Mesele'den

AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan, CHP liderini hedef alarak, hapiste bulunan milletvekili Enis Berberoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun aynı suça ortak olduğunu ileri sürdü.  Bu sözler Erdoğan’ın ağzından tesadüfen dökülen cinsten değil. Yeni iktidar stratejisinin bir parçası olarak seçilerek ve bilerek söylenmiş olmalıdır.

Yeni iktidar stratejisi ‘tek’çi ‘milli hükümet’ programıdır.

Bu strateji, gayri milli ilan ettiği kendi dışındaki tüm siyasal eğilimleri teslim almaya, tecrit ve imha etmeye yönelik işliyor. Bu strateji kendi dışına olduğu gibi kendi içine yönelik de şiddet uygulama kabiliyetine sahiptir. Bunun en somut örneği FETÖ operasyonlarıdır.

Erdoğan’ın stratejisi, esasen ‘yeni’ değildir. Tüm sağcı otoriter/totaliter rejimlerin ‘iktidar’ stratejisiyle uyumludur.  

Bu strateji, ceberrut eski devlet rejimini hedef alır, halkçı bir dile sahiptir, emperyalizmin ve büyük sermayenin desteğiyle iktidara gelir. İktidara en geniş siyasi blokla gelmenin ardından, stratejinin mekaniğinin ihtiyaç duyduğu zaman dilimleri içinde, giderek daralan ve merkezileşen bir iktidar konumuna ulaşır. İdeolojisini, gündelik hayatın en alt katmanlarına yayma imkanlarını yaratarak ilerler. Sosyal yardım ağları, din kurumu ve dini referanslar, milli ön yargılar, kadın düşmanlığı ve özel mülkiyet savunusu üzerinden kendini şekillendirir.

Sağcı iktidar stratejisi, otoriterleşmenin ve içe bükülmenin yol açtığı merkezileşme sebebiyle kaybettiği ya da daralan kitle desteğini ele geçirdiği devlet, medya, yargı gücüyle, içte ve dışta savaş girişimleriyle ikame edebilmektedir. 16 Nisan referandumunun şaibeli sonuçları bunun bir örneğidir. 

İşte bu yüzden, Erdoğan’ın Kılıçdarnoğlu’nu hedef alan sözleri ciddiye alınmalıdır. Bu sözlerin tüm kamu kurumları, basın ve yargı nezlinde ‘emir’, ‘suç duyurusu’ olduğunu bilen burjuva kamuoyu da Kılıçdaroğlu’nu hapse gönderme girişiminden derin endişe duyduklarını açıkladılar. İstanbul büyük sermayesinin sesi Doğan Medya Grubunun kimi yazarları (Ahmet Hakan, Murat Yetkin gibi) endişelerini ifade eden yazılar yazdılar.

Yandaş felaket tellalları, aşağılık köşe yazarları ise, uzun süredir CHP lideri için gün sayıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun tutuklanma ihtimali bile, toplumu ortadan ikiye bölmeye yol açabilecek dinamlikleri barındırıyor. Ancak Erdoğan’ın bunu hesap edecek ne niyeti ne de zamanı var. O, iktidarını perçinleyecek, mutlak liderliğini ilan edecek bir hamlenin peşinde.

HDP ve DBP’nin neredeyse tüm seçilmiş vekil, belediye başkanı, belediye meclis üyesi, parti il-ilçe yöneticisini rehin alıp tutuklama, FETÖ operasyonları ve onun siperliğinde solcu gazetecileri, kamu çalışanlarını, akademisyenleri tutuklamak da ‘tek lider’ olmak de yeterli olmuyor.

Kuşkusuz Kuzey Suriye’ye, Kürt bölgesine bir askeri sefer ilan ederek, bir savaş kumandanlığı üzerinden, tıpkı Musolini’nin Etyopya seferi gibi imparatorluğunu/payı tahtını ilan etmek onun için bir hayli hoş olabilirdi. Ancak dünya dengeleri buna izin vermiyor.

Geriye CHP liderini, yani toplumun yüzde 50’sini hedef almak kalıyor.

CHP cephesinden liderlerini hedef alan açıklamalara her ne kadar sert yanıtlar gelse de, esasen Erdoğan’ın hamlesine karşılık gelecek ve onu bu eyleminden caydıracak ciddi, somut bir çağrı  gelmedi. Adalet Yürüyüşünün seferber ettiği ve Maltepe Miting alanına topladığı kitlenin yeniden sokağa çıkmasına cesaret edecek bir açıklama ne CHP’nin kurumsal yapısından geldi ne de Kılıçdaroğlu adalet ve haklar için kitleleri yeniden sokağa çağırdı. CHP liderliği, devlet sorumluluğu gereği olacak, kitle seferberliği yerine Çanakkale’de, 1915 ruhunu çağıracak, Adalet Konferansı düzenleyecekmiş!

Eğer Kılıçdaroğlu’nun başına birşey gelirse, ki bunu istemeyiz bu başlatmış olduğu eylemi devam ettirmediği için çekmek zorunda kalacağı bir ceza olacaktır.

CHP gençliği, partili kadınlar, işçiler ve CHP’nin kadim dostu Alevi toplumu bu cezanın tepelerinde dolaştığını görüyor. Ancak yıllardır olduğu gibi parti bürokrasisini ve liderliğini aşamıyorlar.

Umarız bu engel aşılır ve fiili mücadelenin yoluna konan barikatlar yıkılır. Aksi halde, en ilerici olanlar bile, iktidarın yeni stratejisi altında kendilerine biçilen cezayı çekmek için sıraya girmek durumunda kalacaktır.