Amerika’nın bir göçmenler ülkesi, başka ülkelerden buraya göç eden insanlardan müteşekkil bir ülke olduğu sürekli söylenmektedir. Aslına bakılırsa, evet, bu doğrudur. Dünya tarihinin çok büyük bir bölümü boyunca, yeryüzünün bu parçasında (Amerika’da) yaşayan bir insan türü yoktu.

Robson’dan başlayalım. “İnci dişli zenci kardeşim(iz)” Paul Robson’dan… Köle kökenli bir ailenin çocuğu olarak ABD’de doğmuştu Robson. Gözünü dünyaya açtığı andan itibaren de ırkçılıkla karşılaşmıştı. Öğrenim hayatı boyunca ırkçı nefrete ve ayrımcılığa karşı mücadele etti ve hukuk okuyarak baroya kabul edilen ilk siyah avukat oldu.

İşçi sınıfı ya da en azından beyaz kesimi, büyük ulusal gizemimiz olarak kendini gösterdi. Geleneksel olarak Demokrat olan bu kesim aşırı ilgi meraklısı bir milyarderin başkan seçilmesine yardımcı oldu. Liberal çok bilmişler “Bunların neyi var?' diye sorup durdular. Neden Trump'ın sözlerine inanıyorlar? Gerçekten aptallar mı yoksa dokunulmayacak kadar ırkçılar mı? Neden işçi sınıfı kendi çıkarlarının karşısında duruyor?

2008 mali krizi ekonomi çevrelerindeki yönetici kadroların, büyük bankaların müdürlerinin,  bakanların, devlet ve hükümet başkanlarının nasıl bir paniğe kapıldığını gözler önüne serdi. 2007’de bazı bankalar sıkışıp faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldığında ülkelerin birbiriyle çelişen kararlar aldığına tanık olduk.  

Troçki 1939’da yayınladığı, “Marksizm ve Çağımız” yazısında, “Teknik düşüncenin son zaferlerine rağmen, maddi üretici güçler artık gelişmiyor. Dünya inşaat sanayisindeki durgunluk, ekonominin temel dallarındaki yeni yatırımların tıkanmasının sonucu olarak, gerilemenin en belirgin ve hatasız belirtisidir. Kapitalistler kendi sistemlerinin geleceğine artık kolayca inanamıyorlar” diyor.

Uluslararası ilişkiler gittikçe daha büyük bir istikrarsızlığa sürükleniyor. İstikrarsızlık yaşanan yerler çoğalıyor. Ortadoğu’da hem ülkelerin içindeki hem de ülkeler arasındaki çatışmalardan dolayı yaşanan dramlara burada yeniden detaylı olarak değinmeyeceğiz. Ama olay Irak ve Suriye’nin hızlı bir şekilde istikrarsızlığa sürüklenmesiyle sadece  bölgeye çıkarları nedeniyle müdahale eden ABD’den Fransa’ya ve Rusya’ya kadar büyük güçlerle sınırlı kalmayıp Türkiye’yi de doğrudan etkiledi. En azından Kürt sorunundan dolayı.

Dünya ekonomisinin mali sektöre gittikçe daha fazla bağımlı hale gelmesi nedeniyle ortaya çıkan ve büyüyen tehditlere rağmen ekonomik krizin belirleyici özelliklerinde son 9 ayda çok önemli bir değişiklik olmadı. Kapitalizmin krizi 2007-2008 mali krizinden sonra ortaya çıkan tehditlerin, çok daha kötü bir şekilde kendini göstermesine ve daha da artarak gündeme gelmesine rağmen henüz bir felaketle sonuçlanmadı.

Diğer Makaleler...

Bültene abone olun

Mesele'ye yeni yazı eklendiğinde haberdar olmak için eposta adresinizi bırakın.

Facebook'ta Mesele