Kıssa Kıssa

Songül Kaya-Karadağ, kurmaca eserlerinde kullandığı Sona Gülyan ismiyle çıkarttığı Kuş masallarında hem çocuklara hem de anne babalara masal anlatıyor. Onları birlikte soru sormak ve merak etmek için kuş kahramanının kanadına çağırıyor. Kuş Masalları Crea Verlag Yayıncılıktan sesli kitap formatında yayınlandı.

“Masallar çocuklar içindir ve çocuklar masallarla büyür” ya da “Masallar çocukları hayata, büyümeye hazırlayan kurmacalardır” denir. Çocuk ve büyük insan olmak arasındaki fark hep, öğrenmek, edinmek, kazanmak gibi yetişkinliği doğrulayan fiillerle anlatılır. Peki, büyümek nedir? Herkesten daha iyisini yapabilmek mi? Yaşamı istediğimiz hale dönüştürmek mi? Yarışmak mı? Kazanmak mı? Sevdiklerimizi “koruyup kolluyorum” diyerek sınırlamak mı? İlla bir düşman olduğunu varsayıp, sürekli gardını almak mı? Penceresi kapısı kapalı evlerde birbirimize mecbur olmak mı? Büyümek, içimiz burkularak da olsa bu sorulara olumlu yanıtlar vermekse, büyümeyi de sorgulamamız gerekmez mi?

Bana tüm bu soruları sorduran, dergimiz yazarlarından Songül Kaya-Karadağ’ın, kurmaca eserlerinde kullandığı Sona Gülyan ismiyle çıkarttığı Kuş masalları adlı masal romandır. Gülyan’ın eserinin masallığı, zaman ve mekanın belirsizliğinden gelir. Bir kuştur çünkü asıl kahraman ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşamıştır, yaşıyordur ya da yaşayacaktır. Romanlığı ise kuşun minik bir deredeki balığa aşık olmasıyla başlayan, ormana, bir çiftliğe, sonra çiçek dolu bir bahçeye ve eve uzanan yolculuğunda gizlidir.

İnsan gözünden bakmaya, anlamaya ve kurmaya alışmışız. İnsanı eşref-i mahlûkat olarak görünce de hayatın kalanı küçülmüş, değersizleşmiş. Kendimiz için kurduğumuz koca koca şehirler doğanın kendini yaratan gücünü sindirmiş, kendi kendimizin kuyusunu kazmışız sonunda. Şimdi yine insanı hikayenin baş kahramanı yaparak çözüm yolları arıyoruz. Mesela en iyi niyetli yaklaşımımızda, 2045 yılına geldiğimizde milyarlarca aç kalacak insanı düşünüyoruz önce. Eşref-i mahlukat payesini bir kenara bırakmak, kendimizi incir ağacıyla bir saymak zor.

Kuş Masalları’nda ise Gülyan okurlarını elinden tutup bir kuşun kanadına yerleştiriyor ve insan eliyle kurduğumuz mantığı saf dışı bırakıyor. Kurulan masalda kuş, balık, yosunlar, kuzular ve insanlar aynı dünyayı paylaşıyor, şimdi olduğu gibi. Ve yine insanlar beğendikleri yerlere yerleşmek, izlerini bırakmak istiyorlar ve sevdiklerini onlarıyla birlikte olmaya zorluyorlar. Yani şöyle bir etrafımıza baksak, kendimiz de dahil, görebileceğimiz insanlar var bu hikayede.

Bildik konuları başka bir açıdan bakarak anlatmayı seçmek zengin bir hikaye zemini oluşturmuş. Kuşun gezdiği yerlerde rastladığı nice durum, minik masalcıklar ya da bir romanın bölümleri gibi çıkıyor okurun karşısına. Bir yetişkin, “büyümüş” bir birey olarak baktığımda asıl dikkatimi çeken yanı, en başta bahsettiğim, “büyümek, büyük insan olmak, insan olarak doğada var olmak” gibi varsayılan olarak heybemizde olmasına alıştığımız koşulları yeniden tartışmaya açmış olması.

Kuş Masalları Gülyan’ın sesinden ulaşıyor masal dinleyicilerine ve eğer isterlerse masalın devamını birlikte yazmak için el uzatıyor. Yani hem hayatın kendi hem de anlatılan tüm masallar gibi bu hikayenin de yaşarken dönüşebileceğini peşin peşin bildiriyor okura.  

 “Neler anlatırız çocuklarımıza?” sorusu bir kere daha sorayım kendime ve Gülyan’ın masalından yola çıkarak cevap vereyim. Dünyayı keyfimize göre kurgulayıp hayata kendi varlığımızı dayattıkça doğa da biz de eksiliyoruz sadece. Kelimelerle çocukların yaşamlarını ilmek ilmek örerken belki biraz da biz büyükler onları anlamalıyız. Çocuklara, ağaca, kuşa, dereye, güneşe ve geçen günlere yeniden soru sorma zamanı gelmedi mi?

Bilgi almak ve edinmek isteyenler https://www.facebook.com/creaverlag/ adresinden ulaşabilirler.