Fransız Sosyalist Parti başkan adayı Benoît Hamon “mesleklerin kaçınılmaz yok oluşu”na atıfta bulunarak evrensel garantili gelire (“universal guaranteed income”) dair kendi önerisini savundu. Hamon, dijital teknoloji ve robotların rolü arttıkça bunun “Batı ekonomilerinde yüz binlerce mesleğin” yıkımına neden olacağını düşünüyor.

Hayvan hakları meselesi bir yandan hayvanların kesimini gösteren şok edici görüntülerin üretilmesi, gıda endüstrisinin kötü yönlerinin açığa çıkarılması diğer yandan da yediğimiz gıdalar hatta giyim-kuşam alışkanlıklarımız konusunda daha fazla sorgulayıcı olmamız vesilesiyle kendini gündeme getirmiş bulunuyor.

“[…] [D]ünya muammasının gerçek, kesin çözümü insan zihninin bütünüyle idrak ve tasavvur edemeyeceği bir şey olmalıdır; dolayısıyla daha yüksek türden bir varlık çıkıp onun bize verdiği bütün sıkıntıyı alsaydı, yapacağı açıklamaların hiçbirini kesinlikle anlayamazdık. Bu itibarla şeylerin nihai yani yani ilk sebeplerini, dolayısıyla ilk varlığı, mutlakı veya başka her ne şekilde adlandırmayı tercih ediyorlarsa onu ve onunla birlikte dünyanın neticesinde doğduğu, veya sudur ettiği, veya düştüğü, veya vücuda geldiği, varlığa bırakıldığı, tard edildiği ve açığa çıkarıldığı süreç, sebep, saikler yahut her ne ise bildiklerini iddia edenler, eğer şarlatan değillerse maskaralık edenler, boş palavracılardır.” (Schopenhauer, 2014: 140). 

Sigmund Freud, psikanalitik teorinin, ilk kez kamu önünde boy gösterdiğinde uyandırdığı çalkantıyı, evvelkilerle, yani on yedinci yüzyılda Galileo kozmolojisi ve on dokuzuncu yüzyılda Darwin biyolojisininki ile kıyaslamıştı. Nitekim bu üç vaka sayesinde insan, şu uyuşturucu yanılsamadan sıyrılmıştı sahiden de: İnsan, kendisi, evrenin merkezinde durmaktadır, soyağacı biriciktir ve nihayet bilinci, ona zihninin ikâmetgâhı konusunda kapsamlı bir vizyon sunmaktadır.

Devamı açıkça belli olan Trump depremi gerçekleşmiş, bütün dünya gerçek zamanlı olarak 7/24 donakalmış, derin devletle bağlantılı olsun olmasın, insan yapımı mikropları ve et yiyen canavarlarıyla dolu bataklıktan sızan her kelime, tirad ve habere sımsıkı asılmıştı.

Epistemoloji ile bilim tarihi arasındaki ilişkiyi inceleyenler için bir olgu, diğer hepsinin ötesindedir. Şöyle ki, bugün biz sıkı ve kesin gerçekler ortaya koymaktan çok daha fazla, araştırma program ve manifestolarına sahip olmakla iştigâl etmekteyiz. Niyet hükümleri mebzul, oysa somut sonuçlar kıt.

“İki kültür” fenomeninin bilimsel bilgi imalat süreçlerinin karşılaşmasında, hele de kamusallaşmasında bir leitmotiv olarak tedavülde olduğu açıktır. Bir fizikokimyacı olarak C. P. Snow, kavramı 1959 yılında ilk ortaya attığında basitçe bir kompartmanlaşmadan bahsediyordu. Bir tarafta yazınsal aydınlar, diğer tarafta ise biliminsanları vardı. Snow, esas itibariyle yazınsal aydınların gayet kendinden menkûl “aydın” oluşlarından, bu kimliği cüretkârlıkla sahiplenişlerinden müştekidir. Öyle ki kimi biliminsanlarının çağcıl buluşlar hakkında genel okura hitaben kaleme aldıkları popüler ve duru yayınlar dahi, bu kesimce görmezden gelinebilmiştir.

Diğer Makaleler...

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.

Facebook'ta Mesele