Siyah bir kravat, siyah bir gömleğin yakasına yapışmış. Siyah gömlek kendini sıcak tutmak için sırtına siyah bir yelek geçirmiş. Siyah yelek kollarını kapatmak için üzerine siyah bir ceket giymiş. Siyah bir pantolonun içinde saçı sakalı birbirine karışmış huzursuz siyah bir adam telefonda konuşup... Yok hayır, bağırıp-çağırıp duruyor. Kim bu siyah? Bir diktatör… Sadece bir diktatör. Rolünü iyi ya da kötü oynadıktan sonra, yani zamanı geldiğinde tarih sahnesinden silinip gidecek olan siyah bir leke. Bir dik-ta-tör…!

William Shakespeare'in 1601 senesinde kaleme aldığı eseri Hamlet, yüzyıllardır çeşitli yönleriyle incelenmekte ve yorumlanmaktadır. Hamlet deyince akıllara ilk olarak, Prens Hamlet'in babasının öldürülmesinin ardından içine girdiği intikam serüveni geliyor. Peki Hamlet’in, babasının katilini cezalandırmak istemesinin asıl nedeni sadece babasına duyduğu sadakat ve bağlılık mıdır? Baba-oğul ilişkisi ekseninde, Hamlet ve babasının ilişkisini irdelediğimizde Laertes ve babası Polonius'un ilişkisinin ayrılan ve benzeyen yönleri nelerdir?

İnsan geçmişiyle mi kurar geleceğini yoksa onu bir pencerenin ardında bırakarak mı devam eder hayatına? Birbirinden farklı iki hayat neden yan yana duramaz? Aslında en önemlisi de, kabul ettiğimiz dünya görüşlerinin hayatımızda bir karşılığı var mıdır yoksa sadece bir görünüş müdür?