Göbek hizasında kavuşmuş bir çift el gördüğünüzde ne düşünürsünüz?... Bir de ellerin sahibinin kafasını hafifçe öne eğdiğini ve karşısındakiyle yüzüne bakmadan, düşük frekansla konuştuğunu hayal edin... Nedir bu? Bir biat etme hali. Peki biat nedir? Doğu kültürünün hala kendisiyle hesaplaşıp, bir türlü bilince çıkaramadığı kötü bir nüvesi… Yani insanın kendisinden daha güçlü olan karşısında; „Bana istediğini yap. Buna rağmen her durumda, her yerde ve her zaman emrine amadeyim.“ demesi.

17.08.2017 tarihinde Almanya´nın her yerinde aynı gün gösterime giren The Promise-Die Erinnerung bleibt korku filmi değil. Ama korku filminden daha korkunç olan tarihsel katliamın kısa özeti gibi bir şey. Konusu 1915´te Osmanlı coğrafyasında İttihat ve Terakki Fırkası’nın sistemli bir şekilde organize ettiği Ermeniler´e yönelik soykırım.

Çocukluğu benim gibi Anadolu´nun güney doğusunda geçenler bilirler. Yazın öğle vakti havanın sıcaklığı 40 dereceyi aştığında, döşekler de akşam vakti damlara çıkar. Damlara kilimler serilir. Kilimlerin üzerine minderler sıra sıra dizilir. Minderlerin üzerine damların duvarlarına yaslanan yastıklar yerleştirilir ve böylece bir ailenin yani Kürtçe deyişle Xoranta´nın yaz sezonu başlamış olur.

Festivallerden birçok ödülle dönen “Babamın Kanatları”nın yönetmeni Kıvanç Sezer, filmin hikâyesini Gazete Karınca’ya anlattı. Delal Külek’in sorularını yanıtlayan Sezer, “Sistem bizi giderek maddi değerimiz kadar değerli hissetme noktasına sürüklüyor. Oysa biz insanız ve onurumuzu korumak için buna karşı durabiliriz, durmalıyız da” diyor.

Bazı filmleri içeriksel bütünlüğüyle düşündüğümüzde bir tek kategoriyle değerlendirmek, herhangi bir çekmeceye koyup yerleştirmek mümkün değil. Çünkü bu tür filmler kendi bileşenleri içinde birden fazla kategoriyi barındırır. İşte 2 Mart´tan itibaren Almanya’daki 350 sinemada gösterime giren der junge Karl Marx (Genç Karl Marx) da böyle bir film.