Mesele / Kitaplık - Mesele 121

Girit kralı Minos'un karısı, bir gün, çayırda çimende dolaşan ve cinsel organını doğallıkla salıverip apaçık sergileyen bir boğa görmüştür. Kadınlık hislerine dur diyemeyen kraliçenin gözü döner, boğayı ahırına aldırıp onunla çiftleşir, sonra hamile kalır ve boğa başlı canavar Minotaurus'u doğurur. Adı Pasiphae'dir kraliçenin, mitolojinin ahlaksızları cetvelinde adı yer alır.

Şimdi bu anlattığımız mitolojik bir hikâye olup gerçeklikten uzaktır; yazımızı için biraz reklam ve İngilizcesiyle market deyişi olarak meraklandırmak üzere-teasing yaptıysak, işte bu, okuru yazıya davet için kaçınılmazdır.

Lâkin modern dönemin bireyine ait mitleri romanlarda arayınca gerçekliğe bire bir uyan kahramanlarla karşılaşırız, ki onlar gerçekten ete kemiğe, kana ve cana bürünmüş yarı-insanî varlıklardır.

Bu yazımızda beceriksiz bir Grafoman olmamak için dikkat gösterip, mitolojinin antik hâlinden uzaklaşarak biz asıl konumuza döneriz ki, işte şunları söyleriz:

Herodotus ve Thukydides'ten 18.asırda Edward Gibbon'a kadar ulaşan tarihyazımı, saf edebiyattan hiç kopamadı.

Hatta 19.asıra gelindiğinde birçok sosyal bilim çalışması ardı arkasına yükselirken, klasik antik Yunan çağının tarihçilerine, diğer deyişle sosyal hikâyecilerine kadar uzanan bir geleneği devam ediyordu.

Sosyal bilimlerin dallanıp budaklanması, bir bakıma Marx'ın ciltler dolusu eserlerini yazdığı zamanlara rast gelir, tam da o sıralarda tarihyazımı bir sorun olarak ortaya çıktı.

Nasıl yazılmalıydı tarih?

Al sana püsküllü bela!

Birçok düşünce teorik olarak ileri sürüldü; hâlen sürülüyor da...

Bunlardan birisine ait tarihî bir çalışmayı yakın zamanlarda İletişim Yayınları bastı; bir edebiyat insanı, romancı İbrahim Dizman yazmıştı.

Böylece görüldü ki, tarih aslında edebiyatın kardeşidir.