Adalet Yürüyüşü üzerine tartışıyoruz. Tartışmanın farklı tarafları var. Taraflar sosyalist. Ama mevzu devrimci, sosyalist program ve strateji değil. CHP’nin gündemini aramızda mevzu yapıyoruz. Kendi gündemimizi, yürüyüş hattımızı oluşturamıyoruz. Bu sadece acizlik değil aynı zamanda gerçek manada devrim mücadelesine, bağımsız sınıf siyasetine inançsızlık ve güvensizliktir.

İlk başlarda Hayır Meclisleri olarak kendilerini adlandıran, esas olarak İstanbul, İzmir, Ankara gibi illerde ortaya çıkan, esasını bireylerin oluşturduğu meclisler, referandum sonuçlarını gayri meşru ilan ettiler. Sokağa çıktılar protesto ettiler.

16 Nisan referandumunda seçmenin tercihini belirleyen temel parametrenin “sınıfsal çelişkiler” olmadığı, “milli kimliklerin” ya da ‘Türkiye’nin bekâsı’ mevzusunun etkili olduğu ileri sürülüyor. Kuşkusuz bu değerlendirmede haklılık payı var. Ancak dikkatli bakıldığında bu değerlendirme hem olguları bize açıklamakta yetersiz kalır hem de Marksizmden, sınıfsal açıklamalardan uzaklaşırız.

CHP’li milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT TIR’larıyla ilgili casusluk yaptığı iddiasıyla 25 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanması üzerine CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu “adalet” talebiyle Ankara-İstanbul arasını yürüme kararı aldı. Yürüyüş Perşembe günü saat 11.00’de Ankara Güven Park’tan başladı.

Haziran 2013 ya da Gezi’nin başlangıcı kabul edilen 27 Mayıs 2013’ten itibaren Türkiye toplumsal mücadele tarihi inişli çıkışlı bir seyir izledi. Ve herşeye rağmen AKP rejiminin sermaye sınıfının ihtiyaçlarına paralel olarak iktidarı merkezileştirip otoriterleşmesine, OHAL ve KHK rejimine rağmen gençlerin isyanı ve tepkisi sürüyor. 16 Nisan referandumunun toplum katındaki ‘Hayır’ sonucu, moral ve direnme gücü verdi (...)

Bir süre daha 16 Nisan referandum sürecini ve sonuçlarını referans vererek siyasi durum üzerine konuşmak ve yazmak adetten olacak. Referandum süreci ve sonucu gibi, 1 Mayıs 2017 süreci ve Bakırköy Mitingi de işçi hareketi ve sendikalar üzerine konuşurken referans alınacaktır.

Diğer Makaleler...