Mesele / Meseleler - Mesele 121

İnsan, ömrünün göreli kısalığından beri, bir “son söz” (Bakhtin) arayışıyla birlikte, söylenmiş olanların sıkılganlığına savrulabilir. Öznenin kurulum ratio’su da olan bu insanî refleks, gayet natüralistik olarak, daha evvel söylenmiş olanların (per se) hakikatini buharlaştırmaz: Sınanma, yeryüzü realitesinde gerçekleşir. Haşin bir kuramsal şerh sağanağı altında post-kolonyal teorinin ve beyazlık(lar) kritiğinin “aşıldığı” ve artık kadükleştiği varsayımı, tam da post-kolonyal kontekstte apartheid’ın değişen suretlerinin hasıraltı edilmesiyle kol kola gider. Sükût rejimi hükmünü icra ededursun, Fanon, Türkiye Kürdistan’ı özelinde güncelliğini korumaktadır.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye’yi “siyasi denetim sürecine tâbi tutma” kararı aldı. Oylamada 45 aleyhte, 113 lehte, 12 çekimser oy kullanıldı. Böylece Türkiye, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bosna Hersek, Gürcistan, Moldova, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Ukrayna gibi “demokrasisi gelişmemiş” hatta diktatörlüklerle yönetilen ülkelerle aynı seviyesine düştü.

Özellikle milyonlarca emekçiyi ilgilendiren konularda Kararname ile düzenleme yapılacak olması, çalışanların Anayasa ile güvence altına alınmış bunan hak ve özgürlükler için büyük bir tehlikedir. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bu yönünün tartışma dışında tutuluşu, değişikliğe Evet diyecek milyonlarca emekçi için bir tuzaktır.

Telesur televizyonunda 26 Aralık 2016'da yayınlanan "Tarık Ali ile Dünyada Bugün" programında Tarık Ali gazeteci Ece Temelkuran’la hangi siyasal akımlar ve olayların 15 Temmuz darbe girişimine yol açtığını, bunların nasıl bir etkisi olduğunu ve Türkiye’deki sosyal ve siyasal iklimi konuştu. Türkiye’nin içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde bu anlamlı söyleşiyi buz kesen yüreklerimizi biraz olsun ısıtacağını düşünerek Türkçe’ye çevirdik.

Öncelikle cezaevlerinde yaşananların, dışarıda şikâyet ettiğimiz koşullardan kat be kat daha kötü olduğunu söyleyerek başlayayım. Hani ara sıra metaforlara başvuruyoruz ya: “Türkiye yarı açık cezaevine döndü” ya da “dışarıdakiler de özgür değil ki…” gibi. Ama dönem dönem bunun bir metafor olduğunu unutup, teşbihte hata yapıyoruz.

Erdoğan, başkanlık sisteminden kaynaklı kriz ve kaosu, öncelikle AKP'nin sonrasında MHP'nin krizi haline getirerek fiili başkanlığını hukukileştirmek için şimdi de kendi kriz ve kaosuna, karşıtları dahil olmak üzere, bütün toplumu dahil etmek istiyor. Bunu da değişik toplumsal kesimler üzerinde ekonomik baskı araçlarını da devreye sokarak yapmaya çalışıyor. Bu şekilde, kendi geleceğini güvenceye alarak otoritesini kalıcı hale getirmek istiyor.

12 Eylül 1980 darbesi Türkiye’de bir önceki döneme göre daha merkezi ve otoriter bir siyasi yönetim modeli oluşturmuştu. 1982 Anayasası olağanüstü koşullarda halk oyuna sunuldu. Hatta plebisitli bir oylama kullanılarak halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı ünvanını Kenan Evren aldı. 12 Mart 1971 darbesi de Anayasa’da değişiklik yapmıştı. 1961 Anayasası da bir askeri darbenin ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Bugün de darbe dönemine benzer siyasi bir atmosferi yaşıyoruz ve yine bir Anayasa yazılması söz konusu. Mustafa Peköz ile AKP’nin başkanlık sistemi ve yeni Anayasa ihtiyacının nedenlerini konuştuk.

Diğer Makaleler...