Mesele'den

İzmir’in işgalden kurtuluşunun 95’inci yıldönümü etkinleri sebebiyle Konak Meydanı’nda düzenlenen törene Başbakan Binali Yıldırım ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu katıldı.

Tören alanında bir grup Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine slogan atarak ‘Ya Allah Bismillah Allahuekber’ diyerek tekbir getirdi, diğer grup da ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganlarını attı. Araya çevik kuvvet polisleri girerek iki grubu birbirinden ayırdı.

Bu gerileme yol açan ise, bir gün önce CHP’li belediye başkanı Aziz Kocaoğlu’nun AKP’lilerce protesto edilmesi üzerine İZBAN banliyö hattı açılış törenini terk etmek zorunda kalmasıydı.

Kuşkusuz gerilim ülke çapında giderek artmakta. Yine de İzmir’in özel yeri var: Şimdi başbakan olan Binali Yıldırım, önceki seçimlerde Aziz Kocaoğılu’na karşı AKP’den belediye başkan adayı olmuş ve seçilememişti. AKP özellikle İzmir’i kazanmak üzere büyük çaba gösteriyor. Ancak, kentin sosyal dokusu ona bu imkanı vermiyor. Yine de ısrar ediyor.

Belediye başkanını kürsüden indirecek kadar protesto etmenin İzmir’in geleceği üzerinde nasıl bir siyasi etkisi olacağını bilmiyoruz.

Ancak ilk elde üç sonuç çıkıyor, birincisi AKP yüzde 50’yi yönetmekte zorlanıyor, kitlesine başvurma yollarını deneyecek. İkincisi Batı’da siyasi gerilim ‘T.Erdoğan-M.Kemal’ arasındaki yaşanacak, bu da AKP karşıtlarını CHP merkezine doğru itecek. Peki Doğu’da? Üçüncüsü, Doğu’da ‘T.Erdoğan-M.Kemal’ gerilimi, farklı bir denkleme oturuyor. Burada CHP yok. Onun yerini Kürtler, yani Öcalan dolduruyor. Bunun yan sonucu ise, AKP karşıtları iki eksene bölünmüş bulunuyor.

Üç tarz-ı siyaset

Yaklaşık 100 yıl önce kurtuluş savaşı ve cumhuriyetin kuruluşu sırasında Mustafa Kemal Osmanlı Hanedanı’nı en üst rütbeli subay olarak Türk-Kürt birliğini sağlamıştı. Siyasal İslam takımını zabt u rabt altında tutmuş, Türklük esas faktör olmamıştı. Kürtlerle birlikte çalışmıştı. İsmet İnönü Cumhuriyetten önceki meclis açılış konuşmasında Büyük Millet Meclisi’ni “Türklerin ve Kürtlerin Meclisi” diye tanımlamakta bir sakınca görmemişti. Ta ki, cumhuriyetin ilanı ve ardından ulusal siyasal program netleşene kadar.

1904’te  Yusuf Akçura Osmanlı Devletinin siyasal geleceğine dair yazdığı ünlü makalede, gelecekteki siyasi seçenekleri, ‘üç tarz-ı siyaset’i sayar: Panislamizm, Osmanlıcılık ve Pantürkizm. Akçura Pantürkisttir ve zamanla onun ifade ettiği çizgiye Mustafa Kemal ve Cumhuriyet gelecektir.

Bugün M.Kemal’in siyasal çizgisi, diyalektik sonuçlarına varmış, 100 yıl içinde siyasal İslam ayrışmış, AKP şeklinde kendini bir siyasal özne olarak örgütlemiştir. Pantürkist akım da ayrışmış MHP olarak varolmuştur. Her iki siyasi akım çekişme içinde olsa da Türk-İslam Sentezi ortaya çıkmış, 12 Eylül 1980 darbesi ve ertesinde bu akımlar birleşmiştir. CHP’ye Kemalizmin sekülerizmi, devletçiliği kalmıştır ki, sekülerizm hariç dünya kapitalizmi için itibarsız bir programdır.

Şu çok açık: Kemalizm ayrışmış, toplumun ortak ülküsü olma değerini yitirmiştir. Toplumu ileriye taşıyacak bir mutabakatı temsil etmiyor. M.Kemal çizgisi siyasal İslam ve Kürtler karşısında yenilmiştir. Doğu’da iflas etmiş, Batı’da daralmıştır. Devlet ve sekülerizm savunusu ise, onu Türkçü zemine çekmekte, bu da onu güçlü olan Türk-İslam akımının baskısı altında bırakıyor, yüzünü ona dönmesine yol açıyor.

Yüzünü sola dahi dönmeyen bir siyasal akımın, Kemalizm’in üstelik bakiyesi durumuna düşmüş CHP, sosyalist sol için bir imkan değil, siyasi bir kapandır. Dolayısıyla CHP ana muhalefet olsa da siyasi olarak AKP’ye muhalefet edecek bir programa, eylem ve militan güce sahip değil.

28 Kânunisânî’yi unutma!

100 yıl önce farklı siyasi güç dengeleri üzerine kurulu olan cumhuriyet rejimi, bugün alt üst oluş içinde. Çözülüyor. İslamcı gelenek, cumhuriyeti kendi siyasal ekseninde inşa etmek üzere toplumu kanırtıyor. Büyük kavga iki burjuva fraksiyon arasında.

Bütün kavga işçi sınıfının sömürüsü ve Türklük zemininde yaşanıyor. Kapışma devlet ve siyaset katında koltukların paylaşılması üzerine. Asla devletin ve sistemin kendisi tartışma konusu değil.

Devrimci sosyalist bir akım, burjuvazinin bu iki tarihsel kliğinin çatışmasının dışından cümle kurabilmeli, farklı bir tarihi, siyaset tarzı, sınıf zemini ve bakış açısı olduğu unutulmamalı. Dokularımız farklı. AKP karşısındaki mücadelelerde bu yüzden devlet ve mülkiyet meselesi en başa yazılmalı. Toplumsal yarılmayı sınıf eksenine kaydırmalı.

CHP adalet, basın özgürlüğü dedikçe onun peşinden gitmek bir siyaset sayılmaz. İçeriden liderliği değiştirmeye soyunmak, bizim ne haddimize ne gücümüz, sayımız yeter. Üstelik, bize mi düşer? CHP’nin çıkarları temelinde yaratılan hareketliliğin içinde boylu boyunca yer alarak devleten ve sermayeden bağımsız bir siyasal akım inşa etmek mümkün olabilir mi?

Ez cümle albenisinin hayli yüksek olduğu zamanlarda yaşadığımız 28 Kânunisânî’yi hatırla!

‘T.Erdoğan’ ve ‘M.Kemal’ arasına kendini sıkıştırma... yeni bir dünya kuracağımızı, kapitalizmin insanlığın geleceğini temsil etmediğini, geleceğin komünizm olduğunu unutma!