların bileceği bir bilgi notu olarak kalacak tarih sayfalarında. Küçük bir özet ve derleme notları olarak sayacağınız bu metnin içeri; Mihalıççık’ta bulunan Yunus Emre’nin gerçek mezarı üzerine, uzun yıllar öncesinden bu yana gelen ve kimilerini spekülatif bulacağınız kimilerini de gerçeğe giden yolun cidden ve her koşulda nesnel bir değerlendirmeyle aydınlatılması gerektiğini düşüneceksiniz.

Mihalıççık Belediyesi’nin öncülüğü üzerine…

Artık bilindiği üzere, bu yıl UNESCO YUNUS EMRE YILI. Mihalıççık Belediyesi’nin girişim ve öncülüğünde başlatılan uluslararası anma yılı kapsamındaki etkinlikler içinde; bir yıl çıkması üzerine planlanan bir de dergi bulunmakta. Konunun uzmanı bilim ve edebiyat çevrelerinin yazıları, görüşleri herkesin ilgisini çekecek ve değerli ozanımızı bir kez daha hayli kapsamlı biçimde ve dünya çapında anmış olacağız.

Yunus Emre, yazdıklarıyla Anadolu topraklarının yetiştirdiği önemli düşünce ve sanat insanıdır ve bu bağlamda, geçmişte ve bugünde; hayli sevilen, sayılan ve doğal olarak sahip çıkılan biridir.

Öze gelirsek; ozanın doğumuna ve ölümüne ilişkin kesin bilgiler elimizde değildir. Söylenceler, yakıştırmalar hep sahiplenme adına yapılan girişimlerdir.

Türk Edebiyatına "Risaletü'n Nushiyye" mesnevisi, "Divan" gibi şiirlerinin bir araya toplandığı önemli eserleri kazandıran tasavvuf şiirinin en önemli temsilcilerinden Yunus Emre'nin yaşamı hakkında çok az şey bilinmekle birlikte, 13. yüzyılın ikinci çeyreği ile 14. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı düşünülmektedir. Bütün bu kaotik yaşam öyküsü bilgilerine bir göz atacağız ve takdir edersiniz ki; doğal olarak söylenmiş ve konuşulmuş bilgileri derleyip sizlere sunacağız…

Nerede ve Hangi İldedir?

Ünlü tasavvuf şairi Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen çok sayıda mezar ve türbe Anadolu topraklarında yer almaktadır. Bunlar arasında Eskişehir Mihalıççık İlçesi'ne bağlı Sarıköy'de bulunan Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi öne çıkmakta. Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi, Eskişehir ilinin 115 kilometre doğusunda bulunuyor. Araç ile ziyarete gelmek isteyenler için Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi'nin Eskişehir-Ankara demiryolunun güneyinde kaldığını belirtmek gerekir.

Yunus Emre Türbesi Hakkında Bilgi

Yunus Emre'ye ait olduğu düşünülen ilk mezar 13. yüzyıl dönemindedir. Eskişehir ilimizin eski adı ile Sarıköy yeni adı ile Yunus Emre Beldesi'nde 297. parsele kayıtlıdır. Bu anıt mezar, daha sonra podyum üzerinde ikinci bir mezara, en son olarak ise Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından mermer üzeri işlemeli lahit üzerine yerleştirilmiştir. Lahit, yapı olarak birbirine kemerle ile bağlantılıdır.

Anıt mezarın yer aldığı alana, bir cami, şadırvan ve Kültür Evi 1982 yılında inşa edilmiştir. Kültür Evi'nde kurulan müze binası ise pencereleri kemerli, giriş revaklı, kesme taştan inşa edilen, tek katı bulunan teşhir salonu ile yönetim odası bulunan özel bir yapıdır. Teşhir bölümünde Yunus Emre zaviyesine ait olan dört tane berat, 2 tane muhasebe koçanı, bir tane muhasebe defteri, iki tane muameleli arzuhal, bir tane "Defter Hane-i Amire Kadı'nın Özü" nün nüshası ile birinci ve ikinci mezarlardan nakil esnasında çekilen fotoğraf kareleri ziyaretçilerle buluşmaktadır.

Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi içerisinde Yunus Emre'yi görmek isteyenler için bir Yunus Emre Heykeli bulunmaktadır. Yunus Emre'yi tanıtan eserler ve ünlü şairin dörtlüklerini içeren levhalar ziyaret sırasında karşılaşacağınız kıymetli eşyalar arasında. Anıt mezarın bulunduğu yere yapılan Kültür Evinde kurulan müzede Yunus Emre'nin ilk mezarından arta kalan mimari değeri olan parçalar ve etnografik eserler de yer almaktadır. Müzeyi ziyaret eden pek çok insanın, müzede yer alan Yunus Emre'ye ait eserler ve eşyalar büyük oranda ilgisini çekmektedir.

Yunus Emre Türbesi Kim Tarafından Yapıldı ve Yaptırıldı?

Büyük düşünür ve şair Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi, 1974 yılında Kültür Bakanlığı tarafından hizmete açılmıştır. 13. yüzyılda Eskişehir ilinde bulunan Yunus Emre'nin mezarı, Yunan işgali sırasında yıkıma uğramış bu sebeple 1949 senesinde inşa edilen bir çeşmenin arka tarafına taşınmıştır. Böylelikle yeni bir mezar inşa edilmiştir. İnşa edilen bu mezarda 13. yüzyıl dönemi Selçuklu mimari üslubu göze çarpmaktadır. Bu mezarın mimari yapısında rumi, palmet dekorlu mezar lahti birbirine kemerle bağlanarak, sekiz sütunlu etrafı açık anıt mezarın ortasına yerleştirilmiştir.

156618yunus emre 2

Kimi yazarlardan farklı fikirler ve saptamalar

Konuya biraz daha derinlemesine girersek; karşımıza birbirinin benzeri duygusal yaklaşımlar ve bambaşka yerin adı çıkmakta, mezar yeri olarak. Hatta kimi türbeler bile var…

Tarihe kayıt düşme bağlamında bu bilgileri derlemeyi ve sizlere sunmayı sürdürüyoruz…

Türk Tasavvuf edebiyatının usta ismi Yunus Emre, günümüze kadar gelen eserleriyle bizi aydınlatmaya devam etmektedir. Türk Tasavvuf edebiyatının bu büyük ismi, ölümünün üzerinden 7 asır geçmesine rağmen, mezarının nerede olduğu ne yazık ki tam olarak bilinmemektedir. Bu büyük ismin türbesi Anadolu da birkaç şehirde olduğu iddiası olmakla beraber, günümüzde hala bir netlik kazanamamıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti dağılıp, küçük Türk beyliklerinin kurulmaya başladığı 13 yüzyıl ile 14 yüzyılının ilk çeyreğinde Anadolu’ da orta Anadolu havzasında yaşamış olan Yunus Emre, o günün devlet kayıt sisteminin bulunmadığından dolayı, mezarının yeri arşivlere geçmemiştir. Mezarı ile ilgili kayıtlı bir bilgi olmadığı için, günümüze kadar gelen birkaç iddia bulunmaktadır. Bu iddia sahibi köyler şunlardır;

1-Eskişehir, Mihalıççık, Sarıköy’de bulunan Yunus Emre türbesinin bu köyde olduğu iddiasının nedeni; 1946 yılında yapılan mezar kazılarına dayanmaktadır. Kazılarda bulunan iskeletlerden bir tanesinin kafası büyük olduğu içi, bu iskeletin Yunus Emre’ ye ait olduğu söylenmiştir. Ancak bunun herhangi bir bilimsel inceleme olmadan yapılmış olması, o dönemde komisyon raporlarında mezarlarla ilgili anlaşmaya varılamaması nedeniyle netlik kazanamamıştır. Daha sonra komisyon tarafından bir rapor daha hazırlanarak, Yunus Emre’nin mezarının burası olduğu kayıtlara geçmiştir.

2- Karaman, Yunus Emre Camii Avlusunda Yunus Emre’ ye ait olduğu iddia edilen bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın Yunus Emre’ye ait olduğunu düşündüren bilgi ise; Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde“ Anın Türkice tasavvufane ebyat-ı eş’arı, ilahiyatı meshur-i afak’tır.” Diyerek Yunus Emre’den söz etmiş olmasıdır. Diğer yerlere göre bu bilgiden dolayı, Karaman’da olması çok daha yüksek ihtimal olarak varsayılabilir.

Bu iki şehir dışında Mısır veya Limni adasında olduğu iddiaları da mevcuttur. O günlere ait yazılı bir arşiv olmadığından dolayı mezarı, ölümünün ardından geçen bu kadar zaman içerisinde hala belirsizliğini korumaktadır. Ayrıca Anadolu’ da Tokat, Aksaray, Bursa, Isparta, Afyon, Erzurum ve Sivas şehirlerinde de mezarı olduğuna dair iddialar vardır.

Türk Tasavvuf edebiyatının ünlü düşünürünün mezarı bilinmiyor olsa da, günümüze kadar gelen eserleri yolumuzu aydınlatmaya, gönüllerde sonsuza kadar var olmaya devam edecektir.

Yunus Emre Türbesi veya mezarı olduğu iddia edilen çok sayıda yer vardır. Bunlar; Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Aksaray ile Kırşehir arası; Manisa; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta'nın Gönen ilçesi; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü.Tokat'ın Niksar ilçesinde de bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre ve Hacı Bektaş-ı Veli Menkıbesi'ne dayanarak Aksaray ili sınırları içinde, Ortaköy ilçe merkezine 20 km mesafede Reşadiye köyündedir. Türbenin bulunduğu tepe, halk tarafından ziyaret tepesi olarak bilinmektedir. Bu türbe Aksaray - Kırşehir yolu üzerinde bulunmaktadır.

Mezarlık yerinin gelişim seyri üzerine…

Bu ziyaretin içimizdeki yansımaları ayrı bir bahistir. Belki de kelimelere dökmemek en doğrusudur. Ama konu ile ilgili bir malumat sahibi olunsun için burada bulunan ve üçü de Yûnus Emre’ye ait olan kabirlerin hikâyesini anlatmak istiyorum.

Yûnus’un ilk kabri

Fotoğrafta da görüleceği gibi burası çok sade, toprak bir mezar. Bir mezar taşı bile yok. Belki de vardı, sonradan kayboldu. Bunu bilmiyoruz. Üzerinde mevsim çiçeklerinin yer aldığı ve bana göre Yûnus’a en çok yakışan bir yer. Çok yakınından demiryolu geçiyor. Zaten diğer mezarlar da bununla ilgili. Demiryolu’nun kabrin yakınından geçeceğini öğrenen köylüler, yetkililere müracaat ederek mezarı buradan biraz ileriye nakletmek isterler. Yıl 1944. Eskişehir İl Özel idaresinden gerekli bütçe ayrılır. Gerekli projeler yapılır. Aradan 2 yıl geçer. 1946’da yeni mezar yeri inşa edilir. Aradan üç yıl daha geçer. 6 Mayıs 1949’da mezar açılır. Yûnus’un iskeleti parçalanmamış ve dağılmamış vaziyettedir. Bir heyet huzurunda bir sandukaya yerleştirilir.

İkinci kabri

Yûnus’un yeni kabrine nakli için çok sınırlı sayıda resmi erkân davet edilir. Dahası bir izdihama yol açılmaması için nakil töreni gizli tutulur. Fakat enterasan bir gelişme olur. Ankara’dan bu iş için yola çıkan kişiler, buraya geldiklerinde mezarın yanında 24 meşalenin yanmakta olduğunu ve vaktin gece yarısına yaklaşmış olmasına rağmen ortalıkta mahşerî bir kalabalığın bulunduğunu görüp hayret ederler. Olaya tanık olanlardan biri de Nezihe Araz’dır. Onun Anadolu Erenleri kitabında anlattığına göre ortalıkta 25-30 bin kişi vardır. Daha da ilginci bunlar Bolu’dan, Afyon’dan, Konya’dan ve diğer civar yerlerden gelen kişilerdir.

Yeni mezarın yeri, ilkinden 150 metre ötededir. İşte ertesi sabah öğle namazından sonra sanduka yeni kabre nakledilirken bu 150 metrelik mesafe tam üç saatte alınır. Bu arada kazanlar kurulmuş, pilavlar pişirilmekte ve Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i okunmaktadır. Ve Yûnus, böylesi bir hava içerisinde yeni kabrine nakledilir. Bu kabrin de üstü açık olup mezar kitabesinde “Sevelim sevilelim” sözleri yazılıdır.

156620yunus emre 4

Anıt mezar

Aradan yine yıllar geçer. Yûnus’un ilk kabrinin bulunduğu yer bir külliye biçiminde iken Yunan işgalinde yakılıp yıkılmış bir yerdir. Bu yüzden bir külliye yapımı düşünülür ve yeni bir mezar fikri gündeme gelir. Böylece buraya Yûnus’un yaşadığı dönem olan Selçuklu mimarisinden esinlenerek yeni bir anıt mezarla birlikte külliyenin diğer unsurları olan bir cami, bir konukevi, bir müze ve sergi salonu yaptırılır. Böylece Yûnus, ikinci mezarından da çıkarılarak 24 Mayıs 1970’de düzenlenen bir merasimle bu anıt mezara defnedilir.

Dahası da var

Anadolu’nun daha birçok yerinde Yûnus Emre’ye atfedilen başka mezarlar da var. Karaman, Sandıklı, Kula, Aksaray, Erzurum, Bursa, Ünye bunlardan bazıları. Bir mezarı da Azerbaycan’da bulunuyor. Tabii bunlara mezar değil, makam demek gerekiyor. Bu durum sevilip sayılan pek çok İslam büyüğü için söz konusu. İnsanlar, bu tür şahsiyetlerle olan manevi bağlılıklarını sürdürebilmek için bu yola başvurmaktadırlar.

Yûnus’un hakiki mezarının şurada yahut burada olmasının bir önemi yok. Onların gerçek yerleri sevenlerinin gönülleridir. Derim ki siz de bir imkân bulup yolunuzu Sarıköy’e düşürün. Üç mezarı da ziyaret edin. Külliyenin bahçesinde siz de kuru ve yaş ağaçları aynı yerde görüp “Kuru idik yaş olduk, kanatlanıp kuş olduk” mısralarının hikmetini kavramaya çalışın. Biraz uzaktaki dağlarda Yûnus’un eğri ilken doğrulttuğu ağaçları göreceksiniz. Daha da önemlisi burada ölüm korkusundan hiç eser yok. Yûnus’un “Âşıklar ölmez” mısraları burada hakikat olup müthiş bir sükûnetin denizinde içinizi huzurla dolduruyor.

Umarız ve dileriz çok kültürlü ve çok katmanlı kadim Anadolu topraklarının değerlerine sahip çıkmayı biliriz. Sadece öncü insanlarımıza değil, yeraltı ve yerüstü fiziki varlıklarımıza da. Tarih bilinci böyle buyurur. Hepinize esenlikler ve aman sağlığınıza dikkat edin…

Adnan Genç, deneyimli bir gazeteci ve geçenlerde iki ayrı haber sitesine aynı yazıyı vererek; ‘Bu sitedeki 100. Yazım üzerine’ başlıklı bir makale ile onu yakından tanıdık. Dizgicilikten yayın yönetmenliğine; yayınevi kuruculuğundan gazete kurmaya kadar sektördeki her düzey ve türde işini yapan bir emekçi…

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Felsefe Tarihi Kürsüsü’nde ve Türk Dil Kurumu’nda (TDK) Prof. Dr. Macit Gökberk ile çalışmış olan Prof. Dr. Bedia Akarsu 27 Ocak 1921 tarihinde doğdu. Aydınlanmacı dünya görüşünün önemli bir temsilcisi olan, ardından birçok eser ve değerli bir kütüphane bırakan Bedia Akarsu’yu 26 Şubat 2016 tarihinde kaybettik.

Kimi yazar korkaktır. Kendini ele vermekten çekinir. Saklanır birtakım engellerin altına. Gölgeler yaratır gerçek kişiliğini saklayan. Saklandığını sanır. İçtenlikten kaçtı mı bir yazar yan yan ya başarısız olur. İçtensizlik, korkaklık yaşamı okurlarına vermekte ustalaşır. Korkak yazarlar güçlü, kalıcı ürün veremezler ne yapsalar. Kuşaklar çıkarır onları saklandıkları yerden.
Oktay Akbal, ‘Yaşadığını Yazmak’ tan

28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü’ne özel Nadir-X çizgi romanının farkındalık videosu yayınlandı. Kistik Fibrozis, Sistinozis ve DMD gibi nadir hastalıklara dikkat çekmek için hazırlanan Nadir-X çizgi romanı, mart ayında bütün kitabevlerinde olacak.

Göçmenlerin yaşadıklarını “Göçmen Emeğinin Küresel Devinimi - Sekizinci Kıta” kitabıyla irdeleyen Ercüment Akdeniz, "Amacım dünyada 164 milyona yakın göçmen işçinin emeğini görünür kılmak" dedi.

Çok Okunanlar

Ziyaretçiler

35 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Mavi sayfalar

Grid List

Bir şefkat(sizlik) hikayesi izledim yeni. SAR adlı bu dans tiyatrosunda yine Mihran Tomasyan’ın parmağı vardı. Resmi PR’cısı olsan ancak bu kadar yazardın dedi bir arkadaş. Çoraklaşan şu ortamda, ticari kaygıyı elinin tersiyle itip, bir derdi olup, üstelik bunu güzel anlatan işler görünce mal bulmuşa dönüyorsam ne yapayım? İçime işleyen, kalbime dokunan şeyleri paylaşıp yaymak istiyorum.

Radyo programcılığı hayli çileli bir iştir bence. Her hafta veya uyguladığınız her periyotta; dinleyicinin ilgisini çekmek, ona radyoculuğu ve yaptığınız tarz programcılığı sevdirmek. Çok konuşmadan, teknik ve ansiklopedik bilgilere boğmadan program yapmak, muhtemelen özel marifetler gerektirir.

Facebook'ta bizi bul

Joomla SEF URLs by Artio